|
Tasfiye . Edebiyat-Düşünce Dergisi Yıl 3 Sayı 12 Haziran-Temmuz'07 |
|
NECİP FAZIL: KARİZMA VE GERÇEK
_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _
_ _ _ _ _ _ _ _
Ahmet ÖRS Sezai Karakoç gibi cumhuriyet döneminin İslami duruşu ile öne çıkan diğer şairi N. Fazıl Kısakürek’tir. N. Fazıl ile Sezai Karakoç mukayesesi yapmak belki şık durmayabilir ama belli bir din ve sanat anlayışını anlamak bakımlarından bu zorunlu olabilir. Mukayese çoğu zaman meselelerin anlaşılmasını kolaylaştırmaktadır. Necip Fazıl ismi ister istemez bir saygı halesi içinde anılmayı hak ediyor. Gerek kişiliğinden gelen gerekse de şiiriyle belirginleşen bir karizması var şairin. Çokça eleştirsek de, büyük bir ihtiramla yaklaşsak da Necip Fazıl ismi etkili bir görüntü içerisinde karşımıza çıkıyor her zaman. Düşünce Dünyası Osmanlı’dan cumhuriyete tevarüs eden içi boş anlayışların şekillendirdiği bir kuşağın prototipi olarak değerlendirebiliriz N. Fazıl’ı. Hayat hikayesi, geçirdiği fikri aşamalar bu değerlendirmeyi fazlasıyla hak ettiğini gösteriyor. Neye inanıyordu şair ilk gençliğinde, hangi dini ve kültürel mirasın üzerindeydi? Her zaman yücelttiği Osmanlı, anlayış olarak ona ne katmıştı? Savunusunu yaptığı İslam düşüncesini ne kadar anlayabilmiş ve toplumsal planda onu ne kadar layıkıyla temsil edebilmişti? Bütün bu sorular onun şiirlerinde ve şiirlerinin uzantısı sayılabilecek diğer eserlerinde karşılık buluyor. Fırtınalı bir hayatın, iddialı duruşların şairi -ya da düşünürü de diyebilir miyiz- olarak üstad, karmaşık gibi görülebilen aslında son derece sade bir düşünce ve inanç atlasına sahiptir. N. Fazıl geleneksel bir İslam anlayışına sahiptir. Dik kafalı, isyankâr duruşu tanıştığı şeyhi aracılığı ile yok olmasa da şekillenmiştir. En azından belli bir mecraya kanalize edilmek üzere kontrol altına alınmıştır. İslam adına okuduğu okullarda ve aile çevresinde derinlikli şeyler öğrendiğini gözlemleyemiyoruz. Öğrendikleri belki bir davranış, bir duruş olarak değerlendirilebilir ama asla bir düşünce sistematiği inşa edecek bir yeterlilik N. Fazıl’ın düşünce dünyası için mevzubahis olamaz. Şairin bahsettiğimiz bir düşünce sistematiği kurma şeklinde bir niyeti de yoktur aslında, bunu herhangi bir eserinde, yaşamının herhangi bir aşamasında göremiyoruz; böyle sistemli bir çalışma yok karşımızda. Üstad, üretilen, tarih içerisinde oluşturulan İslam düşüncesini sorgusuz sualsiz kabullenmiş bir edadadır her zaman ve ısrarla bunun savunuculuğunu yapar. Hiçbir eserinde bunu sorgulayan, aşmaya çalışan bir yaklaşım göremeyiz. Tâbi olduğu şeyhi veya tarikati onun aileden veya Osmanlı’dan devraldığı, donuklaşarak kutsallaştırılan din anlayışına sımsıkı sarılmasına sebep olmuştur. Onun gibi bir kabiliyetin bu şekilde köreltilmesi düşünce açısından çok büyük bir talihsizliktir. Eğer başka ortamlarda bulunma şansı olsaydı bugün bambaşka bir N. Fazıl portresi üzerinde duruyor olabilecektik. Üstadın fikri derinliği yakalayamaması, özgür düşünce yerine geleneği tüm unsurlarına kadar kutsayan bir eğilim içine girmesi, tabiatiyle onu bir öncü konumuna yükseltemedi. Sadece bir siyasi öncülükten nispeten de olsa bahsedilebilir ama bu kesinlikle düşünsel derinliği olan bir sistematik boyutunda olmadı. Acaba N. Fazıl bir tembellik abidesi miydi? Kendisi bir şey üret(e)meyen, İslam düşüncesi veya başka bir alanda özgün yaklaşımlarda bulunanları gerek küçümsemesi, gerek düşman görmesi nedeniyle şiddetli bir şekilde eleştiren, sadece eleştiren bir N. Fazıl bugünden bakıldığında çok daha iyi değerlendirilebilir, değerlendirilmelidir. Okuyan bir N. Fazıl imajı oluşamıyor zihnimizde. Onun eserleri bize sadece bir bakış sunmanın ötesinde orijinal bir çizgi işaret etmiyor. Onun öfkeli duruşu, fikirle yoğrulmuş, malzemeyi büyük bir sabırla şekillendirmiş bir usta güveni oluşturmuyor. Kendini beğenen tavırları affedilemeyecek bir hatayı katmerleştiriyor ancak. Üstad, her şeye rağmen kadirşinas insanların takdirleriyle bütün olumsuzlukları hasır altı edilmiş biri olma ayrıcalığını yaşamıştır ki bu da son derece ilginç bir durumdur. N. Fazıl’ın İslam anlayışı halk arasındaki klasik tasavvuf anlayışının üzerine çıkamaz. Verili tarihi birikimi kutsamanın ve onu fanatik bir biçimde savunmanın ötesine geçemez. Bu çerçevede gerek Türkiye gerekse de İslam dünyasının farklı memleketlerinden İslam önderlerini farklı açılımlarından, orijinal yönelişlerinden dolayı sert bir şekilde eleştiririr. Kur’an’ı temel alan duruşlarla arasının iyi olduğu maalesef söylenemez. Bağlandığı şeyhinin din anlayışını sorgulayacak, onu aşacak bir çaba ve niyet eser ve söylemlerinde asla yoktur. Bazı şiirlerinde, diğer eser ve söylemlerinde de rahatlıkla görülebileceği gibi üstad milliyetçi muhafazakâr anlayışta boğulmuş kalmış, vahyin mesajını layıkıyla kavrayıp sahih bir düşünce inşa edememiştir Osmanlı tarihini, cumhuriyet tarihini değerlendirirken de aynı tavırlarla çıkar N. Fazıl karşımıza. Duygusal bir boyut vardır onun tarihe yaklaşımında. Osmanlı, bu tavrın bir uzantısı olarak neredeyse onun gözünde masumdur. İnsanlığın en ideal örnekliğidir. Osmanlı hakkındaki keskin taraflaşmanın bir ucunda yer alır ve çoğu zaman bir tarafa duyduğu öfke onu adil davranmaktan alıkoyar. Cumhuriyet dönemindeki tartışmalara taraf olması da güncel siyasetin dilinden kurtulup derinlemesine tahlil ve değerlendirmeler yapmasına imkân tanımaz. Sanatı Cumhuriyet döneminin en karizmatik ve en velûd edebiyatçılarından biri olarak N. Fazıl her şeyden önce bir şairdir. Şiiri elbette farklı ve niteliklidir. Mısraları çoğu insanın ezberindedir. Şiir, çoğu zaman şairinin lâyıkıyla değerlendirilmesine fırsat vermeyecek bir sanattır. Dolayısıyla N. Fazıl’ı da şiirinden yola çıkarak tam manasıyla değerlendirebilmek mümkün olamamaktadır. Hecenin kudretli şairlerindendir kuşkusuz N. Fazıl. Divan şiiri geleneğinden bağımsızlaşan edebiyatımız içinde heceye hayat veren bir kabiliyettir. Niyet olarak kesinlikle sanatının temelinde İslam kaygısı vardır ancak yukarıda da anlatmaya çalıştığımız gibi bu, niyet boyutunu aşabilmiş değildir. Sivri dilini İslami temelli şiirlerinden bağımsız olarak farklı kesim ve isimlere yöneltmekten kaçınmaz; hiciv ve öfkenin şairi olarak da boy gösterir sanat ve siyaset dünyasında. Tiyatroları aslında anlam arayışının birer ürünü olarak değerlendirilmelidir. Keşke bu alanda kendisini biraz daha farklı isimlere, anlayışlara açabilme, teslim edebilme yüreklilik ve tevazuluğunu gösterebilseydi. Siyasi Duruşu N. Fazıl’ı şair kimliğinin yanında bir siyaset adamı olarak da değerlendirmek pek yanlış olmaz. Kendisinde olanı toplumla paylaşma veya ona kabul ettirme azim ve coşkusu onun hayatını anlamamıza yeter. Onun siyasi duruşu yaşadığı dönemde oldukça öne çıkmasını sağladı. Kendi düşüncesini dillendirecek isimler hemen hemen yok gibiydi. Büyük Doğu dergisini bir bayrak gibi kullandı. Siyasi düşünce ve etkinlikleri hapisler ve cezalarla engellendi. Dönemin siyasal atmosferi göz önünde bulundurulduğunda N. Fazıl’ın yaptıkları aslında daha iyi anlaşılacaktır. Muhalefetin neredeyse hiç olmadığı ya da olmasına fırsat verilmediği bir dönemde farklı bir pencereden toplumla buluşmaya çalışması her türlü takdirin üzerindedir. Özellikle İslam’ın siyasi ve toplumsal taleplerini dillendirmesi kendi dönemi için ileri bir adımdır. İslam düşüncesini net bir çizgiye ulaştıramaması bu çabalarının gelenekten devralınan mirasla şekillenmesine neden olmuştur fakat ondan sonraki çizgi ve kuşak için bir önderlik payı da kendisinin mutlaka vardır. Muhafazakar kitlelerin inançlarını toplumsal hayata taşımaya öncülük etmiştir ama milliyetçi muhafazakar duruşu aşıp vahyin şekillendirdiği bir düşünce sistemine ulaşamaması büyük bir talihsizlik olarak üstadın serüvenine mührünü vurmuştur. Takipçiler Problemlerle malul olsa da Sezai Karakoç’taki derinlikli kavrayış Necip Fazıl’da yoktur. Belki onun gibi “doğu”ya hâssaten vurgu yaptığı görülmektedir ama bu vurgu ete kemiğe asla bürünmez, soyut bir idealin ötesine geçemez. Ayrıca Karakoç ve Kısakürek’teki doğu vurgusu İslam düşüncesi temelinden baktığımız zaman kabullenilmesi problemli, sorgulanmaya muhtaç bir özellik arz etmektedir. Sezai Karakoç’un takipçileri aynı zamanda N. Fazıl’ın da takipçileridir ve bu konuda istisna neredeyse yoktur. Ancak bir medeniyet tasarımı, alternatif çözüm ve proje üretme niyetleri hâsıl olduğunda N. Fazıl’ın adı pek anılmaz. Sezai Karakoç bu noktada üstada fark atmakta, onun önüne geçmektedir. N. Fazıl’ın düşünce dünyasındaki zaaf ve yetersizlikler, inancını sistematik bir zemine oturtamamış olması, günlük siyasi çekişmelere fazlasıyla entegre olması onu büyük düşüncelere yoğunlaşmaktan uzakta bırakmıştır. Bugün takipçiler diyebileceğimiz kesim daha ziyade onu şairlik yönüyle, etkili şiirleriyle kalplerinde yaşatmaktadırlar. Üstadın milliyetçi söylemden vahyin biçimlendirdiği çizgiye ulaşamamış olması, siyasi akımlardan milliyetçi cenahta olanlarda kendisine dönük sempatinin sürmesine neden olmaktadır. Muhafazakar siyasi yapılanmalar da bu bağlamda N. Fazıl’ı benimseyen, onun şiirlerini bayraklaştıran bir tavrı ısrarla sürdürmektedir. Sonuç itibariyle N. Fazıl bir ekol oluşturma kararlılık ve kabiliyetinde olmadığı için onu ananlar daha ziyade duygusal bağlılıkla hareket emektedirler diyebiliriz. Sonuç Özellikle İslam düşüncesini farklı boyutlarla toplumla buluşmasına bir şekilde emeği geçmiş öncülerin kıymeti takdir edilmelidir. Ancak bu takdir duyguları hakikati görmeyi engellediği an hakikati arama kaygısı inkıtaya uğrar. N. Fazıl da Sezai Karakoç gibi cumhuriyet döneminin bu çerçevede değerlendirilmesi gereken isimlerindendir. N. Fazıl’ın yaşadığı dönemdeki doğru ve yanlışlarını belirlemek elbette her zaman daha sağlıklı adımlar atmak için lüzumludur. Ürettiği ya da teslim olduğu düşünce ve inançların sorgulanıp aşılma ve vahiyle irtibatlandırılma zorunluluğu vardır. Aksi taktirde üstadlar tarafından üretilen değerler zamanla oldukları gibi kabul edilme dayatması içinde olurlar ki bu da her zaman kim olursa olsun kaçınmamız gereken bir tavırdır.
|
|
|