|
. Tasfiye . Edebiyat-Düşünce Dergisi Yıl 3 Sayı 9 Eylül-Ekim 2006 |
|
SESİNİN YANKISI
YETMEDİYSE İNSANLIĞA
Yıllar önce de tıpkı böyle yanıp kavrulmuştu yüreklerimiz. Küfür bayrağı altındaki canavar ruhlu katiller, götürdükleri ıssız yerlerde taşlarla parçalamaya çalışıyorlardı, kollarını ve bacaklarını savunmasız yiğitlerin. Kaç kişinin pençelerinde savunmasız tek bir mü’min. Bundan sonra dönmez dünya zannetmiştik, güneş gülümsemez, bulutlar rahmet indirmez susuz topraklara. Ebabiller taş değil cehennem koru fırlatır zalim beyinlere.
Kurşunlardan, bombalardan,
hakîkate isyan eden katillerden korusun seni; çaresizlerin, mazlumların
Hâmî’si.
Bir avuç kum atayım
koştuğun yollara. Ve kâfirlerin üzerine bir kez de biz söyleyelim: Yâ Sîn.
Ve’l-Kur’ân’il-Hakîm… diye.
Benim figânıma aldırma
yavrum. Kanayan yüreğimi umursama. Bağrıma bastığım taşları bir kez de senin
için fırlatıyorum.
İnen her cop, kin olup
yaksın kırılası ellerini.
Senin tebessümün umut oldu
diğer çocuklara. Şimdi onlar yarıştalar sana yetişebilmek adına. Bir adım
daha yaklaşıyorlar demir yığınlarına.
Sesinin yankısı yetmediyse
insanlığa, yüzünün tebessümü ulaştı mü’min fıtratlara.
Yakup, gözlerine fer olsun
diye kokulu gömleğini bekliyor.
Davud ve Süleyman
kucaklamak için seni saray kapılarını sonuna kadar açmış bekliyorlar.
Musa, denizin karşı
kıyısına geçmen için seni bekliyor.
İbrahim öpüyor gözlerinden.
Muhammed, Hasan ve
Hüseyin’in yanlarına seni çağırıyor.
Göklerden bomba yerine
rahmet yağıyor, altlarından ırmaklar akan cennetler sıraya geçmiş seni
selamlıyorlar.
Sen üzülme yavrum!
Yalnız bıraksa da seni tüm insanlık, “dur” demese de zalimin zulmüne
basiretsiz kuklalar; unutma, bizi de onları da yaratan “Bir”i var! |
|
|