|
Tasfiye . Edebiyat-Düşünce Dergisi Yıl 3 Sayı 11 Mart-Nisan'07 |
|
28 ŞUBAT SÜRECİ: “TOPLUMSAL SINIF ÇATIŞMASI” _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ Cemil ARSLAN
Türkiye, 28 Şubat 1997’de talihsiz bir şekilde yaşanmış ve tarihin kara sayfalarına geçmiş olan post-modern darbenin, modern çetelerin, derin güçlerin, gizli örgütlenmelerin, çağdaş eşkıyaların yoğun ve kesintisiz baskı, markaj, etki ve tepkilerinden henüz kurtulamamıştır. Maalesef, Türkiye’nin bu utanç yüzü bugün de ekseriyetle varlığını sürdürmekte, darbe polemikleri yoğunlukla gündemde yer almakta ve insanlarımız umumiyetle bu süreçten ağır yaralarla yahut bilançolarla ayrılmaktadır. Bilhassa son günlerde “irtica” tartışması gündemimizi bir hayli meşgul etmektedir. Bazı haddini bilmez kalem erbabı, emperyalizmin yerli uzantıları, masonlar, liboşlar, gizli mihrakların gönüllü temsilciliğine soyunan ulusal kahramanlar(!), dış güçlerin sarsılmaz ve yılmaz bekçileri, demokrasinin ve toplumsal özgürlüklerin sadece kendi tekellerinde olduğunu zanneden zavallı mahlûklar ne yaptığının kesinlikle bilincine varabilmiş değiller. Hâlbuki Türkiye’nin gerçek gündeminde irtica denen yapay, hormonlu, akıl ve gerçek dışı bir sorundan söz etmemiz ve bunu bir savunma mekanizması şekline dönüştürmemiz asla mevzubahis olamaz. Aslında bütün mevcut tartışmalar, tümüyle Türkiye’nin gerçek gündeminde yer alan problemleri örtbas etmek, temel sorunları geri plana itmek, birilerinin kendi iktidar alanlarını, kalelerini veya mevzilerini korumak, kollamak ve genişletme çabasından başka bir şey olmasa gerek. Bu bağlamda, malum köhnemiş zihniyet için “sanal irtica” tartışmaları bulunmaz bir nimet, kaçırılmaz bir fırsat olarak telakki edilmektedir. Dolayısıyla, devlet iktidarını tümüyle kendi tekeline almak, devletin gerçek sahibi olan yahut olması icap eden masum, mağdur ve mazlum halkı tümüyle yönetimden dışlamak ve soyutlamak isteyen zengin, seküler ve imtiyazlı sosyal sınıf, toplumsal çatışmaya zemin hazırlamakta, sosyal huzuru bozmakta ve ülkemizin temeline dinamit koymaktadır. İşte bunun idrakine, önemine ve şuuruna varmak bir müslüman veya bir insan olarak hepimizin yegâne görevleri arasındadır. Toplumsal alandan soyutlanmak ve yalnızca bireysel alana indirgenmek istenen dini inanç, yaşantı ve ahlak anlayışı acaba dinin hangi ana prensipleriyle bağdaşabilir? Dinin sosyal hayattan tamamen koparılıp yalnızca kişisel alana has kılınmak ve hapsedilmek istenmesi elbette düşündürücü, dehşet verici ve aynı ölçüde manidardır. Çünkü Din; bu tip zalim ve müfsit insanların kişisel çıkarlarını tehdit etmekte, iktidar alanlarını daraltmakta, balans ayarlarını yok etmekte, nokta atışlarına son vermekte, alışılmış ezberlerini bozmakta ve süfli arzularına karşı reaksiyon teşkil etmektedir. 28 Şubat’ın ve İrtica Tartışmalarının Asıl Gayesi Nedir? Sorun, temelde “sosyolojik” literatürde ekonomik açıdan zengin, emperyal, materyal, pragmatik, baskıcı ve hoşgörüsüz “üst tabaka/mağrurlar” ile “orta sınıf” ya da “fakir tabaka/mağdurlar” arasında geçmişten günümüze var olan “iktidar sahibi olabilme”, “egemen olabilme” sorunudur. Bu durumu açık, şeffaf ve berrak bir şekilde zikretmek ve gündeme taşımak mecburiyetindeyiz. Keza devletin asıl temsilcileriyle dışa bağımlı, kafa yapısı allak-bullak olmuş, halkın değerlerine uzak ve sicili bozuk durumda olan siyasilerin, sinsi odakların, yeraltı örgütlenmelerinin ve menfaat çetelerinin “var oluş” ve “hayatta kalma” mücadelesine tanıklık etmekteyiz. Bu durum, tarihsel ve sosyolojik bir vakıadır. Sürekli olarak halka tepeden bakan, “halka karşı, halka rağmen” felsefesini benimseyen, halkı mürteci, ahmak ve aptal olarak gören, kendi doğrusu dışında başkalarının doğrularını görmek istemeyen, hep kendi menfaatini düşünen, “benmerkezci” anlayışı bedensel ve ruhsal yapısıyla bütünleştiren bir siyaset düşüncesi yahut siyasetçi tipinden ülkeye ve topluma ne hayır gelebilir? Olaya bu pencereden, bu menfezden, bu mecradan bakmak zorundayız. Bunun dışındaki değerlendirmeler, yorumlar ve bakış açıları sorunları örtbas etmeye, ülkenin geleceğini karartmaya, insanlarımızın umutlarını ve hayallerini yitirmeye gayret sarf etmekten öte bir şey değildir. Seçkinler sınıfı ve elit(!) tabaka; elinden geldiği kadar irtica çığırtkanlığı yapmaya, dumanlı havadan nemalanmaya, bulanık suda balık avlamaya, toplumu kamplara bölmeye, toplumu germeye ve toplumsal düzeni sabote etmeye yoğun bir şekilde özen gösteriyor… Vatanseverlik, ülke ve millet sevgisi, hamasi nutuklar ve ucuz kahramanlık taslamalar, yapay tartışmalar, bilinçli nokta atışları, korkutmalar, yıldırmalar, şer ittifakları, düzenbazlıklar, sahte beyanlar ve timsah gözyaşları tamamen kurgulayıcı, kandırıcı ve gerçek dışı bir senaryonun veya yapay gündemin en temel tartışılmaz, kaçınılmaz ve vazgeçilmez yöntemleridir. Tarihsel süreçte daima yaşanmakta olan bu iktidar mücadelesi sonucu sosyolojik anlamda “alt tabaka” yahut mazlum konumdaki halk kitleleri sürekli bir şekilde horlanmış, ezilmiş, devre dışı bırakılmış, umutları ve hayalleri yıkılmış, devlet yönetimiyle sosyal bağı koparılmış, kendi meselelerini kendi yöntemleriyle çözmeye çalışmış ve sonuçta birbirine yabancı, birbirlerini anlamakta zorlanan, değerler çatışması ve toplumsal sınıf ayrımı yaşayan, asli hüviyetinden kopuk, garip ve acayip bir “toplumsal yapılanma” karşımıza çıkmıştır. Devlet–toplum birlikteliği sağlanamamış, geniş halk tabakaları devletine ve yöneticilerine hep şüpheyle bakmış ve irtica yaftasına maruz kalmış, güven bunalımı yaşanmış, başörtüsü meselesi adeta bir kangren olmuş, imam-hatiplerin kapısına kilit vurulmuştur. Meslek liselerinde okuyan masum halkın çocukları ikinci sınıf muameleye tabi tutulmuş, çeşitli üniversitelere girişleri engellenmiş ve mevcut hükümet yönetimi sürekli olarak muhalefet, ordu ve değişik odakların tacizine uğramış, adeta şamar oğlanına dönüşmüş ve hükümet bu “mütecaviz” saldırılara karşı aktif bir direnç mekanizması oluşturamamıştır. Bize düşen görev; sinsice planlanan bütün kirli oyunların tuzağına düşmemek; psikolojik savaş manevralarına, çapraz ateşlere, nokta atışlarına hazırlıklı olmak bu tür planları bozmak, bilinçli, tertipli ve düzenli olmak, birilerinin gazına gelmemek, dolduruşuna ve kurgulamasına ayak uydurmamak, figüran rolünde oynamamak, çocuklarımızı ve genç nesillerimizi ideal eğitim imkânlarıyla donatmak, aile içi bağları sağlam tutmak, sinsi ve çirkin senaryolara dikkat etmek, basiretli ve ferasetli olmak, dini ve ahlaki değerlerimizi yaşam tarzımızla birleştirmek, bütünleştirmek ve istikbale emin adımlarla yürümek olmalıdır… |
|
|