|
Tasfiye . Edebiyat-Düşünce Dergisi Yıl 3 Sayı 12 Haziran-Temmuz'07 |
|
ARINMAK
_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _
_ _ _ _ _
Yeşim ALKAN
Kirli bir toplumda, kirli işlerle meşgul olan kirli insanlar arasında yaşıyor olmak bile kir sahibi olmak için gerekçe değildir hayatta. Çünkü insan kabulleriyle hareket eder, kabulleri dikkate alınır, kabulleriyle dikkate alınır. Kirli olana karşı da bir kabul kullanmak durumundadır insan. Ya onu doğrulayacak ve dahil olacaktır (yani kirlenecektir ve bunu tercih ederek yapacaktır) ya da onu reddedecek ve reddettiğinin yerine onun aksi olan kabulünü koyacaktır. Her iki durumda da kişi, kabulü olanı ortaya koymak durumundadır. Yani kişi iyiyi veya kötüyü, kirliyi ya da temizi kabul ettiğinde onu dünyada ve kendisini götürebildiği her yerde (sonra da ahirette) bunu ortaya koyacaktır. Kendisine de olduğu gibi etkilenen ve etkileyen olacaktır. Kabulünden önceki etkilenimleri nedeniyle kendisine bulaşan ve kendisinin bulaştırdığı kir için düzelme, düzeltme, af dileme ve temizlenme hakkı vardır. Fakat etkilenimi kiri kabul edişi için bahane olmayacaktır.
Hz. İbrahim’in babası bir putperest ve bir put yapımcısı idi. Hz. Muhammed sapkınlıkta son sınıra gelmiş bir toplumun içinde yaşadı. Ama onların adını putlarla ve sapkınlıkla anmadı tarihleri hiç. Bu iki örnek de bize önemli olanın yaşanılan yer değil, kabullerimiz olduğunu gösteriyor. Ama kabulden önce de, Hz. İbrahim’in yaptığı gibi, Kur’an’ın o defalarca vurguladığı eylemi gerçekleştirmek, düşünmek zorundayız. Zira kabul ettiğini yaşayan insan olduğu gibi, yaşadığını kabul eden insan da vardır. Kur’an, Hz. İbrahim’in sorgulayış sürecini bize şöyle anlatır: Böylece biz İbrahim’e göklerin ve yerin melekutunu gösteriyorduk ki, gerçeği görüp bilerek inananlardan olsun. Gece üstüne çökünce bir yıldız gördü de “İşte Rabbim bu” dedi. Yıldız battığında ise “Batıp gidenleri sevmem” diye konuştu. Ay’ı doğar halde görünce, “Rabbim bu” dedi. O batınca da şöyle konuştu: “Eğer Rabbim bana kılavuzluk etmeseydi sapıtan topluluktan olurdum.” Nihayet güneşin doğmakta olduğunu gördüğünde, “Benim Rabbim bu, bu daha büyük” dedi. O da batıp gidince şöyle seslendi: “Ortak koştuğunuz şeylerden uzağım ben.” “Ben bir hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.” Hz. İbrahim’in bu sorgulayışı çok öğreticidir. İnsan bir kabulden önce onun neliğine dair bir düşünme eylemi gerçekleştirmelidir. Yani bir şeyi kabul etmeden önce onun aksinin, tersinin, onsuzluğun ne olduğunun vs. bilgisine sahip olmalıdır. Yoksa kabul ettiğini yaşamayacak, yaşadığını kabul etmiş olacaktır. Her iki durumda da sonuç değişmeyecek, kabulü ile yargılanacaktır. Biz kendi adımıza bunu yaparken diğerleri adına da kabulleri konusunda üstümüze düşen doğru örneklik, bilmediğini öğretme görevinden de kaçınmayarak adanmış insanlardan oluşan İslam toplumunu oluşturma görevimizi yerine getirmeliyiz. Zira “Birisini öldüren, bütün insanları öldürmüş gibidir ve kim birisini kurtarır, diriltirse bütün insanları diriltmiş gibidir.’’ |
|
|