|
Tasfiye . Edebiyat-Düşünce Dergisi Yıl 4 Sayı 13 Eylül - Ekim '07 |
|
POETIC CONVERSATION
_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _
_ _ _ _ _ _ _ _
Tevfik GENÇ Tevfik Genç, son zamanlarda şiirleriyle dikkatleri üzerine çeken Muhsin Etik ile şiir, şair, aşk ve edebiyatın geleceği üzerine bir söyleşi yaptı. T.G. : Son şiir kitabınız çıktı. “Nürnberg’de Bir Akşam” kaçıncı kitabınız ve neden edebiyat dünyasında büyük bir tartışmaya neden oldu sizce? M.E : Bu benim üçüncü kitabım. Önceki kitaplarım da aynı tepkilerle karşılaştı. Ben her zaman şunu vurguluyorum: Bir şey söyleyen bir şair değilim. Şiirlerimde her duyguya yer vermeye çalışırım. Bireysel konular üzerinde kafa yorarım. Tartışmalı konulara girmem. Beni eleştiren insanlar, genellikle beni kıskanan insanlardır. İsterseniz adlarını bile verebilirim. T.G: İsterseniz isim vermeyelim. Yeni bir polemik çıksın istemeyiz. Gerek yeni biçimsel teknikler denemeniz, gerekse işlediğiniz tema bakımından farklı bir duruşunuz var. Bunu neye bağlıyorsunuz? M.E: Genellikle aşkın bir ruh haliyle yazıyorum. Bana göre şiirin bir iddiası olamaz. Duygulanımsal bir bildiri özelliği taşır şiir. Bilmem anlatabiliyor muyum? Yani kimseyi ilgilendirmez aslında benim yaşadıklarım, yazdıklarım. Okuyucuya göre yazmam, içimden nasıl geliyorsa öyle yazarım. Biçimsel bir arayış içinde olmam da içimdeki primitif insanın bir dışa vurumudur. T.G: Başkalarını ilgilendirmez diyorsunuz; o zaman neden kitap çıkarıyorsunuz? M.E: Aşk var mı yok mu, o önemli. Mevlana’nın dediği gibi “Ne olursan ol yine gel!” İlk şiirlerimi okuduysanız görmüşsünüzdür, hayata karşı biraz daha acemidir, kavramlar yerine oturmamıştır, içimdeki dizginleyemediğim atlar hala koşmaktadır. Şair olmayanın, şiirle ilgilenmeyenlerin bunu kavraması çok zor. “Koparak Gel Bir Akşam Üzeri” adlı kitabımda da bunu irdelemek istemiştim aslında ben. “Öteki olmak biraz da Ötelemektir hayatı. Alık bir insan –biraz da gamsızsa- Öte dünyadan ne umabilir ki?” Sıradan okuyucu anlamakta biraz zorlanabilir. Ben yağmurdan, şimşekten ilham alırım. Esin kaynağım bu ve benzeri şeylerdir. Bir keresinde yağmur yağarken ormana doğru koştum. Karanlık şiirler geldi aklıma. Kapkaranlık ağaçların ortasında kaldım yapayalnız. T.G: Enteresan gerçekten. Bir şiiriniz çıkmıştı Kır Faresi dergisinde. Orda “şairler yalnız oturur ağaçların yapraksız dallarında” şeklinde bir ifade geçiyordu. Bununla ne anlatmak istediniz? M.E. Şimdi orda ağaç bir imgedir dikkat ettiyseniz. Simge dergisinde bir arkadaş yanlış yorumladı bunu. Farklı mecralara çekmek istedi. Yalnız ben böyle arkadaşlarla polemiğe girmek istemiyorum, daha gençler hoş görüyorum. Farklı düşünceler olabilir. Ben insancıl bir yaklaşımla tüm insanları kucaklamak gerektiğini düşünüyorum. T.G: Etkilendiğiniz bir şair var mı? Kitabınız “To Lighting Flash” ismiyle İngilizceye çevrildi. İngiltere’deki edebiyat çevresiyle bir ilginiz var mı? Şu yüzden soruyorum Sir William Tonnes bir gazetede sizden söz etmiş. Önemli bir yetenek olarak lanse etmiş sizi. M.E: Bir dönem İngiltere’de bulundum. Ekspresyonist ve entegrist şairlerden etkilendiğimi inkar etmiyorum. İlk şiirlerimdeki dışavurumculuğu da yok sayamam. Fakat şöyle de bir şey var ki, sonraları kendi üslubumu kazandım ben. Orda gerçekten sanatçının şairin değeri biliniyor. Orda ne yaptığınızın bir önemi yok. Farklı çevrelerden insanlar her şeye burnunu sokmuyor. T.G: Nereden besleniyorsunuz şiirlerinizde? M.E: Beslenme derken aklıma geldi. İlkokula giderken bilirsiniz beslenme çantaları vardı. Mutlaka bir iki tane haşlanmış yumurta olurdu. Ben işte hayatı haşlanmış yumurta tadında yaşayan insanlardan beslendim. Her yerde vardır bu insanlardan. Hayatın dışındadırlar, anlaşılamamışlardır. T.G: Geleneksel İslami bir çevreden geldiğiniz kullandığınız kavramlardan anlaşılıyor. Kendinizi nasıl tanımlarsınız? Tanımlayamam. Kendimi tanımlanamayacak kadar farklı hissediyorum. Beni, şiirlerimi, hayat felsefemi tanımlayacak olursanız bir temele oturtamazsınız. Tanımlanıp da bir tarafın adamı olmak istemem. Şöyle diyelim tasavvufun hoşgörülü ve iddiasız görüşlerini benimsiyorum. Fenerbahçeliyim. İkisinin büyük tesiri vardır hayatımda. Zaten bir şiirimi İnönü’ye ithaf etmiştim. Babam rahmetli Nakşibendi idi. Aynı zamanda hafızdı. Anneannem de başını örten bir Osmanlı hanımefendisiydi. Yalnız ben daha evrensel bir çizgide olduğuma inanıyorum. Unesko Mevlana Şiir günlerinde sağ olsunlar bu diyalogcu yapımdan dolayı beni ödüle layık görmüşler. T.G: Son olarak şiir alanında uğraş veren gençlere ne önerirsiniz? M.E: Valla zamanlarını gereksiz işlerle harcamasınlar. Toplumsal sorunlar falan diye de yıpranmasınlar. Şiirin kendi güzelliğinde yol almasını bilsinler. Kitaplarımı alsınlar okusunlar. Eğer anlayamıyorlarsa bu onların cahilliğinden ve benim iyi şair olmamdan kaynaklanıyordur. T.G: Teşekkür ediyoruz efendim, ne diyelim. M.E: Bilmukabele efendim.
|
|
|