|
Tasfiye . Edebiyat-Düşünce Dergisi Yıl 3 Sayı 12 Haziran-Temmuz'07 |
|
MEVLANA'DAN SONRA MEVLANA
_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _
_ _ _ _ _ _ _ _ _ _
Asım ÖZ
John Urry'nin "üç dakika kültürü" diye nitelediği bir kültürel ortamda geçmiş ilgisi, geçmişi koruma güdüsü yaşanan günün şoklarıyla sarsılan birey için "görsel ve işitsel imajlar kolajına" dönüştürülerek sunulmaktadır. Tarihsel miras sanayi ile postmodern zihnî tutum arasında 1970'lerden itibaren bağlantılar kuruluyor. Tarihsel miras sanayi bugünümüzle geçmişimiz arasına sığ bir ekran kartı yerleştirir. Böylece tarihi yeniden yaratır. Bunu yaratırken eleştirel söylemden ziyade kostümler içinde sunulan bir tiyatroda tarihi kişilikleri sunar. Böylelikle endüstrileştirilmiş bir mirasla, bu mirasın sahteleştirilmiş versiyonu ile zihniyet tasarımlarının gerçekleştirilmesi hedeflenir. Tabi bu tasarımlara karşı çıkma çağrıları da işin tabiatı gereği farklılaşarak gündeme gelir. Sapır sapır dökülen, yağmalanan bir dünyada çeşitli angajmanlarla kültürel ve siyasal piyasaya kendine özgü bir anlamla eklemlenen kült(ür) kişiliklerinin başında Mevlana Celaleddin-i Rûmi gelmektedir. 17 Aralık 1897'de şeb-i arusda İstanbul'da dünyaya gelen Hasan Âli Yücel "Mevleviliğin iki kanadı; şiir ve musikî. Bunlarla Allah'a uçulur. Büyük hakikatin cezbesine tutunulur. Şiir şehvet olmayarak; musikî sefalet... Burada tasavvuf bir felsefe değildi, bir hâldi, bir hayattı." der. Günümüzde laik toplumsal yapılarda ed-Din'in hayattaki statüsü konusunda büyük tartışma yaşanırken Mevlana'nın küresel kültürel sektörde ayrı bir yer oluşturması, başka hiçbir düşünürde bu derecede görülmeyen bir özgüllük göstermesinden geliyor: Mevlana, başkası olmayacak biçimde sekülerleşmenin sıkıntılarına merhem olacak bir biçimde yükselirken aynı zamanda kültürel tüketimin yaygınlaştırılmasında yapılandırıcı bir rol oynuyor.
Şimdilerde Mevlana'nın geri dönüşünün anlamı nedir? Günümüzde bu soru sürekli karşımıza çıkıyor. Bir tarafta başka bir Mevlana öte tarafta bambaşka bir Mevlana. Birbiriyle bu kadar çelişkili eğilimler nasıl oluyor da bir arada bulunabiliyor? Bir yanda Mevlana'nın hegemonik yükselişi, öte yandaysa onun üzeriden konumlanan politik tasarımlar. Hasan Âli Yücel'in de üzerinde durduğu Mevleviliğin en önemli ritüellerinden biri olan sema ve Mevlevi müziği, 2005 yılında UNESCO tarafından "İnsanlığın sözlü ve somut olmayan kültürel başyapıtı" ilan edilmiştir. Mevleviliğin dinselleştirdiği bir ritüel olan Mevlevi müziği günümüzün metalaştırıcı, şeyleştirici dünyasında diskolarda, kliplerde ve mağaza açılışlarında karşımıza çıkmaktadır. Dünya müzik kültürü içinde saygın bir yeri olduğu belirtilen ve "kompleks bir müzik" olarak tanımlanan Mevlevi müziğinin metalaştırılmasına karşı çıkanlar ısrarla yapılan sema ayinini bir dua dolayısıyla ibadet biçimi olarak görmektedirler. Oysa şekli ibadeti belirleme yetkisi beşeri bir otoriteye verilemez. Semanın na-ehil kişilerce uygun olmayan ortamlarda yapılması konusunda müzikolog Walter Feldman bu kült(ürel) fenomenle ilgili şu yorumları yapıyor: "Yurt dışında görmedim. Türkiye'de böyle şeyler olduğunu duydum, ama gözümle görmedim. Bu, geleneği aykırı. Sonuçta bu bir dinî ritüel, Mevlevihanede yapılması daha uygun." Aynı zamanda sanat tarihçisi olan Feldman sema ve Mevlevilik konusundaki ticari kaygılar hakkında şunları söylüyor: "Ticari olarak kullanılmasını anlamıyorum. Bunu asla hoş karşılamıyorum. Çünkü Mevlevilik, Türk kültürünün en önemli unsurlarından biri. Onu ticari olarak kullanmak eski Sovyet cumhuriyetlerinin tavrına benziyor. Bu ülkelerde turist çekmek için kültürlerini kullanmak istediler ve UNESCO'ya müracaat ettiler. UNESCO da temsilci iken onların müracaatlarında birkaç tanesini okudum. Türkiye'deki durum da aynı şekilde. Bu olanlar medeni bir devletin davranışı değil." (Feldman; 2007) William Chittick ise günümüzde Mevlana'ya yöneliş konusundaki seküler-laik eğilimleri Amerika kökenli bir yönelim olarak görüyor. İslam olmadan Mevlevilik düşüncesinin olamayacağını belirtiyor. Mevlana'nın hümanist olarak değerlendirilemeyeceğinin altını çizen Chittick paradigmatik olarak mutlak irade sahibi Allah'a inanan bir insanın hümanist olamayacağını belirtiyor. Chittick, Batı'da tasavvufa yönelip İslam'ın diğer yönlerini reddeden bir anlayışın gelişmesinde Mevlana'nın görüşlerinin rağbet görmesine, "Evet, maalesef. Ancak bu mümkün değil." diye cevap veriyor. Amerika'da ve dünyadaki Mevlana'yı konu alan diğer etkinlikler Mevlana'yı yeni bir imaja büründürüyor. Mevlana bir metin gibi insanların anlamak istedikleri gibi çözümleniyor, yorumlanıyor. Özellikle İran Devriminden sonra Batı'da İslam algısı ciddi bir değişime uğradı. İslam bundan sonra korku, şiddet vb. kavramlarla anlatılır oldu. Bunun yerine ise Ortadoğu coğrafyasından çıkan Mevlana imajı yerleştirilerek insanların zihni dünyaları yeniden kodlanmaya başlandı. (Chittick; 2007; 79) Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin günümüz kültürel ekolojisinde yeniden yazılıp yeniden inşa edilmeye başlanması birtakım değişimlerle yakından ilişkilidir. Mevlana'nın herkesin gündemine girişi temelde sekülarizmin hem zaferini hem de yenilgisini işaret ediyor. Bu nedenle onun günümüz tarihselliğindeki görünümünü analiz etmek için çağdaş Müslüman düşüncenin gelenek ve mistisizm eleştirisinden beslenen ve tasavvufi bilgi anlayışının eleştirisine tekabül eden düşünsel geleneği bu yazı bağlamında ihmal ederek onun şimdisi üzerine odaklanalım. Artık mistisizmin, tasavvufun sadece İslam nazarındaki konumuna işaret eden terimlerle anlayamayacağımız 'yeni' görünümleri ile karşı karşıyayız. Artık o günümüz kapitalizminin her şeyi içselleştirerek yapısızlaştıran dolayısıyla hakim sisteme eklemlenmenin bir göstergesi durumunda. Tabi olayın siyasi veçhesi de ayrı bir konu. Günümüz koşullarında derviş sözcüğünün lügatlerde yer alan tanımlamalarını da bu tüketim odaklı süreçle irtibatlandırarak şöyle hiyerarşize etmek mümkün. Bu hiyerarşik okuma aynı zamanda bu sözcüğe içkin olan mecazi söyleyişin asliyet kazanmasını da beraberinde getirir. 1. Her şeyi hoş gören, hoşgörüyle karşılayan, alçakgönüllü kimse. 2. Bir tarikata girmiş, o tarikatın töre ve yasaklarına bağlı kimse. 3. Yoksulluğu çile çekmeyi benimsemiş kimse. Artık neo-liberal hegemonyanın zihni, ekonomik ve siyasi alanında tartışma alanı gitgide daralıyor. Sağlam, ayakları yere basan terimlerle düşünmek gitgide imkansızlaşıyor. Bunun karşılığında hoşgörü söylemi öne çıkıyor. Hoşgörü söylemi ‘no alternative’ olarak kodlanan küresel düzenin bekçisi olarak bu söyleme dahil edilebilecek kişileri seçiyor. Bu süreçte "Güneş, hilal ve dolunay gibi / Gel de kanatsız, kolsuz gökte, dön dolaş" dizelerinin sahibi Mevlana, küresel sahada önemli bir yer işgal ediyor. Tünel'deki Galata Mevlevihanesi'nin pırıl pırıl yanan kristal avizelerinin altında sema yapan dervişlerden Rûmi enstitülerine kadar uzanan geniş bir alanda her daim onunla yüzleşiyoruz. Yarınlarda belki üçüncü cins odaklı alt kültür gruplarının da Mevlana ile Şems-i Tebrizi'nin, tanışmaları, ayrılmaları hakkında çıkarılan söylentileri merkeze alan bir taktik peşine düşmeleri de olası. Artık dervişlik söyleminin yalnızlıkla ilgili tasvirleri bir yana bırakılmıştır. Günümüzde kelimenin semantiğinde, daha çok küresel söyleme kapılanan ve kapı kapı dolaşarak bu büyük Kapı'yı pazarlayan bir durum ortaya çıkmıştır. Geçmişin tarihe uygun olarak yeniden ve yeniden konuşturulabilmesi yolunda kültür piyasasının bütün söylemlerinin neredeyse Mevlana'da birleşmeye yaptığı çağrı Nietche'nin yaptığı gibi geçmiş ilgisinin kaçışçı ama aynı zamanda siyasal içerimleri konusunda dikkatli olunması gerekmektedir. Mevlana'nın ait olduğu gelenek bugünü anlamak için otoriteleştirilerek bu söylemin insanların omuzlarına tüm ağırlığıyla çökmesini de beraberinde getirdi. Tabi bu bakış açısı Mevlana'nın düşünsel evreninin ve zamansallığının tamamlanmış gözüken boyutu itibariyle altın çağın toptan yitirilmiş olduğu duygusunu veren bu Mevlanacı yücelti her nedense onun bir somut zamanı olduğunu sürekli olarak ötelemekte otoriteleştirilen şahsın yıkımlarını içermemektedir. Kültürel ve ideolojik düzeyde geçmiş zamanın ve bu zamanda yaşayan kişilerin kültürel içerikleri, çelişkilerden ve çatışmalardan arınmış olarak gözükse de tartışmalarda alttan alta bu çatışmalı ve çelişkili durum bilinçaltından bilince nüfuz etmektedir. Günün çelişkileri ve yoksunlukları bu konudaki perdelenmeyi bazen aralamaktadır. Yürürlükteki şimdinin ideolojisince mitik bir kült olarak aşkınlaştırılarak bize tamamlanmış bir figür olarak ve aynı zamanda köleleştirici bir içerikle sunuluyor. Bu bakımdan Mevlana somutunda politik/ideolojik açıdan şimdiki zamanda onun yaşanışı ve alımlanışı kadar tarihsel bir figür olarak anımsanması ve yorumlanması da başlı başına bir sorun alanı olarak görülmelidir. Tarihsel miras sanayii başka bir içimde de olsa bizi geçmiş karşısında duyarlı olmamız gerektiğini hatırlatmaktadır. Küresel kültür piyasasının çeşitli versiyonları Mevlana'yı kendi zihnî tutumlarını meşrulaştıracak biçimde kullanmaktadırlar. Onların bu tavrı kültürel piyasada tümüyle temsil edilme olanağı olan yapılarca desteklenmektedir. Şimdinin geçmiş tarafından sömürgeleştirilmesinde geçmişten yapılan kavram, kişilik alıntılarının önemli bir besleyici olduğu hatırda tutularak şimdinin geçmişin ve geleneğin her türlü köleleştirici yorumundan arındırılması gerekmektedir.
Chittick, William (2007), "Mevlana Hümanist Değil", Renkli Dergisi, sy. 3.
|
|
|