|
. Tasfiye . Edebiyat-Düşünce Dergisi Yıl 4 Sayı 16 Haziran-Temmuz 2008 |
|
DİRENEN EDEBİYAT
.:Ahmet
ORS.: Edebiyat her zamankinden daha çok görünür olmalıyken siyasi bilinç ve ideoloji yokluğunun doğurduğu bir olumsuzluk olarak kendini ülke ve dünya meseleleri bağlamında sahneye süremiyor. Edebiyatın direngen, muhalif, coşkulu karakteri insanlara umut olarak sahnedeki yerini alamıyor. Edebiyatın düşünceden bağımsız olabilmesi elbette mümkün değildir. Edebiyatın bizim toplumsal yapımızda eğlence veya laf kalabalığı olarak anlaşılması, boyutları ölçülemez bir talihsizliktir. Okumanın, evveliyatından bugüne yaygınlaşamadığı, düşünceden ziyade kısır algılama ve donuk fikirlerin öne çıktığı bir toplumsal vasatta fazlası da beklenemezdi zaten. Tarihsel tecrübelerimizdeki her türlü menfi pozisyona rağmen edebiyat izi sürülen bir çizgi, beslenilen bir damar olarak varlığını sürdürdü. Edebiyatın coşkulu, muhalif tarafı yeterince öne çıkmadı ama öne çıkacak dinamizmi de içinde barındırdı. Toplumla buluşturacak mesajı olan çevreler, daha özelde Müslümanlar için edebiyatın yeri, etkisi görmezden gelinebilir mi? Elbette hayır! Yetmişli yıllarda dünyada ve Türkiye’de yükselen ideolojik hareketler edebiyattan beslenmiş ve onu beslemiştir. Edebiyatın coşkunluğu ideolojik hareketleri motive etmiş, onları kitlelerle buluşturmuştur. Şiirin, hikâye ya da romanın anlatımlarındaki lirizm veya destansı hava insanların bîgâne kalamayacağı bir etki oluşturmaktaydı. Teorik zeminde kurgulanan düşüncelerin ete kemiğe bürünmüş birer yansıması olarak edebi eserler kitleleri yönlendiren, motive eden, düşünceyi işaret eden bir misyon îfâ etmekteydiler. Edebiyatın yerel ve küresel ölçekteki değerine ve etkisine rağmen hâlâ birçok çevre ya da kişinin “edebiyat yapmayı bırak!” hafifsemeliği çerçevesinde kalarak değerlendirmelerde bulunmaları meselenin ehemmiyetini kavrayamamaktan kaynaklanan bir acziyet tutumundan başka bir şey değildir. Günümüz insanı ideolojinin gereksizliğine inandırılmak isteniyor. İdeoloji, türlü gerekçeler ve sözde düşünsel açılımlarla küçümseniyor. İdeolojilerin öldüğünden dem vurularak herhangi bir ideolojinin taraftarı olarak görünmenin hiçbir reel zemine oturmayan hayali ve saçma bir tavır olacağı bilinçlere kazınmaya çalışılıyor. İdeolojinin olmadığı bir dünya egemenlerin rahatça at koşturabilecekleri bir arena olacaktır. Bugün ideolojilerin öldüğünü iddia edenlerin temel arzuları kendi iktidar alanlarını sınırsızca genişletmektir. İdeolojileri öldürmeye çalışanların bu gayretlerinde başarılı olabildiklerini söylemek mümkün görünse de kaybeden ya da ölenin “ne” olduğu sorularına doğru cevaplar verilmesi gerekmektedir. İdeolojilerin değil de ideolojilere lâyık insanların öldüğünden bahsetmek daha doğru olsa gerek. On yedi yaşındaki bir gencin dünyayı değiştirmekten bahsetmesi kadar insanı heyecanlandıran bir şey olabilir mi? On yedi yaşındaki bir gencin dünyayı değiştirmekten bahsetmesinden egemenlerin korkmaması mümkün olabilir mi? Tabii ki olamaz. O halde küresel terör paradigmaları ideolojilerin “tukaka” edilmeleri maksadıyla tülü şekillerle devreye sokulmaktadır ve edebiyatın dünyayı değiştiren gençlerle işbirliği yapmalarının önü kesilmek istenmektedir. Peki, edebiyat ideolojik temeldeki dünyayı değiştirme isteğini tek başına takviye edebilir mi? Bu isteği çoğaltarak insanlara taşıyabilir mi? Hakikat mücadelesi zaviyesinden hayata bakanlar için hakikatin menşei sadece ve sadece vahiydir. Vahye teslim olmayan hiçbir hareket, ideoloji nihâi manada hakikati kavrayamaz, onunla sahih bir ilişki kuramaz. O halde bir edebiyat dininden bahsedilme aymazlığına düşmek asla kabul edilemez bir durum olacaktır. Edebiyatın tek başına kurtuluş çağrısı olabileceğini söylemek “edebiyatı bırak!” söylemini haklı çıkaracaktır. İnsan üretimi olan hiçbir şey hakikati tam manasıyla ifade edemeyecekse eğer, edebiyat da işte bu kategoriye girer. Sadece heyecan ya da motivasyon hayatın anlamı için yeterlilik arz etmez. Edebiyata tam bu noktada ona yakışan bir elbise giydirmelidir. İdeolojinin; çerçevesi, ana çizgisi belirlenmiş olan düşüncenin toplumla, her bir insan tekiyle buluşma mücadelesini vermektir edebiyat. Gönül eğlendiren, acıların gerçekliğinden uzak, ideolojiden kaçmak için delik arayan bir edebiyatın insanlık için herhangi bir anlamı yoktur. İdeolojiyle bütünleşmiş edebiyat 27 nisan muhtırasını es geçmez, 28 şubatın hikayelerini yazmayı göz ardı etmez, kavmî temelli dayatmaları hasıraltı ederek çiçek böcek edebiyatı yapmaz, tasavvufun hikmetli sularında irfani yolculuk ayaklarına yaşanan hayatla vahiy arasında irtibat kurmamazlık etmez, küresel intifadaya gözlerini kapatarak Kudüs ve Bağdat direnişleri sanki yokmuş da kelime oyunlarıyla düşünsel derinlikler yakalayacakmış gibi sahte iklimler var etmeye kalkmaz, halkın iradesine, mustazafların geleceklerine el koymaya çalışanları açığa çıkarmaktan kaçınmaz. Edebiyatın nefesi, vahyin özüyle buluştuğunda anlam kazanacaktır. Edebiyat acele etmez, uzun zamanlara yayar mücadelesini. Bir roman enginliğiyle, bir şiir “hemencilik”ini mecz eder. Düşüncenin yaygınlaşmasına, ete kemiğe bürünmesine ve yeryüzü egemenlerinin hakiki yüzlerinin görünmesine herkesten daha çok katkı sağlar. |
|
|