Tasfiye . Edebiyat-Düşünce Dergisi Yıl 3 Sayı 11 Mart-Nisan'07



HAYATA DAİR BİR ŞEYLER ANLAT BANA
_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _
Şule Yüksel GÖKYAR

Küçük bir çocuğun minik elleriyle kazandığı bozuklukların cebindeki şıngırtısı gibi sıcak olsun. Gün sonu poşetlere doldurulan alın teri buğusuna karışmış ekmekler kadar sıcak. Sımsıkı tutulmuş anne ellerinin sıcaklığı gibi olsun, en yalnız hissedilen anlarda.  Yağan karın altında ve ayaza tutmuş gece soğuğunun yanında komşuya götürülen bir tabak çorba sıcaklığında olsun. Buz tutmuş duyguların karşısında paylaşmanın yüreklere saldığı sıcaklık gibi dursun. Yürekten kopan dost selamının sıcaklığı gibi eritsin katı kalpleri gizlice. Yavru kuşların anne kanadı altında ısınan yüreklerinin sıcaklığı gibi dolaşsın mavi gökleri.

            Dilin damağa değmesindeki sıcaklığın ısıttığı kelimeleri barındıran bir avuç dua gibidir hayat. Bir tutam tevekkül bakışlı gözlerin sıcaklığı kıskandırır bazen güneşi. Ve gün aydınlanmadan, uykusuz gözlerin dayandığı gözyaşı kokulu secde sıcaklığı ağartır geceyi. Hayatın bir de sıcak yanının olduğunu düşünür insan, soğukluğunu hissettiğinde yaşadıklarının. Ve hayatın acı yanına inat rüzgârlar sıcak eser çoğu zaman ve sürükler kurumuş yaprak gibi soğuğa aldanmış kalpleri. İnsan bilir ki rüzgârın sıcak esmesi baharın yakın olduğunun habercisidir.

            Bir şeyler anlat bana içinde hayat olsun. Saymayı yeni öğrenmiş bir çocuğun kazandığı oyun sonrasında yüzünde beliren ılık tebessümü gibi sıradan olsun. Minik yüreklerin küçük elleriyle saydığı sayıların en önde olanını kazanmanın verdiği sevinç gibi kocaman olsun. Öylece bakıldığında sıradan belki ama çocuk yürekleriyle kollarını iki yana sonuna kadar açılması gibi büyük olsun. Gülümsemeyi unutmuş yetimin başında dolaşan ellerin ısıttığı belki gedik dişli gülüşler kadar dolu olsun. Bicirik karıncaların adımlarındaki naz ve asalet pıtırtıları gibi belki, insanlara örnek verilen, omzundaki yükü ve santimlik ayaklarıyla yaptığı işler gibi bazen. Bakışlarda gizli tutulmuş sevinçleri gün ışığına çıkarmış bir şairin kaleminden dökülen anlamlar gibi tebessüm koksun.

            Gün akşam olmaya yeltendiğinde gözlere inen uyku gibi tatlıdır hayat aslında. Deniz kokulu martıların kanat çırpışları kadar yaşam dolu. Bahar şarkıları söyleyen cırcır böcekleri gibi tabiidir hayat. Hayatın basit, sıradan bir yanının olduğunu düşünür insan, gözyaşları hep acı verdiğinde kalplere ve söndüremediğinde yanan yürekleri. Ve hayatın yürekleri delen yanına inat gözyaşları mutluluğu gösterir bazen. Güzeldir hayat. Bir tutam basitlikten ibarettir bazen. Tatlıdır o basitlik ve gereklidir yitik zamanlarında insanların.

            Bana hayata dair bir şeyler anlat. Yanan kalplerin gözlere savurduğu yaşlar gibi suskun olsun. Kelimelerini yüreğine satmış şairlerin dilinin mahkûm olduğu suskunluk gibi mesela. En tesirli sözlerin işlemediği mühürlenmiş kalplere fırlatılan Meryem suskunluğunda olsun. Gündüzün kollarını sarıp misafir eden gece karanlığı gibi kopkoyu bir sessizliğe bürünsün hayatın gün ışığında kalan yönleri.

            Duaya kaldırılmış ellerin sessizliği çınlatır gönüllerin kapalı kapılarını. Bilal’in suskunluğunun deldiği yüreklere eklenen sessizliklerin tarifsiz yanıdır hayat. Gecenin sukuta anlattığı masallar vardır gizlice. Öteden beri biriktirilmiş sessizlikleri dillendiren bir avuç duadır hayat. Sessizliğe bulanmaktır bazen. Sessiz konuşmaktır yüreklerle. Kelepçelenmiş kelimeler sızlatır belki dilleri ve mühürlenmiş sözlere mahkûm bırakılan anlamlara sürüklenir yaşamak. Hayatın bir suskun yanının olduğunu düşünür insan, duyamadığında kalbinin sesini. Ve hayatın boğucu yanına inat gözyaşları suskun kelimeleridir kalplerin. Kelimelerin yaşadığı yerdir sukut. Ve insan bilir ki susmadan konuşan bir dil, gecenin karanlığına bürünmeyen gün yoktur…