. Tasfiye . Edebiyat-Düşünce Dergisi Yıl 3 Sayı 9 Eylül-Ekim 2006


 

KÜRESEL EMPERYALİZMİN AYAK SESLERİ!

Cemil ARSLAN


“Papa 16. Benediktus, 12.09.2006 günü Resengburg Üniversitesinde yaptığı konuşmada, Medine döneminden itibaren Hz. Muhammed ve Müslümanların dini yayma konusunda şiddeti bir yöntem olarak benimsedikleri iddiasında bulunmuştu. Papa bu görüşü, Bizans İmparatoru İkinci Mihail Paleologos ile bir Farisi bilge arasındaki hayali diyalogu konu olarak ele alan eserde, imparatorun Müslüman muhatabına seslenerek, ‘Muhammed'in yeni olarak ne getirdiğini bana göstersene! Bu konuda, inandığı dini, kılıçla yayma buyruğu türünden kötü ve insanlık dışı şeyler dışında hiçbir şey bulamazsın’ dediğini hatırlatmıştı.”


Katoliklerin ruhani lideri Papa’nın bu hezeyanına ve müfteriliğine doğrusu hiç şaşırmadım. Çünkü Papa, zaten ruhunun derinliklerinde sakladığı kin, nefret, düşmanlık, haset ve fesadı açıkça ilan etmiş oldu. Beyan edilen şeyler, aslında Hıristiyanlığın gerçek/maskesiz yüzünü, bilinçaltındaki dehşet verici batıl düşüncelerini, saygısızlığını, hoşgörüsüzlüğünü, bencilliğini, küstahlığını, hoyratlığını ve despotluğunu alenen dile getiriyordu.


Emperyalizm; “güçlü bir devletin ekonomik yardımda bulunma, modernleştirme, uygarlaştırma v.b olumlu gerekçelere dayanarak, müspet görüntüler altında -gerçek yüzünü saklamak suretiyle- geri kalmış ya da gelişmekte olan ülkelerin yeraltı ve yer üstü zenginliklerini sömürme, onları ekonomik ve siyasal açıdan kendisine bağımlı hale getirme, çaresiz, çözümsüz, bitkin ve etkisiz bırakma süreci”dir.


Emperyalizmin yoğun baskıları, tehditler, aldatmalar, ablukalar, ambargolar, kin kusmalar, kurmaca dünyalar, sahte beyanlar, akıl almaz senaryolar vb. menfi olgular fakir ülkelerin toplumsal yapısını, ekonomik sistemini, insanlar ve milletler arası münasebetleri olumsuz yönde etkilemiştir. Bu toplumların ruhları ipotek altına alınmış, beyinleri parsellenmiş, iradeleri tescillenmiş bazı insan müsveddeleri ya da yönetim mekanizmasında bulunan elit tabakanın sarsılmaz temsilcileri; ekonomik ve teknolojik az gelişmişliğin yanı sıra aşağılık kompleksinin de etkisiyle iktisadi açıdan gelişmiş ülkelerin daha çok olumsuz olarak nitelendirilecek davranışlarını, tutumlarını, perspektiflerini, yaşam tarzlarını, paradigmalarını sanki yerleşik bir alışkanlıkmış gibi adeta bir eşantiyon edasıyla pervasızca kendi toplumsal yapılarına empoze etmekten geri durmadılar.


Günümüz dünyasında gündemde önemli bir yer tutan globalleşme ya da küreselleşme süreci; kültürel/ekonomik/siyasi emperyalizmin yani küresel emperyalizmin önemli adımlarından birisini oluşturmaktadır.


NATO, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği vb. örgütlenmeler de küresel emperyalizmin ayak oyunlarından veya sinsi tuzaklarından başka bir şey olamaz.


Küreselleşme ya da modernleştirme bahanesiyle birçok ulusun doğal ve yapay gelir kaynakları acımasızca talan edilmiştir. Dolayısıyla bu yoksul halkların kültürel mirası da belirli dayatmalar ve aldatmalar sonucu dejenere, demode ya da izole olmaya başlamıştır.


Zamanla kendi kültürel değerlerine, tarihi mirasına, dini ilkelerine yabancılaştırılan ve ihanete uğrayan bu toplumlar; kültürel açıdan olumsuz yönde etkilendikleri gibi ister istemez ekonomik ve teknolojik açıdan da dışa bağımlı hale getirildiler.


Bu gün, önemli ölçüde petrol zengini olan bazı Arap ülkeleri teknolojik alanda, siyasi arenada oldukça tecrübesiz ve geri kalmışlardır. Sadece petrol zengini olmak, yatıp-yuvarlanmak; teknoloji üretmemek, sanayi yatırımı yapmamak, istikbale yönelik insanları ideal bir eğitim sürecinden geçirmemek sorunları tamamen içinden çıkılmaz bir boyuta ve buhrana getirmektedir. Hammaddenin yanı sıra teknolojik transferin de mutlaka yapılması yahut ikame edilmesi gerekir.


Bu ülkelerin birçoğu dış güvenliklerini (egemenliklerini) tamamen ABD’ye teslim etmiştir. Elbette bu siyaseti güden teslimiyetçi malum devletlerin küresel emperyalizmin küstah, bedbaht ve insafsız pençelerine düşmeleri, inim inim inlemeleri, bundan ağır maddi ve manevi bilânçolarla ayrılmaları gayet tabiidir.


ABD öncülüğünde adeta promosyon(!) gibi sunulan Yeni Dünya Düzeni (Düzensizliği) ve Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) de bu yaklaşımın temel adımlarından birisidir. Güya dünyaya yeni bir teknoloji, çağdaşlık, demokrasi veya medeniyet getirme iddiasında bulunan ABD’nin, şer odaklarının, dış patentli mihrakların gerçek hedefi; üçüncü dünya ülkelerinin doğal ve ekonomik kaynaklarını sömürmek, barbar, hunhar, gaddar veya gayri insani politikalarını meşru(!) kılmak, bu mazlum ve masum milletleri kendilerine uşak ve yandaş yapmaktan başka bir şey değildir.
 

Ülkemizde İslam Dinini dünyevileştirmek isteyen seküler beyinler, protestan anlayışlar, din adamı kılığına giren garip mahlûklar, yüce dinimizi kendi kötü çıkar ve ideallerine alet etmek isteyen zavallı insanlar güruhu da küresel sermayenin, haçlı zihniyetinin veya emperyalist sistemin mümessilleridir.
 

Küresel emperyalizmin veya vahşi kapitalist sistemin ülkemizdeki yılmaz bekçileri, satılık kalemşorlar, yerli işbirlikçiler, mason locaları, liboşlar, onursuz ve arsız kendini bilmez bazı insanlar fütursuzca ülkemizde cirit atıyor, düşmanlık tohumları ekiyor, insanlarımızı acımazsızca birbirine kırdırıyor, toplumsal birlikteliğimizi tehdit ediyor, sanki muzaffer bir asker gibi davranıyor ve sonuçta sadece kendisini kandırdığının farkına bile varmıyor.
 

Sonuç itibarıyla; mustazaf milletlerin kendi kültürel değerlerini, normlarını, tarihsel miraslarını, dini inanç ve ahlâk anlayışlarını sorgulamaları, eğitim politikalarını yeniden gözden geçirmeleri, hemen her alanda radikal önlemler almaları, topyekûn zihinsel inkılâba tabi tutulmaları ve nesillerine ideal düzeyde eğitim-öğretim imkânı sunmaları gerekir. Bunun yanı sıra bilâhare ekonomi ve sanayi hamlesi başlatmaları şarttır.