Tasfiye . Edebiyat-Düşünce Dergisi Yıl 4 Sayı 13 Eylül - Ekim '07


LEVİNAS DÜŞÜNCESİNDE SANAT MESELELERİ

_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ __ _ _ _ _ _  Asım ÖZ
Emanuel Levinas (1906-1995) Husserl ile Heidegger’in düşüncelerinin ışığı altında geliştirdiği “öteki felsefesi”yle XX. yüzyılın ikinci yarısında çok büyük yankılar uyandırmıştır. Levinas, 2. Dünya Savaşı’nda toplama kampı tecrübesi yaşamış ve hemen tüm yakınlarını soykırımda kaybetmiş; Hegel, Husserl ve Heidegger’den etkilenmiş; Husserl fenomenolojisini ve Heidegger felsefesini Fransız felsefesine taşıyan kişi olarak ün kazanmıştır. Levinas’ın felsefi yöntemi fenomenolojik yöntem olup en temel sorunu ise  ‘etik’tir ve birçok çalışmasında her zaman farklı dolayımlarla ‘etik’ üzerine düşünür. (Cevizci, 2005, 1076) Zaman ve Başka ile Ölüm ve Zaman, Levinas’ın, ontoloji gibi, Batı felsefe geleneğinin temel çizgileriyle hesaplaşarak etik düşüncesini temellendirdiği kitapların başında gelir. O, etiğin olanaklılığının Tanrısal bir zeminde vücut bulabileceğini ifade etmekle etik ve ahlak arasında örülmeye çalışılan Çin Seddini yıkmıştır. Çünkü etik, Tanrı izin verdiğinden dolayı ilk felsefedir. Bundan dolayı ilk önce Tanrı buyruklarına uyulmalıdır.

            Hem bir düşünür hem de bir filozof olarak okunan Levinas aynı zamanda Siyonist gelenekle ilişki içinde bulunan ve İsrail’in soykırımını onaylayan bir kötülük prensidir. Kurduğu etik anlayışın temelinde ötekine karşı sınırsız bir sorumluluk anlayışı yer alır. Ancak ötekine karşı sonsuz sorumluluk anlayışı Filistinliler söz konusu olduğunda her zaman  işlemez. Bu noktada felsefesinin İsrail merkezli olduğunu söylemek indirgemeci bir yaklaşım olmasa gerekir. İşte tam burada etik buyruğa karşı sonsuz  sorumlu özne vurgusu da ihmal edilmektedir. Hem Talmud yorumları yapan hem de daha felsefi eserler kaleme alan Levinas okuma disiplinini disiplinler arası hale getirerek derinlemesine düşünceler geliştirmiştir. (Direk, 2005, 165) Onun felsefe disiplini ile ilişkileri bağlamında sanatla kurduğu yorumsal ilişkinin özellikle imgeye dair olanlarının ve eleştiri konusuna temas eden yaklaşımlarının  ciddiye alınması gerekir. Sanat meselesinin onun felsefesinin merkezinde yer almadığını da belirtmek gerekiyor. Burada, çeşitli metinleri çevrilen felsefecinin sanata dair görüşlerini irdelemeye ve onun sanatsal düşüncesini okumaya çalışacağız. 

            Sanat, akıl gibi yaradılış yasaları çerçevesinde insana özgü olan yeteneklerden biridir. Bu belirlemeyi terminolojik boyuta çevirecek olursak, sanatın insana özgü bir yaratım olduğunu belirtmek kaçınılmazdır. Bu anlamda hayvanların üreticiliği ile insanın yaratıcılığı arasında derin bir mahiyet farkı vardır.

            Sanat olgusunu tanıma, tanımlama zor bir süreçtir. Kelimenin kökünden bugüne kazandığı çeşitli anlamsal değişimlere, eski sanatla yeni sanat biçimleri ve sanatsal birikimleri bu olguyu bütün halinde tanımlamayı güçleştirmektedir. Sanatı tanımlamaya çalışan edebiyat bilimciler, estetikçiler, mütefekkirler, pek çok deneme sonucunda yüzlerce tarif çıkarmışlardır. Ortaya çıkan tarifler üzerinde de binlerce yorum yapılmıştır. Sanatın kaynağı, gelişmesi, etkileri, etkilenmeleri, ayrımları, ayıraçları hakkında çok fazla olmasa da büyük heyecanla fikir yürütenlerden biri de Emanuel Levinans’tır.

            Emanuel Levinas sanat üzerine çok yazmış bir filozof değildir. Gerçeklik ve Gölgesi başlığını taşıyan yazı bunlardan biridir. Levinas’ın sanata bakışını onun imgesel dünyasını gözler önüne seren bu makale, 1948’de Les Temp Modernes’in otuz sekizinci sayısında yayımlanmıştır. Les Temp Modernes’in yayın kurulu, bu yazıyı Sartreci itirazların ifade edildiği bir önsözle yayınlamıştır.

            Gerçeklik ve Gölgesi yazısında Levinas eleştiriyi “imge”ye karşı konumlandırır. Ama ilerleyen satırlarda eleştiri ve imgeyi karşıt olarak konumlandırmaktan uzaklaştığı da görülür. İmge kapsamında Levinas, sanatın, insana imgeler sunarken, okuyanına, izleyenine, dinleyenine kısacası alımlayanına keyif almada etik sorumluluktan kaçmanın yolunu açtığını ve onu gerçekliğin bağlanmasından serbestleştirdiği kanısındadır. Levinas’ın sanata dair görüşlerinin en iddialısı olan bu kanaat eleştiri ile süreklilik kazanır. Kavramlarla konuşan eleştiri, imgeyle gerçek varlık arasında mesafeyi ölçmek suretiyle bu sorumsuzluğu yeniden tarife taşır. Böylelikle etik sorumluluğu estetiğin alanına dâhil eder. Levinas’ın imge ve eleştiri konusundaki düşünceleriyle, esas estetik olanın estetik obje (sanat eseri) değil, onu yapan ve ona bakan kişideki psikolojik duygular olduğunu savunan psikolojik estetikçiler (Th. Lipps) ile subjektif yaklaşımdan uzak, esas estetik olanın obje, sanat eseri olduğunu savunan fenomenolojik estetikçiler (L. Wittgenstein)in görüşlerini sentezlediği görülür.

            Gerçeklik ve Gölgesi başlıklı yazının önemi işte tam bu noktada ortaya çıkmaktadır. Eleştiri kavramı ilk defa sanat eleştirisi sahasında etik bir anlam kazanmıştır. Sanatın aracıları üzerine düşünürken de temel felsefi kavramı etikten uzağa düşmez. Aynı zamanda Levinas’ın imgeden ne anladığını da ortaya koyar. Ona göre sanat bilme değildir. Sanatta kapalı olan ile ilgili bir alışveriş, ‘bilmenin kategorilerine indirgenemeyecek bir ontolojik olay’ vardır. Sanat nesnesinin yerine onun imgesini koyarak, nesneyle yaşanan ilişkiyi ve eylemi nötrleştirir. İmgenin bu gücü gerçekliği gölge haline getirir. Ancak bu gölge bir seviye alçalması değildir. Sartre ise İmgesel adlı eserinde sözcük imgenin bizi ‘hipnotik bir atalete soktuğunu, ürettiği bilginin ve düşüncenin bir seviye alçalması’ olduğunu öne sürmekteydi. (Levinas, 2003:29-30) Estetiğin, duygusallığın sağladığı bilgilerin bilimi olduğuna ilişkin tarif hatırlandığında bu pek yabana atılacak bir  yaklaşım  değildir.İmgeselliğin nasıl oluştuğu hususunda Bernard Sovinski önemli ayrımlar ortaya koyar. Ona göre imge doğrudan ve dolaylı olmak üzere iki gruba ayrılabilir. Doğrudan olan imgeler gerçekten var olan, hatırlanan ya da kurgulanan şeyin görüntü uyandıracak şekilde sıradan ifadelerle belirtilmesidir. Dolaylı imgeler ise bir şeyi tamamen veya kısmen sembolize ederek çağrıştırmaktır. Ama her halükârda imge çok katmanlı bir çağrışım için vazgeçilmezdir. Yine bu noktada imgeyi postmodern bağlamda anlamlandıran Orhan Koçak’ın imgenin dış dünya karşısında özerklik sağlayan özel bir gücün ifadesi olduğunu belirtmesi de önemlidir. (Koçak, 1995, 45)

            Sanatın işlevinin ifade etmek olduğu ve sanatsal ifade edişin bilmeye bağlı olduğu genellikle bir değişmez olarak kabul edilir. Sanatçı söyler: Bir ressam, bir müzisyen olsa bile. Söze dökülmez olanı anlatır o. Sanat eseri, gündelik algıyı sürdürmekle birlikte onun ötesine geçer. Metafizik sezgiyle çakışan sanat eseri, genel algının sıradanlaştığı ya da gözden kaçırdığı şeyi indirgemez, özünde kavrar. Bu şiir ya da resim, gündelik dilin geçerliliğini yitirdiği yerde konuşur. Bu sebeple gerçeklikten daha gerçek olan eser, kendini mutlak olanın bilgisi olarak kuran sanatsal imgelemenin itibarının delilidir. Estetik bir kanon olarak küçük görülmesine rağmen, realizm yine de tüm prestijini korur. Gerçekte o yalnızca daha yüksek bir realizm adına reddedilmiştir. Sürrealizm bir üst mertebedir

            Eleştiri de bu yerleşik yaklaşımı destekler. Sanatsal bakışın mikroskobu gibi eserin psikolojisini, kişiliklerini ve peyzajlarını inceler Böyle bakıldığında eleştiri sanatın sırtındaki bir parazittir. Sanatın kavramsal derinliğini ortaya çıkararak kendini sanatın yerine koyar. Eleştiri bu şekilde davrandığında yorum yapmakla temel aldığı esere ihanet eder ya da onun kapalı bir şekilde söylediğini açıkça söyleyerek onun sırrını fâş eder. Hatta kapalı konuşmanın gereksizliğini bile söyleyebilir. Bu noktada eleştirel yargılar düşünseldir. Eleştirel yargının bu boyutu eleştirinin temelinde duygusallıktan öte bilgi ve düşünselliğin oluşuna işaret eder.

            Levinas’ın dikkati çeken diğer bir ayırıcı özelliği; gazete, dergi ve kitaplarda beliren uzman ve profesyonel eleştiri hakkındaki düşünceleridir. Levinas özellikle eleştiri üzerine geliştirdiği anlayışını seçik sözün güzel örnekleri ile vermiştir. Düşüncelerini dolambaçlı yollara sapmadan, doğrudan bir biçemle anlatmıştır. Burada dile getirilen eleştiri şüpheli ya da amaçsız değildir. Gündelik dilin mantığı içinde eleştiri hep olumsuzlukla anılır. Eleştirinin kaynağı okurun, dinleyicinin ve izleyenin zihniyetidir. Estetik hazzın içine eseri okuyarak çekilen kamu mutlaka konuşmak istiyor. İşte  bu durumda ortaya çıkan eleştirmeni şu şekilde tanımlar Levinas: “Söylenecek her şey söylenmişken hala söyleyecek bir şeyi olan; eser hakkında, eserin söylediğinden başka bir şey söyleyebilen kişidir.” (Levinas, 2003, 59) Eleştiri sanatın/sanatçının özel, başka bir dilde söylediğini insanileştirme müdahalesi yapar. Levinas’ın bu cümleleri onun eleştiriyi bir yazın türü olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. Sanat ile eleştirmeyi ayırmamak gerektiğini düşünür. Eleştirmen yaratıcıdan sonra, yani ikinci sırada gelse bile okuyucu ile eser arasında farklı bir köprü görevi görür. Farklı, başka bir bakış açısı geliştirmekle de eleştiriyi varlıkbilimsel bakımdan ikinci düzleme oturtmaz. Öyleyse eleştiriden uzak durmanın anlamı yoktur.
            İmge konusu edebiyat bilimi başta olmak üzere dilbilim, psikoloji, felsefe ve sanat tarihi gibi pek çok bilim dalının ilgi alanındadır. İmgesiz bir sanatın, şiirin ise hiç mümkün olmayacağından yola çıktığımızda imgenin edebiyat içinde özellikle şiir sanatı için ne derece vazgeçilmez olduğunu anlayabiliriz. Bu konuda yapılmış olan tanımlamaların ve açıklamaların çeşitliliği oldukça şaşırtıcıdır. Özellikle geleneksel ve postmodern kuramlardaki farklı imge anlayışları imge üzerine düşünmenin çeşitliliğini gösterir. Levinas için imge sanatın temelidir. “Sanatın en temel yöntemi, nesnenin yerine onun imgesini koymaktır; kavramını değil, yalnızca imgesini koymaktır. İmge müzikseldir. Onun edilgenliği, şarkının, müziğin ve şiirin sihrinde doğrudan görünür. Estetik varoluşun sıra dışı yapısı ve bu benzersiz sihir terimini beraberine getirir.” (Levinas, 2003, 61) Onun imge konusundaki temelci yaklaşımı Gürsel Aytaç’ın tanımıyla da çakışmaktadır. Okuyucunun zihninde bir görüntünün oluşmasını sağlayan imgeyi Gürsel Aytaç şöyle tanımlar: “Yoğunlaştırılmış bir içeriği olan ve yorumlamaya, açıklamaya elverişli, çok katlı bir anlatım. İmajda kelime bir dil gösterisi olma özelliğini aşarak düşünme ve hissetmeyi harekete geçirici semboliğin açıklığına ulaşır ki stilize etme ve edebileştirme buna dayanır.” (Aytaç, 1990, 485) Levinas’ın öznel bir betimleme olarak da görülen imge üzerinde bu kadar yoğun bir şekilde durmasının nedenleri arasında Talmud  yorumcusu bir felsefeci olmasının da önemli bir yeri vardır.

            Sanat eserinin insanı sürüklemesinin altında da ona karşı gösterilen gönüllü katılım baş etkendir: “Bizim onların içine girmiş olmamız veya onların bizim içimize girmiş olmaları çok önemli değildir. Ritim denen şey, kabul etme, rıza, insiyatif ya da özgürlük üzerine konuşamayacağımız biricik bir durumu temsil eder, çünkü özne ritme kapılmış ve ritim tarafından alınıp götürülmüştür.” (Levinas; 2003, 61)

            Levinas, insanın düşünce üretiminde ulusal edebiyatların çok önemli rol oynadığını söyleyerek ulusal kültür politikalarının seçilmiş, sınırlandırılmış karanlık metinlere duyduğu büyük ihtiyacın araçsal kipliğine de işaret eder. Her halükârda Kitâb-ı Mukaddes’i en mükemmel kitap olarak gördüğünü ifade eder. Bunun yanında Rus klasiklerini ve Batı Avrupa’nın hayranlık uyandıran yazarlarını da okumuştur. Özellikle felsefe için temel bir soru olan hayatın anlamı nedir sorusunu felsefe lisans öğrencilerinin daha iyi kavrayabilmeleri için mutlaka Rus romanlarının okunması gerektiğini belirtir.

            Levinas sanat dünyasını çokça meşgul eden imge ve eleştiri konularında öne sürdükleri ile hem felsefi yönteminin temelinde yer alan etik konusuna temas etmiş hem de Heidegger estetiğinden (anlam, varoluş, vb.) etkilenmiştir. Felsefe onun için nasıl etik temelli inşa edilmişse sanat meseleleri de etik temelli inşa edilmiştir.

               

CEVİZCİ, Ahmet, (2005) Paradigma Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, İst.

LEVİNAS, Emanuel, (2003) Sonsuza Tanıklık, Haz. Zeynep Direk Edem Gökyaran. Metis Yay.     

DİREK Zeynep, (2005) Başkalık Deneyimi, YKY, İst

AYTAÇ, Gürsel, (1985) Çağdaş Türk Romanları Üzerine İncelemeler, Gündoğan Yayınları, Ankara

KOÇAK, Orhan, (1995) İmgenin Halleri, Metis Yayınları, İst.