. Tasfiye . Edebiyat-Düşünce Dergisi Yıl 3 Sayı 9 Eylül-Ekim 2006



İlim Yayma Yurdu penceresinden hayat, hatıralar (II)

 

HER KONUŞMACIYA BAŞKA DİNLEYİCİ


.: Mehmet SACİT .:


İlim Yayma Yurdunda kaldığımız yıllarda yurdumuza çok sayıda konuşmacı gelirdi. Bu konuşmacıların kimisi tanınmış yazarlar, siyasetçilerken, kimisi de adı pek duyulmayan kişilerdi. İstanbul büyük bir şehir, ülkenin kültür ve düşünce merkezi. Bu durumda pek tabii olarak düşünce dünyasıyla iç içe yaşıyor insan. O yıllarda dinî, siyasî, entelektüel konularda derinlikli bir üniversite öğrencisi kitlesi vardı. Öğrenci yurtları da konuşmacılar için büyük bir potansiyeldi. Bizim yurdumuzun kütüphanesi aynı zamanda da ders çalışma salonu konuşmalar için müsait bir yerdi. Orada çok verimli, zevkli konuşmalara şahit oldum bazen, bazen de çok sıkıcılarına.


Kadir Mısıroğlu her yıl mutlaka gelirdi. Konuşmaları çok renkli geçerdi. Saatlerce süren konuşmalarında biz kütüphaneden çıkar, işlerimizi, ihtiyaçlarımızı halleder, konuşmayı dinlemeye devam etmek için tekrar oraya dönerdik. Nispeten ilerlemiş yaşına rağmen son derece dinç bir görüntü verirdi. Sürekli çay ve sigara içerdi. Akşam sekizde başladığı konuşmasını sabaha karşı dört civarında bitirirdi. Başındaki fesi, elindeki bastonu ayrılmaz parçalarıydı. Konuşması sırasında bir parantez açar, bir sürü malumattan sonra parantezi kapatır, kaldığı yerden konuşmasına devam ederken biz zekasına, hatırlama gücüne şaşardık. Konuşmaları hatıra üzerine temellenirdi. Biraz da muhalif tarihçi kimliği konuşmalarına ilgiyi artırırdı. Entelektüel bir duruşu yoktu. Kişiler üzerine yoğunlaştırdığı anlatımlarında bazen kabul edemeyeceğimiz isnatlarda bulunurdu. Bir kere Ali Bulaç’tan hazzetmezdi, ona karşı büyük bir öfkesi vardı. Onun gizli inançları olduğundan bahsederdi. İran’daki siyasi/toplumsal dönüşümü kabul etmez, CIA işbirliği olduğunda ısrar ederdi. Osmanlı’ya olan aşırı bağlılığı Osmanlı idaresini günahsızlaştırma boyutuna varan bir seviyeye çıkarırdı. Anlatımındaki doğulu hikaye anlatıcılarına benzerlik, kesintisiz bir biçimde bizi onu takip etmeye iterdi. Düşünce dünyamıza pek bir katkısı olmasa da İlim Yayma’daki arkadaşlarımla aramızdaki Kadir Mısıroğlu muhabbetleri /değerlendirmeleri her zaman ilgi görürdü. Mustafa Cıdık arkadaşımın, Kadir Mısıroğlu’yla kitap fuarında yaşadıkları uzun süre dilimizden düşmemişti. Fuarda kendisine Ali Bulaç’ın mealini soran bir kişiye bastonunu havaya kaldırıp fevkalade kızarak karşılık vermesini Mustafa’nın dilinden defalarca dinlemişizdir. Bugün bile onunla ilgili anıları paylaşmak bize büyük bir haz verir.


Ali Bulaç, yurdumuzda konuşma yapmaya gelen en kıymetli bir iki konuşmacıdan biriydi. Entelektüel kişiliği, İslami hassasiyetleri ile diğerlerinden sıyrılırdı. Konuşma dilini pek kavrayamadıklarından olsa gerek konuşmasını dinleyen öğrenci sayısı oldukça azdı. Mesela, Kadir Mısıroğlu’nun anı/tarih/şov merkezli anlatımları kütüphaneyi doldururken, Ali Bulaç’ın konuşmalarında sadece sandalye sayısı kadar öğrenci konuşmayı dinlerdi. Ali Bulaç’ı düşünce dünyasıyla kavrayamayan birçok arkadaş, onu siyasi ve dini yönelimleriyle yargılamaya çalışırdı. Ben o yıllarda Ali Bulaç’ın kitaplarının hemen tamamını okumuştum. En çok ilgi duyduğum, düşüncelerinden yararlandığım yazarlardandı. Modern dünyayı tanıyıp tahlil etmede bize yol gösterdiğine inanıyorum. Onun kitaplarını ilk okumaya başladığımda aynı zamanda yeni bir dünyanın kelimelerini de kavramaya başlıyordum. Konuşmalarında da aynı yaklaşım devam ederdi. Dedikoduya, magazine prim vermeyen üslûbuyla didaktik, tahlilci bir anlatımı tercih ederdi. Ali Bulaç’ın şivesi her zaman bana sıcak, ilgi çekici gelmiştir. Konuşmalarını mutlaka sonuna kadar dinler, notlar alırdım. Ali Bulaç, sonraları yurdumuza gelmemeyi tercih etti. Yurt müdürümüz kendisine sitem ederdi ama sanırım Ali Bulaç öğrencilerin genel ilgisizliğinden dolayı böyle bir tercihte bulunmuştu.


Yurt konuşmacılarından bir diğer renkli sîma da Yaşar Kaplan’dı. Kadir Mısıroğlu gibi Yaşar Kaplan da arkadaşlarımızın sohbetlerinde önemli bir yere sahip olurdu. İstanbul’da bulunmak birçok düşünce adamının hayatının farklı yönlerini gözlemlemek/duymak imkânını veriyordu. Yaşar Kaplan heyecanlı bir kişiliğe sahipti. Konuşması coşkuluydu. Gerçi ses tonundaki tizlik yer yer rahatsız edici olsa da kendisini ilgiyle dinlerdik. İlim Yayma konuşmacılarının birçoğuna gösterilen ilgi esasen anlattıkları şeylerden neşet etmiyordu. Onların tavırları, jestleri, bazı kişilerle ilgili hiçbir yerde duyamayacağımız anekdotları aktarmaları konuşmalarına teveccühümüzü artırıyordu. Yaşar Kaplan biraz kendini övmeyi seven bir kişiliğe sahipti. Bazı kavramları, mesela tıp bilimleriyle ilgili olanları sosyal bilimlerin kelime hazinesine katmakla övünürdü. Konuşmalarında yurttaki öğrenci arkadaşlara yeri geldiğinde bir sınıf ortamında olduğu gibi sorular yöneltir, aradığı cevapları veren olmadıkça fevkalade memnun olurdu, çünkü doğru cevapların sadece kendinde olduğu iddiasında idi.

 

“Paradoks nedir, paradoks?” sorusu Yaşar Kaplan’la ilgili en temel espri ve hatırlatıcı ifade olarak belleklerimizde bugün de tazeliğini koruyor. Din anlayışındaki bazı açmazlar ve üslûbundaki bazı ilginç yaklaşımlar olmakla birlikte ben şahsım adına Yaşar Kaplan’a sempati duyardım. Bir şeyler yapma gayreti içindeydi. Özellikle bazı gelenekçi çevrelere karşı “Peygamberlik sanattır.” sözü nedeniyle Akit gazetesindeki köşesinde yaptığı Cemaleddin Efgânî savunması ona karşı muhabbetimi daha da artırmıştı. Yanılmıyorsam üç dört gün süren köşe yazılarında Efgânî’ye dönük saldırılara karşılık vermişti. Ben de yurdun panosuna bu yazıları fotokopi ederek asmıştım. Bu tavrım bazılarını rahatsız etmiş olmalı ki ara sıra yurdumuza gelen, ismini şimdi hatırlayamadığım, düşünce tıkanıklığıyla malul, kendince karizmatik duruşunu kıyafetiyle destekleyen bir şahıs mescidde Efgânî’nin “sapık”lığını ispatlama konuşması yapmıştı. Yurdun genel entelektüel seviyesi, takdire şayan birikimleriyle temayüz eden bazı arkadaşların varlığına rağmen pek iç açıcı değildi.


Yaşar Kaplan gibi heyecanlı konuşmacılar, kimi problemli açılımlarına rağmen yurdun durağan düşünce hayatının hareketlenmesine katkıda bulunuyorlardı. (Hatıraların konuşmacılar bölümü devam edecek.)