|
Tasfiye . Edebiyat-Düşünce Dergisi Yıl 3 Sayı 12 Haziran-Temmuz'07 |
|
ONARAN Konuşabilecek birini arayıp duruyor ama kendini anlatabileceği kimseyi bulamıyordu. Sanki bir cenderede gibiydi. Hayatı bir şey ifade ediyor muydu? Hemen her gün tekrarladığı, her gün aynı şekilde tükettiği, yeni bir şey görüp öğrenemeden kararttığı günler artık kendisi için ağır bir yük olmuştu. Mehmet bir tamirci çırağı olarak belki de kimsenin farkına varmadığı, kimsenin önemsemediği bir hayatın ortasındaydı. İşçi tulumunun içinde sıradanlaşan bir hayatı kim, ne kadar önemseyebilirdi ki? Eli yüzü kirden yağdan seçilmez olmuş Mehmet’i hangi insanlar, diğerlerinden niçin ayıracaklardı? Bir akışın içinde tanımsız bir nesneydi Mehmet, kimliksiz bir nefer. Okuldan, oyundan ve arkadaşlarından küçük yaşta kopan Mehmet, evinin erkeği olarak geçim yükünü omuzlamış, hatırlayamadığı soğuk bir kış gününde bir tamirci yanında, soğuktan üşüyen parmaklarını ustasının azarları yüzünden yüreğinden yükselen umutlarla ısıtamamış bir şekilde başlamıştı sanayideki yolculuğuna. Minik ellerine hayatın bir cilvesi olarak tutuşturulan anahtarlar, tornavidalar, çekiçler, azıcık haftalıklar bambaşka bir dünyaya yolculuğa çıkarmıştı onu. Mehmet, akranlarından farklı, onlardan hassas, kötü söz bilmez, saygıda kusur etmez biri olarak sevgisiz ustaların, saygısız arkadaşların yanında duramadan, sürekli iş yeri değiştiren ama her zaman takdir edilen biri olarak kir ve pasın içinde arındırarak kendini her gün bambaşka bir insan oluyordu. Başkalaşan yüreğine sanayinin ufku cevap veremiyor, yalnızlık ve suskunluktan daralıp bunalıyordu. Gelen giden müşteriler, komşu ustalar bilebildikleri kadarıyla bir şeyler konuşuyorlardı. Arkadaşlarının dünyası çoğu zaman ona uymuyordu. Ustasının her gün öylesine aldığı gazeteyi fırsat bulduğu aralarda hemencecik okuyor, gazetenin geciktiği günlerde tedirgin oluyor, onu adeta hayatına açılan bir pencere gibi görüyordu. Evinin umudu, ustasının gururu, sanayinin ahlak timsali Mehmet bir darboğazdaymış gibi boğuluyor, anlamını aradığı hayatın sınırlarını, bulunduğu hâlin imkânsızlıkları sebebiyle yeterince zorlayamıyor; fâsid bir dairenin etrafında dönenip duruyordu. Gazetesi gelince etrafından kopan Mehmet’in hayatına gazetesinin hediye ettiği bir kitap girince her şey yeniden başladı sanki. Hayat, Mehmet’e yeni bir başlangıç sundu. Aradığı hakikatin bir ucunu yakaladığını sezen Mehmet’in evde ve tamirhanede kitap elinden düşmez, kitabın seslenişi yüreğinden çıkmaz oldu. Sanayinin sınırlarını çok önemli bir şey olmadıkça terk etmeyen Mehmet, gazetenin hediye olarak verdiği Kitabın kendisini meraklandıran bir bölümünü sorduğu bir müşterinin davetiyle başını hakikatin penceresine doğru uzattı. Mehmet bir rüyadan uyanmış gibi sarsıldı. Her geçen gün sersemliğini üzerinden daha bir attı. Kitaplara doğan geceleri sabahları tamirci çırağı olarak sonlandırıyordu. Okuduğu her kelime, her ayet tarifsiz dünyalar açıyordu zihninde. Arkadaşlarıyla paylaşıyordu okuduklarını, bazen alaycı karşılıklar, bazen saygılı duruşlarla dinleniyordu anlattıkları. Rüyadan uyanan Mehmet tabi ki gerçeklerle yüzleşecek, etrafında belirlenen değil artık belirleyen olacak, önce kendisindeki değişikliklerden tedirgin olan ustasının elinden tutup onu da kendisiyle beraber hakikatin talebesi yapacak, arkadaşlarını kendi hallerine terk etmemek için gayret gösterecek, yeni dostlarla tanışıp yeni şeyler öğrenecek, zorlu süreçlere bilerek büyük adımlar atacaktı.
|
|
|