Tasfiye . Edebiyat-Düşünce Dergisi Yıl 4 Sayı 13 Eylül - Ekim '07


 

SIKINTI

_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ Mustafa BAŞPINAR

Akşam yemeği hazırdı.

Oturduğu yerde eşini beklemekten usanmıştı, kalkıp perdeyi çekti.

Gidip elektrik düğmesine dokundu. Karanlığa alışan gözleri yanan ampulden kısa bir süreliğine rahatsız oldu.

Yumdu gözlerini sonra yeniden açtı.

Eşinin gelmesine az kalmıştı. Mutfağa gidip yemekleri ısıtmak için ocağı yakmayı düşündü.

Her şey hazır olmalıydı eşi gelince.

Acıkınca beklemeye tahammülü yoktu çünkü eşinin.

Ama acıkmadan da eve gelmezdi.

Ocağın altını yaktı.

Masaya peçete, kaşık, çatal, bardak koydu.

Dolaptan sürahiyi getirdi.

Salatanın tuzunu da ekledi.

Okuldan geldiğinden beri ders çalışmakta olan oğluna yemeğin hazır olduğunu haber vermek için odasına yöneldi.

Kapıyı açıp baktığında çocuğun bilgisayarda oyun oynadığını gördü.

Kızmak istemedi.

İyi niyetli olmayı denedi.

Derslerini bitirdikten sonra oynamaya başladığını düşündü.

Kapının açılması, çıkan ses oğlu için bir şey ifade etmemiş olması biraz sinirlerini gerdi.

Ne olur dönüp bir baksa kimdi gelen diye düşündü.

Yaklaşıp yanına ellerini oğlunun ipeksi saçlarına dokundurdu.

Yemek hazır, dedi.

Sesin kime ait olduğunu bildiğinden midir, oyunu kaçırmamak isteğinden midir oğlu dönüp bakmadı bile.

Sadece geçiştirircesine tamam anne ya, dedi.

Sinirlendi anne ama kapı zili sinirinin ileri boyutlara gitmesine mani oldu.

Kızamadı oğluna. Sen ne biçim çocuksun diyemedi.

Dönüp çıktı odasında kapıya yöneldi.

Hiçbir şey olmamış gibi gülümsemeyle açtı kapıyı.

Eşi elinde çantası ile içeri girdi.

Yüzünde tatsız bir ifade vardı.

Hoş geldin dedi eşine, elinden çantasını aldı.

Cevap gelmedi sanki. Durup kocasına baktı.

Kravatını  çıkaran kocası lavaboya gidip elini yüzünü yıkadı.

Yüzünü kuruladıktan sonra karşısında durup kendisine bakan karısına baktı.

Onun orada durup hareketsizce beklemesine bir anlam veremedi.

Metin odasında mı diye sordu.

Sonra cevap beklemeden oğluna seslendi.

Her akşam olduğu gidip robotlaşan hareketlerle mutfağa yönelen kocasını takip etti.

Az sonra da oğlu gelip masaya oturdu.

Baba oğul kısa cümlelerle konuşmaya başladı.

Kadın bu kez de mutfakta bir köşede durdu. Masadakilere baktı. Bu evde sanki iki kişi yaşıyorlar diye düşündü.

Neden kendi sorularına ve cümlelerine kimse karşılık vermemişti ki.

Anormal şeyler mi söyledim diye tereddüt etti.

Babayla oğlun konuşmalarına kulak verdi. Günlük hayatta kurulan cümlelerdi.

Kendisinin de bunlardan farklı konuşmadığını ama nedense kimsenin kendisine aldırış etmediğine şaşırdı.

Baba oğluyla konuşmayı kesip ona baktı. Bu bakışın anlamını biliyordu.

Yemeklerin altını söndürüp çorbaları kaselere koyup masaya bıraktı.

Kendisine yemek koydu ve sessizce oturdu.

Şimdi konuşmaların yerini çatal kaşık sesleri aldı.

Kadın kocasının gözlerine baktı, konuşmak için fırsat kolladı.

Ekmeği bölüp yemekten bir lokma daha aldı ağzına.

Yavaş yavaş çiğnedi lokmayı. Tekrar  baktı kocasının gözlerine.

Onun bakışlarından karşılık gelmeyince daha fazla beklenin faydasız olduğuna kanaat getirdi.

Nasıl geçti günün diye sordu.

Kocası bir taraftan boşalan kaseyi masanın kenarına koyarken diğer taraftan karısına baktı.

Nasıl olsun. İşte bildiğin gibi.

Her günkü gibi sıkıcı dedi. Senin nasıl geçti günün dedi karısına.

Şaşırmıştı kadın bu soru karşısında. Epeydir böyle bir soruya muhatap olmamıştı. Konuşmak, lafı uzatmak için bir fırsat bildi bunu.

Kocasının yemeğini önüne koyup oğlunu çorbasını bitirmeyi beklemeden masaya oturdu.

Küçük bir lokma aldı ağzına.

Çiğnedi, yuttu. Başını kaldırıp kocasına baktı.

Temizlik yaptım, yemek hazırladım. Sonra birikmiş gömlekleri, pantolonları ütüledim dedi.

Bunlar her günkü işlerin dedi, kocası.

Öğle sonrası ise Metin’in hocasıyla görüşmek için okula gittim dedi kadın.

Günlerdir sıkılmıştım evde oturmaktan, iyi oldu bu bahane ile dışarı çıkmam dedi.

Bu sözlerin altında sitem saklı olduğunu anlayan kocası kadına dönüp neden sıkılıyorsun, günleriniz devam etmiyor mu sizin dedi.

Günlerin devam etmesi benim sıkılmamı engellemiyor diye karşılık verdi kadın. Sesini yükselttiğini fark etti.

Aynı şeyi kocası da fark etmişti.

Sen de çalışsaydın dedi birden.

Ağzındaki lokma boğazından aşağı inmedi.

Düğümlendi kaldı adeta. Bardaktaki suyu içti. Ama hala boğazındaki düğümlerin varlığını hissetmişti.

Masadan kalkıp oturma odasına yöneldi.

Arkasında gelen nereye gidiyorsun sorusunu yanıtsız bıraktı. Düğmelere dokunmadan pencerenin önündeki tekli koltuğa bıraktı kendini.

Tüyleri diken diken olmuştu. Yine aynı sahnenin yaşanmasından korktuğu için kendini odaya attı. Kaç kez tatsızlık çıkmıştı evde aynı konu yüzünden.

Her seferinde yıpranan kendisi oluyordu. Masum olanın da kendisi olduğuna inanıyordu.

İşte şimdi yine aynı dava açılacaktı. Yine tartışacaklar ve ceremesini çeken de kendisi olacaktı.

Büyütmemek için kendisini odaya attı. Başını ellerinin arasına aldı. Daha ne zamana kadar devam edecek bu tatsız tartışma diye düşünmeye başladı.

Hem tartışmanın gereksizliğini ikisi de biliyorlarken neden hala tartışıyorlardı bir türlü anlam veremedi.

Artık çalışması imkansızdı. Bir kere okulu bitirememişti. Af da çıkmamıştı zaten.

Hem çıksa ne olacak. Yasak devam ediyordu.

Bütün bu şartlar altında nasıl olacaktı çalışma işi.

Okulu bırakma kararını birlikte vermemişler miydi sanki.

Kendisi değil miydi bırak diyen. Rızkı veren Allah elbette seninkini de ayırmıştır diyen.

Sağlam dur, boyun eğme yasaklara. Allah’ın emirleri bizi bağlar diyen kendisi değil miydi?

Aradan daha kaç yıl geçti ki unuttu o sözleri diye düşündü.

Oysa geçmişte ne kadar gurur duymuştu eşi olacak bu adamdan böyle sözleri duyunca.

Gurur duymuştu kendisiyle, eşiyle ve yasaklara karşı dik duruşuyla.

Arkadaşları takdir etmişti bu davranışlarını.

Okulu bırakıp inançlarını tercih etmişti. Doğru olanı yaptığına inanıyor ve eşi de hep yanındaydı.

Günlerce eylemlere katılmışlar, onurlu bir davranış sergilemişlerdi pek çok kırılmayan, eğilmeyen arkadaşları gibi.

Sonunda biz O’nun katında kazananlardan olduk diyerek terk etmek zorunda kalmışlardı meydanları.

Ne yasaklara boyun eğmişlerdi ne de çağdaş fetvacılara kulak vermişlerdi.

Bir not düşmüşlerdi bu post modern darbeye karşı.

Her yıl dönümünde onunla birlikte anılacak ve nesilleri bir kavram üzerinde düşündürmeye sevk edecekti.

Ama hangi nesilleri diye düşünmeden edemedi.

Baba annem neden çalışmıyor diye sormayan oğlu gibi çocukların olduğu nesilleri nasıl düşündürecek acaba diye düşündü.

Artık faydası yoktu kendini harap etmenin, bir gün geçim sıkıntısından bunalan ve sen de çalışsaydın diyen kocasına yeter diyecekti.

Sisteme karşı dik durduğu gibi kocasına karşı da dik duracak ve yeter diyecekti.

Bunu koymuştu kafasına.

Birden arkasından sesler duydu, dönüp bakmaya tenezzül bile etmedi.

Hem kim olabilirdi ki gelen.

Ya zamane çocuklarından hiçbir farkı olmayan oğlu ya da geçim sıkıntısı yüzünden duruşunu bozan eşi idi.

Kocasıydı bu. Salonun  kapısından içeri başını uzatıp bir şey yemeyecek misin diye sordu.

Ama cevap veren olmadı bu soruya.