|
PELTEK SEREMONİ – I
.:
Emine ŞİMŞEK
.:
Nîran
Gecenin parmaklarına iliştirdiğim hınç sarsarken beni, eylül savuruyorum
mülteci gözlerine. Eylül ki nicedir içimde kırgın bir kırlangıç… Çatırdıyor
kelimelerin beyninde isyan! Muştulu mısralara muttasıl kehanet okuyorum,
bilesin! Kemiğini aldın sözlerimin, ruhunu kopardın benliğimin. Oysa nihan
bir bahardın ellerimde, kerahatte uzandığım dua(m)ydın. İsmail’ce gözyaşım,
İbrahim’ce yanmamdın.. Nasıl ve neden girdabında susmalarım. Nihilist
öfkemin sinir uçlarında karia …
O/Giderken…
Yoktu örnek gösterilecek zaman… Yoktu örnek gösterilecek mekân… Üçüncü
katıydı belki gözlerinin, belki dibe vurmuş kelimelerin çıkmazıydı. Ayn-şın-kaf
terk ederken belki elifbasını... Yoktu kalbimin ‘âh’ını anlatacak kelime.
Yoktu suskun(m)un göğünde umut! Vardı ‘âh’ımda derin bir siyah, usumda
dinmez bir hınç…
Sükût..
İçimde acı,içimde kin,içimde koyu bir siyah…Münhedim bakışlarımla
sığınıyorum mısralara. Münkerat arasından geçerken yakalıyor beni isyan.
Hadesten taharetle arınmıştım oysa, ‘Bismihû’ deyip yıkamıştım sözlerimi. Bu
karanlık, bu yalınlık?!... Bu sûret!... Korkuyorum… Hayatın aymazlığı
sarsıyor beni. Tutuluyor yüreğim nergisin gölgesinde. İntihara çağırıyor
beni kardelen. Yüreğimde ‘sus’nöbeti… Gözlerimdeki his: Ölü kehâneti!
Ya-nıl-gı!
Müfessiri olmalıydın oysa yitik düşlerin, ‘sus’tan içre büyüyen çığlığın…
Çıkınında umut olan rüyalara dalmalıydık. İzbe mekanlardan kurtarmalıydık
aşkı. Pembe kalemle çizmeliydik aşkın coğrafyasını. Yeşilin her tonunu
devşirmeliydik sevda yumağından. Üryan gecelere inat sığınmalıydık Zühre’ye.
Şahit olmalıydı güneş, ay ve on bir yıldız. Nutku tutulmalıydı sözlerin,
dize gelmeliydi küllî lisan.
Ya-nıl-gı! Yanıldın!
Bilemedin İsmail’i kesmez bıçak, İbrahim’i yakmaz ateş.
Ya-nıl-gı! Yanıldım!
Bilemedim Yusuf bakışlarında ihanet barındırdığını… Bilemedim sevda
mintanında kara yama olduğumu…
Bileydim…
“Bileydim layık olmadığını,
yürür müydüm yollarında?” *
* Nurullah Genç
|