|
Tasfiye . Edebiyat-Düşünce Dergisi Yıl 3 Sayı 11 Mart-Nisan'07 |
|
YOKLUĞUNDA HER YANIMIZ KUDÜS! _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ Neşe Gürer
Resimlerde kalan cansız hayalin avutmuyor yüreğimi. Gözlerine bakıyorum, ışığı aydınlatsın diye gözlerimi. Boynunu bükük koyuşun hüzünlendiriyor en çok da beni. Bir rüya mıydı yoksa; düş mü bu hayat bilmiyorum. Ne çok sarsmıştı bir el bizi, uyanmamak için sıktım gözlerimi, yumruk yaptım ellerimi. Ama ne kadar da sertti, uyandıranın güçlü Eli! Senden sonra kasete çekilmiş kayıtları izlettiler. Bir de nurla kaplanmış yüzünle, elinde silah, beline bağladığın bombalarla resmini. Hayatta her acıya dayanmayı öğretmiştin; böyle bir anda bile tebessümün dudaklarından dökülüyor. Evden son kez uğurladığım o gün çocuklara neden dalgın baktığını anlayamamıştım. Seher vakti secdede dakikalarca kaldığında korku saplanmıştı yüreğime. İçimde atamadığım bir sızı. Yanına geldiğimde, yorgun gözlerinde umudun çakan şimşeklerini görmüştüm. Sakallarından avuçlarına dökülen yaşların semaya şahid olarak ulaştığını şimdi daha iyi anlıyorum. Ve bir de teselli edişini. İmanının, yüreğini tıpkı kuşandığın bombalar gibi sımsıkı sardığını anladığımda; söyleyecek hiçbir şey kalmıyordu. Kelimeler aciz kalıyor, sanki dile gelmiyordu. Yalnızca Kudüs dediğin duyuluyordu: Kudüs! Mescid-i Aksa! İntifada!... Hiçbir şey söylemeye gerek yoktu zaten. Umarsız vicdanlarda, sönen dava: Siyonizmin vahşeti, zulmü... Dünyanın onurunu yitirmiş, zillet içinde yüzen müslümanlarının sahteliğine rağmen, izzetli bir direniş… Aramızdan ayrılışına alışmak ne kadar zordu: Nefes alamam zannettim; kalbimin ritmi değişti. Kulaklarımda bir uğultu, dönen değirmen gibi. Parmaklarım uyuşuk, bak tutmuyor kalemi. Ayaklarım tartmıyor, çözüldü dizlerimin bağı. Şah damarından tutuldum çaresiz yokluğuna. Ölüm! Ne kadar acıysan o acı kadar gerçeksin. Zemherideki savurgundan daha soğuk nefesin. Senden sonraya bağladım tüm ümitlerimi. Artık zamana seninle başlıyorum: Senden öncesi, senden sonrası. Hiçbir takvim yok tasavvurumda, hiçbir zaman dilimi. Korkmak, kaçmak fayda vermedi gerçekliğinden. Cengaverler boyun eğer dehşetinden. Nice hakan, sultan geldi geçti ümitsizce ellerinden. Sen Aksa’ya kurbandın ya, şehadetin dalga dalga yayılıyordu. Bize baktığını hissediyorum her yerden; hissediyorum Rabbin katına yükselirkenki huzurunu. Kaygılarımı, ümitsizliklerimi, eksiklerimi sarsıldığım İlahi Kelamla gideriyorum. İlk andaki sarsıntıdan sonra kulak verdim hakikat muştularına: Her canlı ölümü tadacaktır. Bu dünya hayatı ise aldatma metaından başka bir şey değildir. Nerede olursanız olun, ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile. Bu sözlerle anladım ki, hakikat aslında bize yüzünü yeni göstermişti. Şehadetinle ölümsüzlüğünü anlamıştım. Gördüm ki seni bize aitmişsin diye sahiplenirken, gerçek sahip Rabbül Alemin’miş: Nihayet birinize ölüm geldiğinde elçilerimiz onun canını alırlar. Sonra o canlar gerçek sahipleri olan Allah’a götürülürler. Dünya hayatının oyalanmasını kendine dert edinen kardeşlerimi düşünüyorum: Serzenişleri ne kadar basit, tesellileri ne kadar sahte. Yüzleri Kudüs’e dönük, yürekleri markalara… İnançlarını kendi elleriyle söküp atmışlar kalplerinden. Duyarsızlıkları acaba Kaf dağında zannettikleri ölümün kendilerine ulaşmayacağından mı? Üzerine atılan toprağı acıyla izledim. Senin üzerine atılandan bir avuç da, onların üzerinde gibi. Yokluğun, en çok da çocuklarımın hüznü olduğu için zor geliyor bana. Onlar için akşamları sen olabilir miyim? Senin yokluğunu doldurmaya gücüm yeter mi? Bu akşam sandalyeni kaldırdım masadan. Boşluğu daha da sarsıyor bizi.Yemekten sonra tıpkı senin yaptığın gibi ışıkları kapatıp saklambaç oynadık.Ben senin saklandığın yerdeyim. Çayın yanına kızımız en sevdiğin kurabiyeleri yaptı, televizyon kapalı. Herkes güzel bir fıkra anlattı; en küçük oğlumuz ise senin en çok sevdiğin Yusuf kıssasını. Çocuklar alışırlar mı yokluğuna bilmiyorum ama yüreğimde közler, alevden korlar… Fakat her şeye rağmen Kudüs için, Mescid-i Aksa için feda edilen canlar, ölümsüzleşen isimler… Rab şahid ki o yol hiç kapanmayacak, gökten üzerimize bombalar yağsa da, her yanımızda yüksek duvarlar örülse de, hiç kimse kalmasa da bu yolda ben ve çocuklarımız yılmadan yürüyeceğiz. Not: Acısını içimize gömdüğümüz, yürek ve dava ehli, Çarşamba’nın fedakarlık timsali Hasan Nabi Yalçın’ı rahmetle anıyoruz. |
|
|