Tasfiye . Edebiyat-Düşünce Dergisi Yıl 3 Sayı 12 Haziran-Temmuz'07


 

NE MUTLU UMUTLUYUM DİYENE

_ _ _ _ _ _ _  _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ Beytullah Önce

 

İktidar kavgası tüm ülkeyi toza dumana boğuyor. Heva ve hevesini rab edinenlerin hırsı, toplumu karanlık bir meçhule götürüyor. Nasıl bir yol ayrımına sürüklendiğimiz belli değil. Gücü elinde bulunduranlar, yıllardır ezdikleri topluma bir kez daha haddini bildiriyor. Gereği neyse sonuna kadar yapılacağı söyleniyor. Gereğinin ne olduğuna da yine kendileri karar veriyor. Kıymeti kendinden menkul bu yüce kurtarıcılık rolü, sözde yüce ideolojileri uğruna gerçekleştiriliyor. İşin özünde ise bir avuç mutlu azınlığın sahip olduğu güce dayanarak çoğunluğa tahakkümü var. Bu tahakkümün kayıtsız şartsız devam etmesi isteniyor. Aksi takdirde geçmişin kara sayfalarına bir yenisini daha ekleyeceklerini gözlerini kırpmadan söyleyebiliyorlar.

İktidarın asıl sahipleri sözde ülkeyi yönetmiyorlar. Siyasete karışmıyorlar. Sivil topluma, medyaya ve eğitime de... Üstelik kendi elleriyle yaptıkları hukukun üstünlüğünü beyan ediyorlar. Toplumun hizmetinde olduklarının altını çiziyorlar her defasında. Ama ne zaman sözün özü ortaya çıkıyor, o zaman anlaşılıyor ki, kırmızı çizgiler hep toplumun üzerinden geçmektedir... Hükümet kurmuyorlar belki ama aslında onlar hükmediyorlar. Siyasete karışmamaları sadece parti kurmamakla ilgili, yoksa siyasetin âlâsını yapıyorlar. Sivillik kılık kıyafette kalırken, zihinler üniformalandırılıyor. Toplumun, her daim hazır olda beklemesi isteniyor. Medya akredite ediliyor, andıçlanıyor. Eğitim ise bindirilmiş sürülere mensup koyunlar yetiştirmek için veriliyor.

Toplumun hür iradesine güven duyulmadığından, sürekli talim ve terbiyeye tabi tutuluyor. Kendi haline bırakılsa kardeşçe yaşama iradesi gösterebilecek toplum, durmadan kategorize ediliyor. Kategoriler arası fitne tohumları ekenler; iktidarı, toplumu birbirine kırdırarak elde tutmayı hedefliyor. Sanal kaygılar, gerçek korkulara dönüşüyor. Meydan muharebeleri yapılıyor. Her iki tarafın da aynı üniformayla meydana çıkması nedense yadırganmıyor. Nihai galibiyet ise efendilerin hanesine yazılıyor.

Toplumdan bu duruma seyirci kalması bekleniyor. Müdahil olmamalıdır, çünkü o ancak müdahale edilendir, haddi bildirilendir, hatta e-bildirilendir! Çocuklarının ne giyeceklerine, hangi kitabı okuyacaklarına, nasıl düşüneceklerine ve saat kaçta yatacaklarına ancak onlar karar verecektir! Toplumun neye nasıl inanacağını yerin ve göğün tek Rabbi değil, yeryüzünün sahte ilahları tayin edecektir! Aksini düşünen açık bir hıyanet içinde kabul edilir ve itinayla hadleri bildirilir!

Varsın onlar böyle oyalansın. Allah ise günleri aramızda dolandırmaktadır. Zulmün karanlığına rağmen bir umut hep vardır. Kendi iktidarı uğruna öz evlatlarını kurban edenlerin tuzakları elbette boşa çıkacaktır. Toplumu Kitab’ın aydınlığına çağıran bir tek kişi dahi kalsa, sahte düzenler yok olma korkusunu derinden hissedecektir. Onları korkutan da işte bu gerçektir. Bu yüzden onlar neye ve niye düşmanlık ettiklerini gayet iyi bilmektedir. Dengeler ise toplumun neye ve niye iman etmesi gerektiğini layıkıyla kavradığı gün değişecektir.

İnanıyoruz ki, o gün yakındır. İlkeli ve erdemli birliktelikler, bu coğrafyanın topraklarında yavaş yavaş kök salmaya başlamıştır. Yüzünü vahyin apaçık aydınlığına çevirmiş ekin artık boy vermektedir. Yeni bir nesil, geleceğe umut taşımaktadır. Heva ve hevesini rab edinenlerin tuzaklarını onlar boşa çıkaracaktır. Mutlu azınlıkları yalan rüyalardan uyandırmak ve gerçekle yüzleştirmek için hazırlanmaktadırlar. Özgürlük ve adaleti müjdelemektedirler. Belki bugün, belki yarın ama bir gün mutlaka! Ne mutlu umutluyum diyene!