|
ÖZGÜRLÜK MASALI
Mustafa UÇURUM
Her canlının en doğal
haklarından biri olan özgürlük, kişilerin keyfi tanımlarına bırakılınca;
özgürlük olmaktan çıkıp bir işkenceye dönüşmektedir. Başkalarının haklarını
çiğnemeye başladığımız yerde bizim özgürlüğümüzün son bulması gerektiği
gerçeği düşünülecek olursa, özgürlük kavramının ne kadar hassas bir çizgide
durduğu daha kolay anlaşılacaktır.
Yaşadığımız dünyanın nasıl bir hale geldiğine dair yeni yeni tespitler
ortaya atılmaktadır. Dijital bir cennet ya da dijital bir çöplük, avcumuzun
içindeki bir oyuncak ya da parmağımızın ucundaki bir “tık”lamalık mesafedeki
gözümüzün önünde dönüp duran bir çarkı felektir artık dünya. Gizlenmek ya da
saman altından su yürütmek öyle eskisi gibi mümkün değildir artık. Her şey
burada, gözler önünde, alenen yapılmaktadır. İyilikler ve kötülükler,
günahlar ve sevaplar, ihtilaller ve sömürüler canlı bir şekilde adım adım
gerçekleşmekte ve bütün insanlık olarak bir filmi izler gibi izlemekteyiz
olup biteni.
Duygularını ve duyularını yitirmek bu olsa gerek. Milyarların gözü önünde
adını kendi koydukları “özgürlük masalıyla” yalnız ve yalnız Müslüman
topraklarına yaptıkları “barış harekâtlarıyla!” içlerindeki gizli emellerini
gerçekleştirmekteler. “Ben tek başıma ne yapabilirim ki…” gibi kaçamak
cevaplarla kendini temize çekmeye çalışan her kim olursa olsun bilmeli ki,
bir kul olarak ziyandadır, sapkınlığa sürüklenmiştir, bir kertenkele
çukuruna doğru sürüklenmektedir. Zevk için, ferahlık için içilen bir şişe
kolanın bile bir tavır için terk edilmesi onurlu duruş adına önemli bir
harekettir. Filistinli çocuk da biliyor elbette attığı taşın üzerine gelen
kocaman tanka hiçbir şey yapamayacağını ama yine de boş durmuyor ve elinden
geleni yapmak için çaba sarf ediyor. Necip Fazıl’ın dediği gibi; “sapan
taşlarının yanında füze / başka alemlerle farkımız bizim.”
Kavramlar kişiselleştiği andan itibaren ortak bir düzenden bahsetmek mümkün
olmayacaktır. Hayatı kendi yaptığı yoruma göre yaşamaya çalışmak;
düzensizliğin ilk adımı olacak ve herkes ayrı telden çalarak karmaşanın
mâkul karşılanması gibi bir handikap ortaya çıkacaktır. Amerika okyanuslar
ötesinden Irak’ı özgürleştirme bahanesiyle bizzat yaptığı müdahalede ya da
Lübnan için İsrail’e verdiği açık destekte hangi özgürleştirmeden
bahsedebilir ki? Irak’ta Saddam’ın döneminde acaba bu kadar ölüm haberleri
alınıyor muydu?
Bir ülkenin iç işlerine karışmak, müdahale etmek hangi özgürleştirme
tanımıyla bağdaşabilir? Amerika’nın kendi uydurduğu bu masal ile daha birçok
Müslüman coğrafyasını kana bulayacağı kesin olarak görülüyor. Kendi
kurdukları çarkta eritmek istedikleri o kadar çok hedef var ki; bu
hedeflerin acizliği Amerika’nın ekmeğine yağ sürmekte ve yaptıkları
planların işlemesine zemin hazırlamakta.
Özgürlük demek her gün sokaklarında bombaların patlaması, her gün onlarca
insanın ölüp gitmesi anlamına geliyorsa Afganistan ve Irak özgürlük yolunda
ilerliyorlar diyebiliriz. Sırada hangi ülkelerin olduğunu sıralamak bir
komplo teorisi falan değildir. Her şey açık ve net gözlemlenmektedir. Kendi
adlarına şartlar oluştuğunda kaldıkları yerden devam edeceklerdir
özgürleştirme çalışmalarına.
Onlar kendi emellerini gerçekleştirirken, ölen o kadar suçsuz mazlumun
elinden alınan özgürlüklerin hesabını kim soracak? Belki de kimse
soramayacak. Amerika yaptığı taktiklerle odak noktasındaki ülkeleri önceden
ekonomik olarak kendine bağlamakta, daha sonra sırası gelince de o ülkeleri
kendi yazdığı senaryolarda oynamaya mecbur bırakmakta. Bu kurulu düzen devam
ettiği müddetçe Amerika ve yandaşları kendilerine yeni hedefler bulmakta
zorlanmayacak ve rüzgârı kendi yönlerine çevirmekte güçlük çekmeyeceklerdir.
Vurdumduymazlık, teslim olmuşluk devam ettiği müddetçe adı özgürleştirme,
barış gücü, silahsızlandırma olan daha birçok haksızlıkla karşı karşıya
kalmamız kaçınılmaz olacaktır. Onlar için önemli olan, gizli emellerini
gerçekleştirecek bir kılıf bulmaktır. Dünya düzeni bu şekilde teslim
olmuşlukla baş başa kaldığı müddetçe yeni senaryolara hazırlıklı olmamız
gerekiyor. Onlar dünyayı kendi çevrelerinde döndürmeye çalışmaktalar ve
birçok işbirlikçi ülkede buna zemin hazırlamakta. Hesap sorma cüretinde bile
bulunamayanlar olduğu için şimdilik dünya onların istediği gibi dönüyor.
Amerika’ya özgürlük, Müslümanlara esaret.
Batıya gül bahçesi, doğuya kan gölü.
Böyle bir dünya düzenini hiçbir aklın kabul etmesini düşünmek bile abesle
iştigal olması gerekirken; yaşadığımız durum ne yazık ki bundan ibarettir.
Ahlaksızlık alabildiğine, başörtüsüne yasak.
Aslında haksızlıklara örnek aramak için uzaklara gitmeye de gerek yok. Yanı
başımızda, gözlerimizin önünde her gün yeni yeni haksızlıklara tahammül
ederken, kilometrelerce uzaktaki kardeşlerimizin çektiği sıkıntılara merhem
olabileceğimize kim inanabilir ki?
Onların özgürleştirme masalları kendilerine kalsın demek için acaba daha ne
kadar bekleyeceğiz? Söylenecek her sözün havada asılı kalmasından çekinir
olduk. Duyarsızlığımızın son bulması için bizim de mi özgürleştirilme
kapsamına girmemiz bekleniyor? Eğer öyleyse durum vahim demektir.
Duyarlılığını yitirmiş bir milleti ayağa kaldırmak için o bile kâfi
gelmeyecektir. Şimdi uyuyanlar, o zaman ancak rüya görebilirler.
Sımsıkı sarılmamız gereken bir ip var. O’nun ipine sımsıkı sarsılanlar ancak
kurtuluşa ereceklerdir. Oradan buradan yardım dilemek, acziyetine başka
kapılardan şifa aramak kimseye fayda sağlamaz.
|