|
KÜRESEL
EMPERYALİZMİN AYAK SESLERİ!

Cemil ARSLAN
“Papa
16. Benediktus, 12.09.2006 günü Resengburg Üniversitesinde yaptığı
konuşmada, Medine döneminden itibaren Hz. Muhammed ve Müslümanların dini
yayma konusunda şiddeti bir yöntem olarak benimsedikleri iddiasında
bulunmuştu. Papa bu görüşü, Bizans İmparatoru İkinci Mihail Paleologos ile
bir Farisi bilge arasındaki hayali diyalogu konu olarak ele alan eserde,
imparatorun Müslüman muhatabına seslenerek, ‘Muhammed'in yeni olarak ne
getirdiğini bana göstersene! Bu konuda, inandığı dini, kılıçla yayma buyruğu
türünden kötü ve insanlık dışı şeyler dışında hiçbir şey bulamazsın’
dediğini hatırlatmıştı.”
Katoliklerin ruhani lideri Papa’nın bu hezeyanına ve müfteriliğine doğrusu
hiç şaşırmadım. Çünkü Papa, zaten ruhunun derinliklerinde sakladığı kin,
nefret, düşmanlık, haset ve fesadı açıkça ilan etmiş oldu. Beyan edilen
şeyler, aslında Hıristiyanlığın gerçek/maskesiz yüzünü, bilinçaltındaki
dehşet verici batıl düşüncelerini, saygısızlığını, hoşgörüsüzlüğünü,
bencilliğini, küstahlığını, hoyratlığını ve despotluğunu alenen dile
getiriyordu.
Emperyalizm; “güçlü bir devletin ekonomik yardımda bulunma, modernleştirme,
uygarlaştırma v.b olumlu gerekçelere dayanarak, müspet görüntüler altında
-gerçek yüzünü saklamak suretiyle- geri kalmış ya da gelişmekte olan
ülkelerin yeraltı ve yer üstü zenginliklerini sömürme, onları ekonomik ve
siyasal açıdan kendisine bağımlı hale getirme, çaresiz, çözümsüz, bitkin ve
etkisiz bırakma süreci”dir.
Emperyalizmin yoğun baskıları, tehditler, aldatmalar, ablukalar, ambargolar,
kin kusmalar, kurmaca dünyalar, sahte beyanlar, akıl almaz senaryolar vb.
menfi olgular fakir ülkelerin toplumsal yapısını, ekonomik sistemini,
insanlar ve milletler arası münasebetleri olumsuz yönde etkilemiştir. Bu
toplumların ruhları ipotek altına alınmış, beyinleri parsellenmiş, iradeleri
tescillenmiş bazı insan müsveddeleri ya da yönetim mekanizmasında bulunan
elit tabakanın sarsılmaz temsilcileri; ekonomik ve teknolojik az
gelişmişliğin yanı sıra aşağılık kompleksinin de etkisiyle iktisadi açıdan
gelişmiş ülkelerin daha çok olumsuz olarak nitelendirilecek davranışlarını,
tutumlarını, perspektiflerini, yaşam tarzlarını, paradigmalarını sanki
yerleşik bir alışkanlıkmış gibi adeta bir eşantiyon edasıyla pervasızca
kendi toplumsal yapılarına empoze etmekten geri durmadılar.
Günümüz dünyasında gündemde önemli bir yer tutan globalleşme ya da
küreselleşme süreci; kültürel/ekonomik/siyasi emperyalizmin yani küresel
emperyalizmin önemli adımlarından birisini oluşturmaktadır.
NATO, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği vb. örgütlenmeler de küresel
emperyalizmin ayak oyunlarından veya sinsi tuzaklarından başka bir şey
olamaz.
Küreselleşme ya da modernleştirme bahanesiyle birçok ulusun doğal ve yapay
gelir kaynakları acımasızca talan edilmiştir. Dolayısıyla bu yoksul
halkların kültürel mirası da belirli dayatmalar ve aldatmalar sonucu
dejenere, demode ya da izole olmaya başlamıştır.
Zamanla kendi kültürel değerlerine, tarihi mirasına, dini ilkelerine
yabancılaştırılan ve ihanete uğrayan bu toplumlar; kültürel açıdan olumsuz
yönde etkilendikleri gibi ister istemez ekonomik ve teknolojik açıdan da
dışa bağımlı hale getirildiler.
Bu gün, önemli ölçüde petrol zengini olan bazı Arap ülkeleri teknolojik
alanda, siyasi arenada oldukça tecrübesiz ve geri kalmışlardır. Sadece
petrol zengini olmak, yatıp-yuvarlanmak; teknoloji üretmemek, sanayi
yatırımı yapmamak, istikbale yönelik insanları ideal bir eğitim sürecinden
geçirmemek sorunları tamamen içinden çıkılmaz bir boyuta ve buhrana
getirmektedir. Hammaddenin yanı sıra teknolojik transferin de mutlaka
yapılması yahut ikame edilmesi gerekir.
Bu ülkelerin birçoğu dış güvenliklerini (egemenliklerini) tamamen ABD’ye
teslim etmiştir. Elbette bu siyaseti güden teslimiyetçi malum devletlerin
küresel emperyalizmin küstah, bedbaht ve insafsız pençelerine düşmeleri,
inim inim inlemeleri, bundan ağır maddi ve manevi bilânçolarla ayrılmaları
gayet tabiidir.
ABD öncülüğünde adeta promosyon(!) gibi sunulan Yeni Dünya Düzeni
(Düzensizliği) ve Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) de bu yaklaşımın temel
adımlarından birisidir. Güya dünyaya yeni bir teknoloji, çağdaşlık,
demokrasi veya medeniyet getirme iddiasında bulunan ABD’nin, şer
odaklarının, dış patentli mihrakların gerçek hedefi; üçüncü dünya
ülkelerinin doğal ve ekonomik kaynaklarını sömürmek, barbar, hunhar, gaddar
veya gayri insani politikalarını meşru(!) kılmak, bu mazlum ve masum
milletleri kendilerine uşak ve yandaş yapmaktan başka bir şey değildir.
Ülkemizde İslam
Dinini dünyevileştirmek isteyen seküler beyinler, protestan anlayışlar, din
adamı kılığına giren garip mahlûklar, yüce dinimizi kendi kötü çıkar ve
ideallerine alet etmek isteyen zavallı insanlar güruhu da küresel
sermayenin, haçlı zihniyetinin veya emperyalist sistemin mümessilleridir.
Küresel emperyalizmin
veya vahşi kapitalist sistemin ülkemizdeki yılmaz bekçileri, satılık
kalemşorlar, yerli işbirlikçiler, mason locaları, liboşlar, onursuz ve arsız
kendini bilmez bazı insanlar fütursuzca ülkemizde cirit atıyor, düşmanlık
tohumları ekiyor, insanlarımızı acımazsızca birbirine kırdırıyor, toplumsal
birlikteliğimizi tehdit ediyor, sanki muzaffer bir asker gibi davranıyor ve
sonuçta sadece kendisini kandırdığının farkına bile varmıyor.
Sonuç itibarıyla;
mustazaf milletlerin kendi kültürel değerlerini, normlarını, tarihsel
miraslarını, dini inanç ve ahlâk anlayışlarını sorgulamaları, eğitim
politikalarını yeniden gözden geçirmeleri, hemen her alanda radikal önlemler
almaları, topyekûn zihinsel inkılâba tabi tutulmaları ve nesillerine ideal
düzeyde eğitim-öğretim imkânı sunmaları gerekir. Bunun yanı sıra bilâhare
ekonomi ve sanayi hamlesi başlatmaları şarttır.
|