. Tasfiye . Edebiyat-Düşünce Dergisi Yıl 3 Sayı 9 Eylül-Ekim 2006



ÖZGÜRLÜK MASALI

Mustafa UÇURUM

 

Her canlının en doğal haklarından biri olan özgürlük, kişilerin keyfi tanımlarına bırakılınca; özgürlük olmaktan çıkıp bir işkenceye dönüşmektedir. Başkalarının haklarını çiğnemeye başladığımız yerde bizim özgürlüğümüzün son bulması gerektiği gerçeği düşünülecek olursa, özgürlük kavramının ne kadar hassas bir çizgide durduğu daha kolay anlaşılacaktır.

Yaşadığımız dünyanın nasıl bir hale geldiğine dair yeni yeni tespitler ortaya atılmaktadır. Dijital bir cennet ya da dijital bir çöplük, avcumuzun içindeki bir oyuncak ya da parmağımızın ucundaki bir “tık”lamalık mesafedeki gözümüzün önünde dönüp duran bir çarkı felektir artık dünya. Gizlenmek ya da saman altından su yürütmek öyle eskisi gibi mümkün değildir artık. Her şey burada, gözler önünde, alenen yapılmaktadır. İyilikler ve kötülükler, günahlar ve sevaplar, ihtilaller ve sömürüler canlı bir şekilde adım adım gerçekleşmekte ve bütün insanlık olarak bir filmi izler gibi izlemekteyiz olup biteni.

Duygularını ve duyularını yitirmek bu olsa gerek. Milyarların gözü önünde adını kendi koydukları “özgürlük masalıyla” yalnız ve yalnız Müslüman topraklarına yaptıkları “barış harekâtlarıyla!” içlerindeki gizli emellerini gerçekleştirmekteler. “Ben tek başıma ne yapabilirim ki…” gibi kaçamak cevaplarla kendini temize çekmeye çalışan her kim olursa olsun bilmeli ki, bir kul olarak ziyandadır, sapkınlığa sürüklenmiştir, bir kertenkele çukuruna doğru sürüklenmektedir. Zevk için, ferahlık için içilen bir şişe kolanın bile bir tavır için terk edilmesi onurlu duruş adına önemli bir harekettir. Filistinli çocuk da biliyor elbette attığı taşın üzerine gelen kocaman tanka hiçbir şey yapamayacağını ama yine de boş durmuyor ve elinden geleni yapmak için çaba sarf ediyor. Necip Fazıl’ın dediği gibi; “sapan taşlarının yanında füze / başka alemlerle farkımız bizim.”

Kavramlar kişiselleştiği andan itibaren ortak bir düzenden bahsetmek mümkün olmayacaktır. Hayatı kendi yaptığı yoruma göre yaşamaya çalışmak; düzensizliğin ilk adımı olacak ve herkes ayrı telden çalarak karmaşanın mâkul karşılanması gibi bir handikap ortaya çıkacaktır. Amerika okyanuslar ötesinden Irak’ı özgürleştirme bahanesiyle bizzat yaptığı müdahalede ya da Lübnan için İsrail’e verdiği açık destekte hangi özgürleştirmeden bahsedebilir ki? Irak’ta Saddam’ın döneminde acaba bu kadar ölüm haberleri alınıyor muydu?

Bir ülkenin iç işlerine karışmak, müdahale etmek hangi özgürleştirme tanımıyla bağdaşabilir? Amerika’nın kendi uydurduğu bu masal ile daha birçok Müslüman coğrafyasını kana bulayacağı kesin olarak görülüyor. Kendi kurdukları çarkta eritmek istedikleri o kadar çok hedef var ki; bu hedeflerin acizliği Amerika’nın ekmeğine yağ sürmekte ve yaptıkları planların işlemesine zemin hazırlamakta.

Özgürlük demek her gün sokaklarında bombaların patlaması, her gün onlarca insanın ölüp gitmesi anlamına geliyorsa Afganistan ve Irak özgürlük yolunda ilerliyorlar diyebiliriz. Sırada hangi ülkelerin olduğunu sıralamak bir komplo teorisi falan değildir. Her şey açık ve net gözlemlenmektedir. Kendi adlarına şartlar oluştuğunda kaldıkları yerden devam edeceklerdir özgürleştirme çalışmalarına.

Onlar kendi emellerini gerçekleştirirken, ölen o kadar suçsuz mazlumun elinden alınan özgürlüklerin hesabını kim soracak? Belki de kimse soramayacak. Amerika yaptığı taktiklerle odak noktasındaki ülkeleri önceden ekonomik olarak kendine bağlamakta, daha sonra sırası gelince de o ülkeleri kendi yazdığı senaryolarda oynamaya mecbur bırakmakta. Bu kurulu düzen devam ettiği müddetçe Amerika ve yandaşları kendilerine yeni hedefler bulmakta zorlanmayacak ve rüzgârı kendi yönlerine çevirmekte güçlük çekmeyeceklerdir.

Vurdumduymazlık, teslim olmuşluk devam ettiği müddetçe adı özgürleştirme, barış gücü, silahsızlandırma olan daha birçok haksızlıkla karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz olacaktır. Onlar için önemli olan, gizli emellerini gerçekleştirecek bir kılıf bulmaktır. Dünya düzeni bu şekilde teslim olmuşlukla baş başa kaldığı müddetçe yeni senaryolara hazırlıklı olmamız gerekiyor. Onlar dünyayı kendi çevrelerinde döndürmeye çalışmaktalar ve birçok işbirlikçi ülkede buna zemin hazırlamakta. Hesap sorma cüretinde bile bulunamayanlar olduğu için şimdilik dünya onların istediği gibi dönüyor.

Amerika’ya özgürlük, Müslümanlara esaret.

Batıya gül bahçesi, doğuya kan gölü.

Böyle bir dünya düzenini hiçbir aklın kabul etmesini düşünmek bile abesle iştigal olması gerekirken; yaşadığımız durum ne yazık ki bundan ibarettir.

Ahlaksızlık alabildiğine, başörtüsüne yasak.

Aslında haksızlıklara örnek aramak için uzaklara gitmeye de gerek yok. Yanı başımızda, gözlerimizin önünde her gün yeni yeni haksızlıklara tahammül ederken, kilometrelerce uzaktaki kardeşlerimizin çektiği sıkıntılara merhem olabileceğimize kim inanabilir ki?

Onların özgürleştirme masalları kendilerine kalsın demek için acaba daha ne kadar bekleyeceğiz? Söylenecek her sözün havada asılı kalmasından çekinir olduk. Duyarsızlığımızın son bulması için bizim de mi özgürleştirilme kapsamına girmemiz bekleniyor? Eğer öyleyse durum vahim demektir. Duyarlılığını yitirmiş bir milleti ayağa kaldırmak için o bile kâfi gelmeyecektir. Şimdi uyuyanlar, o zaman ancak rüya görebilirler.

Sımsıkı sarılmamız gereken bir ip var. O’nun ipine sımsıkı sarsılanlar ancak kurtuluşa ereceklerdir. Oradan buradan yardım dilemek, acziyetine başka kapılardan şifa aramak kimseye fayda sağlamaz.