|
LEVİNAS
DÜŞÜNCESİNDE SANAT MESELELERİ
_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _
_ _ _ _ __ _ _ _ _ _
Asım ÖZ
Emanuel
Levinas (1906-1995) Husserl ile Heidegger’in düşüncelerinin ışığı altında
geliştirdiği “öteki felsefesi”yle XX. yüzyılın ikinci yarısında çok büyük
yankılar uyandırmıştır. Levinas, 2. Dünya Savaşı’nda toplama kampı tecrübesi
yaşamış ve hemen tüm yakınlarını soykırımda kaybetmiş; Hegel, Husserl ve
Heidegger’den etkilenmiş; Husserl fenomenolojisini ve Heidegger felsefesini
Fransız felsefesine taşıyan kişi olarak ün kazanmıştır. Levinas’ın felsefi
yöntemi fenomenolojik yöntem olup en temel sorunu ise ‘etik’tir ve birçok
çalışmasında her zaman farklı dolayımlarla ‘etik’ üzerine düşünür. (Cevizci,
2005, 1076) Zaman ve Başka ile Ölüm ve Zaman, Levinas’ın, ontoloji gibi,
Batı felsefe geleneğinin temel çizgileriyle hesaplaşarak etik düşüncesini
temellendirdiği kitapların başında gelir. O, etiğin olanaklılığının Tanrısal
bir zeminde vücut bulabileceğini ifade etmekle etik ve ahlak arasında
örülmeye çalışılan Çin Seddini yıkmıştır. Çünkü etik, Tanrı izin verdiğinden
dolayı ilk felsefedir. Bundan dolayı ilk önce Tanrı buyruklarına
uyulmalıdır.
Hem bir düşünür hem de bir
filozof olarak okunan Levinas aynı zamanda Siyonist gelenekle ilişki içinde
bulunan ve İsrail’in soykırımını onaylayan bir kötülük prensidir. Kurduğu
etik anlayışın temelinde ötekine karşı sınırsız bir sorumluluk anlayışı yer
alır. Ancak ötekine karşı sonsuz sorumluluk anlayışı Filistinliler söz
konusu olduğunda her zaman işlemez. Bu noktada felsefesinin İsrail merkezli
olduğunu söylemek indirgemeci bir yaklaşım olmasa gerekir. İşte tam burada
etik buyruğa karşı sonsuz sorumlu özne vurgusu da ihmal edilmektedir. Hem
Talmud yorumları yapan hem de daha felsefi eserler kaleme alan Levinas okuma
disiplinini disiplinler arası hale getirerek derinlemesine düşünceler
geliştirmiştir. (Direk, 2005, 165) Onun felsefe disiplini ile ilişkileri
bağlamında sanatla kurduğu yorumsal ilişkinin özellikle imgeye dair
olanlarının ve eleştiri konusuna temas eden yaklaşımlarının ciddiye
alınması gerekir. Sanat meselesinin onun felsefesinin merkezinde yer
almadığını da belirtmek gerekiyor. Burada, çeşitli metinleri çevrilen
felsefecinin sanata dair görüşlerini irdelemeye ve onun sanatsal düşüncesini
okumaya çalışacağız.
Sanat, akıl gibi yaradılış
yasaları çerçevesinde insana özgü olan yeteneklerden biridir. Bu belirlemeyi
terminolojik boyuta çevirecek olursak, sanatın insana özgü bir yaratım
olduğunu belirtmek kaçınılmazdır. Bu anlamda hayvanların üreticiliği ile
insanın yaratıcılığı arasında derin bir mahiyet farkı vardır.
Sanat olgusunu tanıma,
tanımlama zor bir süreçtir. Kelimenin kökünden bugüne kazandığı çeşitli
anlamsal değişimlere, eski sanatla yeni sanat biçimleri ve sanatsal
birikimleri bu olguyu bütün halinde tanımlamayı güçleştirmektedir. Sanatı
tanımlamaya çalışan edebiyat bilimciler, estetikçiler, mütefekkirler, pek
çok deneme sonucunda yüzlerce tarif çıkarmışlardır. Ortaya çıkan tarifler
üzerinde de binlerce yorum yapılmıştır. Sanatın kaynağı, gelişmesi,
etkileri, etkilenmeleri, ayrımları, ayıraçları hakkında çok fazla olmasa da
büyük heyecanla fikir yürütenlerden biri de Emanuel Levinans’tır.
Emanuel Levinas sanat üzerine
çok yazmış bir filozof değildir. Gerçeklik ve Gölgesi başlığını taşıyan yazı
bunlardan biridir. Levinas’ın sanata bakışını onun imgesel dünyasını gözler
önüne seren bu makale, 1948’de Les Temp Modernes’in otuz sekizinci sayısında
yayımlanmıştır. Les Temp Modernes’in yayın kurulu, bu yazıyı Sartreci
itirazların ifade edildiği bir önsözle yayınlamıştır.
Gerçeklik ve Gölgesi
yazısında Levinas eleştiriyi “imge”ye karşı konumlandırır. Ama ilerleyen
satırlarda eleştiri ve imgeyi karşıt olarak konumlandırmaktan uzaklaştığı da
görülür. İmge kapsamında Levinas, sanatın, insana imgeler sunarken,
okuyanına, izleyenine, dinleyenine kısacası alımlayanına keyif almada etik
sorumluluktan kaçmanın yolunu açtığını ve onu gerçekliğin bağlanmasından
serbestleştirdiği kanısındadır. Levinas’ın sanata dair görüşlerinin en
iddialısı olan bu kanaat eleştiri ile süreklilik kazanır. Kavramlarla
konuşan eleştiri, imgeyle gerçek varlık arasında mesafeyi ölçmek suretiyle
bu sorumsuzluğu yeniden tarife taşır. Böylelikle etik sorumluluğu estetiğin
alanına dâhil eder. Levinas’ın imge ve eleştiri konusundaki düşünceleriyle,
esas estetik olanın estetik obje (sanat eseri) değil, onu yapan ve ona bakan
kişideki psikolojik duygular olduğunu savunan psikolojik estetikçiler (Th.
Lipps) ile subjektif yaklaşımdan uzak, esas estetik olanın obje, sanat eseri
olduğunu savunan fenomenolojik estetikçiler (L. Wittgenstein)in görüşlerini
sentezlediği görülür.
Gerçeklik ve Gölgesi başlıklı
yazının önemi işte tam bu noktada ortaya çıkmaktadır. Eleştiri kavramı ilk
defa sanat eleştirisi sahasında etik bir anlam kazanmıştır. Sanatın
aracıları üzerine düşünürken de temel felsefi kavramı etikten uzağa düşmez.
Aynı zamanda Levinas’ın imgeden ne anladığını da ortaya koyar. Ona göre
sanat bilme değildir. Sanatta kapalı olan ile ilgili bir alışveriş,
‘bilmenin kategorilerine indirgenemeyecek bir ontolojik olay’ vardır. Sanat
nesnesinin yerine onun imgesini koyarak, nesneyle yaşanan ilişkiyi ve eylemi
nötrleştirir. İmgenin bu gücü gerçekliği gölge haline getirir. Ancak bu
gölge bir seviye alçalması değildir. Sartre ise İmgesel adlı eserinde sözcük
imgenin bizi ‘hipnotik bir atalete soktuğunu, ürettiği bilginin ve
düşüncenin bir seviye alçalması’ olduğunu öne sürmekteydi. (Levinas,
2003:29-30) Estetiğin, duygusallığın sağladığı bilgilerin bilimi olduğuna
ilişkin tarif hatırlandığında bu pek yabana atılacak bir yaklaşım
değildir.İmgeselliğin nasıl oluştuğu hususunda Bernard Sovinski önemli
ayrımlar ortaya koyar. Ona göre imge doğrudan ve dolaylı olmak üzere iki
gruba ayrılabilir. Doğrudan olan imgeler gerçekten var olan, hatırlanan ya
da kurgulanan şeyin görüntü uyandıracak şekilde sıradan ifadelerle
belirtilmesidir. Dolaylı imgeler ise bir şeyi tamamen veya kısmen sembolize
ederek çağrıştırmaktır. Ama her halükârda imge çok katmanlı bir çağrışım
için vazgeçilmezdir. Yine bu noktada imgeyi postmodern bağlamda
anlamlandıran Orhan Koçak’ın imgenin dış dünya karşısında özerklik sağlayan
özel bir gücün ifadesi olduğunu belirtmesi de önemlidir. (Koçak, 1995, 45)
Sanatın işlevinin ifade etmek
olduğu ve sanatsal ifade edişin bilmeye bağlı olduğu genellikle bir değişmez
olarak kabul edilir. Sanatçı söyler: Bir ressam, bir müzisyen olsa bile.
Söze dökülmez olanı anlatır o. Sanat eseri, gündelik algıyı sürdürmekle
birlikte onun ötesine geçer. Metafizik sezgiyle çakışan sanat eseri, genel
algının sıradanlaştığı ya da gözden kaçırdığı şeyi indirgemez, özünde
kavrar. Bu şiir ya da resim, gündelik dilin geçerliliğini yitirdiği yerde
konuşur. Bu sebeple gerçeklikten daha gerçek olan eser, kendini mutlak
olanın bilgisi olarak kuran sanatsal imgelemenin itibarının delilidir.
Estetik bir kanon olarak küçük görülmesine rağmen, realizm yine de tüm
prestijini korur. Gerçekte o yalnızca daha yüksek bir realizm adına
reddedilmiştir. Sürrealizm bir üst mertebedir
Eleştiri de bu yerleşik
yaklaşımı destekler. Sanatsal bakışın mikroskobu gibi eserin psikolojisini,
kişiliklerini ve peyzajlarını inceler Böyle bakıldığında eleştiri sanatın
sırtındaki bir parazittir. Sanatın kavramsal derinliğini ortaya çıkararak
kendini sanatın yerine koyar. Eleştiri bu şekilde davrandığında yorum
yapmakla temel aldığı esere ihanet eder ya da onun kapalı bir şekilde
söylediğini açıkça söyleyerek onun sırrını fâş eder. Hatta kapalı konuşmanın
gereksizliğini bile söyleyebilir. Bu noktada eleştirel yargılar düşünseldir.
Eleştirel yargının bu boyutu eleştirinin temelinde duygusallıktan öte bilgi
ve düşünselliğin oluşuna işaret eder.
Levinas’ın dikkati çeken
diğer bir ayırıcı özelliği; gazete, dergi ve kitaplarda beliren uzman ve
profesyonel eleştiri hakkındaki düşünceleridir. Levinas özellikle eleştiri
üzerine geliştirdiği anlayışını seçik sözün güzel örnekleri ile vermiştir.
Düşüncelerini dolambaçlı yollara sapmadan, doğrudan bir biçemle anlatmıştır.
Burada dile getirilen eleştiri şüpheli ya da amaçsız değildir. Gündelik
dilin mantığı içinde eleştiri hep olumsuzlukla anılır. Eleştirinin kaynağı
okurun, dinleyicinin ve izleyenin zihniyetidir. Estetik hazzın içine eseri
okuyarak çekilen kamu mutlaka konuşmak istiyor. İşte bu durumda ortaya
çıkan eleştirmeni şu şekilde tanımlar Levinas: “Söylenecek her şey
söylenmişken hala söyleyecek bir şeyi olan; eser hakkında, eserin
söylediğinden başka bir şey söyleyebilen kişidir.” (Levinas, 2003, 59)
Eleştiri sanatın/sanatçının özel, başka bir dilde söylediğini insanileştirme
müdahalesi yapar. Levinas’ın bu cümleleri onun eleştiriyi bir yazın türü
olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. Sanat ile eleştirmeyi ayırmamak
gerektiğini düşünür. Eleştirmen yaratıcıdan sonra, yani ikinci sırada gelse
bile okuyucu ile eser arasında farklı bir köprü görevi görür. Farklı, başka
bir bakış açısı geliştirmekle de eleştiriyi varlıkbilimsel bakımdan ikinci
düzleme oturtmaz. Öyleyse eleştiriden uzak durmanın anlamı yoktur.
İmge konusu edebiyat bilimi başta olmak üzere dilbilim,
psikoloji, felsefe ve sanat tarihi gibi pek çok bilim dalının ilgi
alanındadır. İmgesiz bir sanatın, şiirin ise hiç mümkün olmayacağından yola
çıktığımızda imgenin edebiyat içinde özellikle şiir sanatı için ne derece
vazgeçilmez olduğunu anlayabiliriz. Bu konuda yapılmış olan tanımlamaların
ve açıklamaların çeşitliliği oldukça şaşırtıcıdır. Özellikle geleneksel ve
postmodern kuramlardaki farklı imge anlayışları imge üzerine düşünmenin
çeşitliliğini gösterir. Levinas için imge sanatın temelidir. “Sanatın en
temel yöntemi, nesnenin yerine onun imgesini koymaktır; kavramını değil,
yalnızca imgesini koymaktır. İmge müzikseldir. Onun edilgenliği, şarkının,
müziğin ve şiirin sihrinde doğrudan görünür. Estetik varoluşun sıra dışı
yapısı ve bu benzersiz sihir terimini beraberine getirir.” (Levinas, 2003,
61) Onun imge konusundaki temelci yaklaşımı Gürsel Aytaç’ın tanımıyla da
çakışmaktadır. Okuyucunun zihninde bir görüntünün oluşmasını sağlayan imgeyi
Gürsel Aytaç şöyle tanımlar: “Yoğunlaştırılmış bir içeriği olan ve
yorumlamaya, açıklamaya elverişli, çok katlı bir anlatım. İmajda kelime bir
dil gösterisi olma özelliğini aşarak düşünme ve hissetmeyi harekete geçirici
semboliğin açıklığına ulaşır ki stilize etme ve edebileştirme buna dayanır.”
(Aytaç, 1990, 485) Levinas’ın öznel bir betimleme olarak da görülen imge
üzerinde bu kadar yoğun bir şekilde durmasının nedenleri arasında Talmud
yorumcusu bir felsefeci olmasının da önemli bir yeri vardır.
Sanat eserinin insanı
sürüklemesinin altında da ona karşı gösterilen gönüllü katılım baş etkendir:
“Bizim onların içine girmiş olmamız veya onların bizim içimize girmiş
olmaları çok önemli değildir. Ritim denen şey, kabul etme, rıza, insiyatif
ya da özgürlük üzerine konuşamayacağımız biricik bir durumu temsil eder,
çünkü özne ritme kapılmış ve ritim tarafından alınıp götürülmüştür.” (Levinas;
2003, 61)
Levinas, insanın düşünce
üretiminde ulusal edebiyatların çok önemli rol oynadığını söyleyerek ulusal
kültür politikalarının seçilmiş, sınırlandırılmış karanlık metinlere duyduğu
büyük ihtiyacın araçsal kipliğine de işaret eder. Her halükârda Kitâb-ı
Mukaddes’i en mükemmel kitap olarak gördüğünü ifade eder. Bunun yanında Rus
klasiklerini ve Batı Avrupa’nın hayranlık uyandıran yazarlarını da
okumuştur. Özellikle felsefe için temel bir soru olan hayatın anlamı nedir
sorusunu felsefe lisans öğrencilerinin daha iyi kavrayabilmeleri için
mutlaka Rus romanlarının okunması gerektiğini belirtir.
Levinas sanat dünyasını çokça
meşgul eden imge ve eleştiri konularında öne sürdükleri ile hem felsefi
yönteminin temelinde yer alan etik konusuna temas etmiş hem de Heidegger
estetiğinden (anlam, varoluş, vb.) etkilenmiştir. Felsefe onun için nasıl
etik temelli inşa edilmişse sanat meseleleri de etik temelli inşa
edilmiştir.
CEVİZCİ, Ahmet, (2005) Paradigma Felsefe
Sözlüğü, Paradigma Yayınları, İst.
LEVİNAS, Emanuel, (2003) Sonsuza
Tanıklık, Haz. Zeynep Direk Edem Gökyaran. Metis Yay.
DİREK Zeynep, (2005) Başkalık Deneyimi,
YKY, İst
AYTAÇ, Gürsel, (1985) Çağdaş Türk
Romanları Üzerine İncelemeler, Gündoğan Yayınları, Ankara
KOÇAK, Orhan, (1995) İmgenin Halleri,
Metis Yayınları, İst.
|