Tasfiye . Edebiyat-Düşünce Dergisi Yıl 3 Sayı 11 Mart-Nisan'07


 

MENGÜŞOĞLUNUN POETİKASI : VAHYİN ESTETİĞİ
_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ Asım ÖZ

 

“ metin’in kekik kokan sesine,  kenanlı ya da hicazlı çobanlarınkini andıran ve Tanrının yitik kuzularını  fıratın öteki yakasından, şiddet gerçeğin beriki yakasına çağıran   hanif ‘  seslenişlerine;bir yankı, bir selam, bir nazire

...

yazacaktım, hep kaldı"                      
(Cahit Koytak)

                 Estetiğin vahiyle irtibatlandırılmasında, gerek konuşmaları, gerek verdiği eserler, gerekse bakış açısının zenginliği itibariyle önemli düşünsel açılımlar getiren Metin Önal Mengüşoğlu çok yönlü bir edebi kimliğe sahiptir. Şiir, roman, hikaye, deneme, makale, biyografi türlerinde eserler vermiştir. (Öz, 2006:68, Su-Lekesiz, 2006:179) Onun çok yönlülüğü yalnızca değişik yazı türlerinde eser vermiş olmasından değil, aynı zamanda sanata dair düşüncelerini, duygularını vahye istinat ettirerek kuramlaştırma yönünde sarf ettiği düşünsel çabalardan da kaynaklanır. (Bulut 2004:66, Çomaklı, 2004:69) Mengüşoğlu’nun vahiy merkezli bir sanat kuramı oluşturma düşüncesi sempozyumlarda yaptığı konuşmalardan, kayda geçmiş söyleşilerinden, yazılarından ve Vahiy ve Sanat adlı kitabından bilinmektedir. Yalnızca Vahiy ve Sanat’ta bu konuyu irdeleyen yirmi dört yazısının bulunduğunu hatırlamak bile şairin sanatı vahiy merkezli olarak düşündüğünü ve bu düşüncelerini peyderpey kuramlaştırmaya çabaladığını anlamaya yeter. (Mengüşoğlu, 2004, 2006a; 26, 2006b; 50)

                 Mengüşoğlu, edebi serüvenine odaklanan söyleşilerinde sanatı vahiy bağlamında irdelediğini ortaya koyan açıklamalarda bulunmaktadır. Bu açıklamaların sözünü ettiğimiz ortak içerikten başka bir deyişle vahyin insan sanatına dair temrinlerinden, yani hayatın sanat yoluyla yaşanmasından hareket ettiğini görebiliriz. Vahiy ve Sanat adlı eserin henüz yayınlanmadığı bir dönemde Mengüşoğlu kendisiyle yapılan bir konuşmada Vahiy ve Sanat adlı eserinin diğer eserleri içerisindeki yerini şöyle açıklıyordu: “İşte benim poetikam o eserde olacak inşallah. Müslümanın bir sanatçı olarak portresini o eserde çizmeye çalışacağım. Konu üzerinde çok konuşmalarım oldu. Yazılarım yayınlandı. Söyleşilerde değindim. Halen yazılarımı o konuya yoğunlaşarak yayınlıyorum. İnancım odur ki sanat yetisi tıpkı idrak gibi fıtratımıza Rabb’in ruhundan üflenmiş bir keramettir. Yaratılanlar arasında yalnız insan sanatkârdır. Allah’ın bu ikramını reddeden sakar bir hayat yaşar, bu ikramı değerlendiren sanatkârca yaşar.” (Garip; 2001)   O, bu konudaki düşüncelerini öncelikle Kur’an’ı Kerim’e dayandırır.  Sanatın Kur’anî deyimle müteşabih kavramlar arasında yer aldığının altını çizer. Çünkü sanatın yüzlerce hatta binlerce tanımı vardır. Müslüman bir sanatçı olarak Mengüşoğlu sanat gibi müteşabih bir kavramı vahyin muhkemlerine irca ederek muhkemlerle tanımlamaya çalışır. Kur’an’da özellikle “sa-na-‘a” kökünden gelen kelime ve türevlerine odaklanır. Buradan hareketle Allah’ın hakiki sanatkâr olduğunu ortaya koyar. Bu hususta insanların çeşit çeşit oluşu üzerinde durur. Yaratılmışlar içerisinde ise yalnızca insanın yapıp etmeleri için “sa-na-‘a” kökünden kelimelerin kullanıldığına dikkat çekerek yaratılmışlar içerisinde yalnızca insanın sanat yapabileceğine dikkat çeker. İnsanın dışındaki varlıklar güzel işler yaparlar ama bunları düşünerek yapmazlar, içgüdüsel olarak yaparlar. İnsan ise yaptıklarını düşünerek yapar. Yaptığını aynı zamanda güzel olarak yapabilme yeteneğine de sahiptir. İnsanın yaptığı işleri güzelce yapabilir oluşu onu sanatkâr kılmaya yeter. Çünkü sanat yaptığını güzel yapmaktır. Yaptığını güzel yapan herkes sanatkârdır. Bu bakımdan hayatını sanat eseri gibi inşâ eden her müslüman aynı zamanda hakiki bir sanatkârdır. (Mengüşoğlu, 1995:55-57) 

               Genel olarak insanın/müslümanın bir sanatçı olarak portresini çizdikten sonra, İslami sanat ve edebiyatın vahyin mesajından, misyonundan, ölçütlerinden kopuk olamayacağına dikkat çeker. İslami sanat ve edebiyatın kuramlaştırılması sürecinde müslüman sanatçıların batı tesirinde kalmasının sebeplerinden biri olarak Mengüşoğlu, müslüman düşünce geleneğinde sanat kuramı alanındaki ön çalışmaların doyurucu bir birikim oluşturamamasını görür. Çünkü müslüman sanatçılar bugüne değin  estetik düşüncelerle çok az ilgilenmiştir. Müslüman toplumlardaki sanatçı duyuşu en katıksız biçim içerisinde, duyu temelli bir bilgi biçiminde aşırılığa kaçmış denetlenemeyen, ölçü ve hesaplara dayanmayan bir anlayışı yaygınlaştırmıştır. (Aldı, 2004; 86-87) Bu durum bugün dahi mevcudiyetini sürdürmektedir. Hemen herkes İslam ile ilgili tefekkür sürecinde ağırlıklı olarak kelami tartışmalara, fıkıhsız fetvalara takılıp kalmış ama güzellik bilimine çok fazla itibar edilmemiştir. Mengüşoğlu’nun sanata bakışını poetika odaklı olarak okumanın anlamlı olacağı kanaatindeyim. Çünkü kendisi bu kavramı sanatsal fıkhının temeline oturtan müstesna şairlerdendir, bu nedenle Akif’in yol arkadaşıdır.

              Batı dillerinden Türkçe’ye giren ve edebiyat meselelerinin konuşulması sırasında sıkça kullanılan poetika kelimesinin aslı Yunanca’dır. İlk defa sanat bahislerini açıklamak amacıyla Aristo tarafından kullanılan bu kelimeyle daha çok şiir meselesi etrafındaki düşünceler anlaşılır. Ama bu kelimenin anlam evreni içinde yalnız şiir değil bütün güzel sanatlar hakkında düşünmeyi ifade eden güzelliğin felsefesi de vardır. Yani felsefi anlamda estetik kavramına yakın bir anlam. Sadece şiir alanında kullanılan bu terimin anlamı ile ilgili olarak ilk elde aklımızda bulundurmamız gereken husus poetikanın bütün edebiyat türlerinin estetiği olarak düşünülmesinin daha kuşatıcı  olduğudur. (Okay, 2004:17)

              Türkçe’de poetika kavramını ilk kullanan Necip Fazıl’dan sonra Türkçe edebiyat dünyasında  poetika kelimesinin şiir sanatı kuramı gibi sınırlayıcı bir kullanımından söz etmek mümkündür. Bu kavramı şiir türüne özgü bir kavram olmaktan çıkaran genel olarak edebiyat üzerine düşünme yani sanat felsefesi olarak kullanımı hususunda Metin Önal Mengüşoğlu düşünsel bakımdan önemli katkılarda bulunmuştur. Sanat alanında eser veren her sanatçının  poetikası olmadığı düşünüldüğünde; Mengüşoğlu’nun sanat üstüne kuramsal bütünlükte düşüncelerini açıklamış olması önemlidir. Mengüşoğlu, Ay Vakti dergisinde kendisiyle yapılan söyleşide Vahiy ve Sanat adlı kitabının kendisinin poetikası olduğunu belirtir. Mengüşoğlı burada poetikayı ayrıntılı ve kategorik olarak işaret ettiği bütün anlamları içerecek bir şekilde kullanmaktadır. Bir bakıma poetika kavramıyla sanata dair her meseleyi gündemine almaktadır. Kendisinin düşünsel gayretlerini yazılı olarak ortaya koyan yazar kendince sanat kuramı hususunda önemli açılımlar getirmektedir.             

                Sanata dair meseleler hemen hemen bütün toplumlarda çeşitli boyutlarıyla gündeme taşınmaktadır. Sanat üzerine ortaya konan düşüncelerin genellikle felsefenin bir bölümü olan estetik alanında ifade edildiği görülür. Felsefe tarihinde  genel olarak sanat düşüncesini Yunan felsefesine  dayandırarak temellendirme geleneği vardır. Genelde batı felsefe tarihinin Yunan felsefesine düşülmüş uzun bir dipnot olduğu hatırda tutulduğunda ilk sanat düşünürü olarak İ.Ö 6-5. yüzyılda Efes’te yaşayan Herakletios’la karşılaşırız.  Sanat ve taklit, sanat ve doğa gibi estetik düşünmenin ikili kavramlarına onun düşüncelerinde rastlarız. Ona göre sanat doğanın taklididir. Platon ve Aristotales’in sonradan tartışacakları sanat mefhumunun çekirdeğini Herakletios oluşturur. Onun ardılı Platon sanata iki açıdan yaklaşmıştır: İlkin sanatı, bir icat, bir yaratma, bir yenilik olarak yüceltirken ikincisinde sanat yapıtını kopyanın kopyası bir taklit (mimesis)  ürünü olarak değersizleştirir. Geleneğe uyarak bu kulvardan yürüyen Aristotales de sanat eserini bir taklit ürünü olarak görür ama aynı zamanda öznel bir yaratım olarak görür. Çünkü ona göre taklit bile özünde bir yaratma, başka türde ortaya koyma olduğundan sanat yapıtının kendine has bir boyutu vardır. Sanat konusunda 18. yy. önemli bir tarihtir. Bu tarihte Alexander G. Baumgarten (1714-1762) ve İmmanuel Kant (1724-1804) sanat  felsefesini, sanat düşüncesini temel bir felsefe disiplini haline getirdiler. Baumgarten estetiği duyuların bilimi olarak görür. Ona göre estetik duyusal bilginin, açık seçik şeylerin ötesinde bulunan tahayyülün bilgisini içerir. Kant’ta estetik beğenide içkin olan yargıyı amaçsız bir amaçlılık ya da bir oyun anlayışı olarak görür. Estetik idealizmi ortaya koyan bu yaklaşımlar mantığın ve zihin bilgisinin temel ölçütlerinin açık seçikliğini, düşünsel berraklığını dışlarlar. (Soykan; 1993, Farago; 2006, Gündoğdu; 2006:247)

               Mengüşoğlu’nun sanata yaklaşım biçiminin temel parametrelerini anlamak, bu konudaki düşüncelerini alımlamak bakımından Platon ve Aristo’da gündeme gelen mimesis ve yaratma, Kant ve Baumgarten’de dile gelen duyusallık idealizminin dışladığı bilgi yargısının önemli olduğunu düşünüyorum. Mengüşoğlu tabiattaki modellerden hareketle öznel yaratımlarda bulunduğumuzu ve bunun fıtratımıza bahşedilen bir meleke ile gerçekleştirildiğini, dolayısıyla insanın yaratılış bakımından sanatkârane bir yapıya sahip olduğunun altını çizer. Yunan felsefesindeki mimesis ve katharsis kavramlarına vahyin penceresinden bakarak onlardaki hikmeti yakalamaya çalışır. Onun düşüncesinde mimesis tabiattaki modellerden hareketle ürünler ortaya koymaktır. Katharsis ise bayağılıktan, süflilikten, şirkten bölük pörçüklükten arınmadır. (Mengüşoğlu, 2004;164)  Öte yandan güzel olanın geniş alanına düşünen bakışını ekler. Bu düşünen bakışını vahye müstenit kılar. Sanatı düşünceden ayrı görmez. Nitekim sözlüklerde yer alan biyografisinde sanat anlayışını “rasyonalizme yakın/yatkın ve radikal’ olarak nitelemektedir (2001; 768) Mengüşoğlu’nun bıkmadan, yorulmadan, yılgınlığa düşmeden boyuna tekrarladığı sanat telâkkisini vahye göre biçimlenen düşünsel temelli bir sanat olarak özetlemek mümkündür. Bu konudaki düşüncelerini ortaya koyarken hem vahyi, hem batı estetik düşüncesini, hem de oldukça kıt bir alanda serdedilen müslüman düşünürlerin yaklaşımlarını etüt etmiştir. Kur’an’la irtibatlı bir estetik düşüncesi ortaya koyma ameliyesi çok sınırlı kalmıştır. Türkçe edebiyat dünyası düşünüldüğünde genel olarak geleneksel edebiyat, vahiyle irtibatlı bir edebiyat olarak görülmüştür. Mengüşoğlu ise bu yaklaşım biçiminin doğru olmadığı kanaatindedir. Gelenek söz konusu olduğunda sayılan isimlerin hemen tamamı vahye müstenid bir edebiyat üretmekten uzaktır. Bu bakımdan Mengüşoğlu Vahiy ve Sanat’ta İslamcı edebiyatın bütün bütün geleneğe kapılanmaktansa sanatın kaynağını vahiyle kurma düşüncesi ile hareket etmesinin daha sıhhatli bir yaklaşım olacağını savunur. Sanatın kaynağını vahiyle temellendirmek, geleneği tümden yadsımak anlamına gelmez. Kur’an ve sanat ilişkisine odaklanan vahiy temelli bir sanat imkânını çağrıştıran çokça eser tercüme edilmiştir. Ama bu eserlerin çoğu bu meseleyi zengin bir kavramsal kadro ile düşünmeyi gerçekleştirememiştir. Mengüşoğlu’nun eseri ise bu başlık altında yayınlanan eserlerin içinde kuramsal değeri en yüksek olan eserdir. Ona göre gerek müslüman sanatçıların ortaya koyduğu sanat eserlerinin, gerekse başka kaygılarla ortaya konulan eserlerin değerlemesi vahye göre yapılmıyor. Vahyin sanatı söz konusu olduğunda Mengüşoğlu’na göre Türkçe edebiyat dünyasında ilk akla gelen ve düşünen sanatkâr tipinin öncüsü olan isim Mehmet Akif’tir. (Mengüşoğlu, 1998:153)

                Mengüşoğlu, sanatı eğlence ve boş zaman etkinliği olarak görmez. Sanat hayat ekmeğine sürülen bir reçel değildir, aksine sanat hayatın bizatihi kendisidir. Hayat, sanatçı dikkati ve özeniyle yaşanmalıdır. Bu bakımdan herkes içindeki sanatkârı keşfederek sanatkârca bir hayatı inşâ edebilir. Sanat basit bir eğlenti, bir avuntu ya da haz aracı değildir. Çünkü Allah ve insan dışında hiçbir mahluk sanat kudretiyle donanımlı değildir.

                Sanat konusunda geçmişin kültürel mirası yetersizdir. Tarihsel olarak bakıldığında İslam dünyasında sanat, manevi yaşamın bütün öteki alanlarının gerisinde kalmıştır. Tolstoy’un insanların bilincini, aklını duyu alanına aktaran bir insanlık yaşamı olarak andığı sanat meselesi üzerinde müslüman düşünürlerin fazla tefekkür etmeyişleri müslümanların batılı sanat kuramlarının tesirinde kalışının da başat sebebidir. Mengüşoğlu’nun sanat sorununa yaklaşımı temelden bir bakıştır. Allah’ın meleklere yeryüzünde bir halife yaratacağını söylemesi ve ardından Adem’e eşyanın isimlerini öğretmesiyle başlayan insanlığın kültür tarihi içinde vahyin sanatının kuramlaştırılmamış olması büyük bir eksikliktir. Bu bakımdan Mengüşoğlu sanat konusunda Tolstoy’un “geleceğin sanatı” olarak nitelediği “en yüksek dinsel bilincin sanatı”nın peşindedir. (Tolstoy, 2003:151) Çünkü o, sanatın kaynağını temellendirirken kullandığı öncülleri Kur’an’dan hareketle çıkarsamaya çabalamaktadır. Kuşkusuz Mengüşoğlu’nun sadece sanat hususunda değil, gerek vahyin anlaşılması, gerekse hayatın öteki alanlarına dair düşünsel çabaları da önemlidir. Bütün bu alanlara düşünerek ama vahiyden hareketle yaklaşan Mengüşoğlu’nun sanatını “düşünen sanat olarak” anmamızın haklılığı da ortaya çıkmaktadır. (Mengüşoğlu, 2000)  Mengüşoğlu, insanı Allah’ın yarattığı eserler içerisinde şâheser olarak görür. Bu şâheser oluşun sebebi de irade ve sanat yetisidir. (Mengüşolu, 1998b;4)  Sanat insan fıtratının bir sonucudur. Eğer bizim yaratılışımızda sanat eseri ortaya koyabilme kabiliyeti olmasaydı bizde sanattan hoşlanma duygusu da olmazdı. Ama insanın sanatı Allah’ın sanatına göre birtakım sınırlılıkları içinde barındırmaktadır. İnsan sanatı özneldir. İnsanı dışarıdan kuşatan ilahi sanat evrenseldir. İnsanın sanatı evrensel olamaz, dolayısıyla insanın eseri de tam anlamıyla evrensel olamaz, Allah’ın eseriyle boy ölçüşemez. İnsan sanatının yaratılışı kendine özgü sınırlılıkları içinde barındırır.

             Kolay bir iş olmayan sanat konusunda hem yaratıcı hem de kuramsal eserler ortaya koyan Mengüşoğlu’nun düşünsel çabaları vahiy temelli bir sanat kuramının bütünlemesine doğru atılmış önemli bir adımdır. Mengüşoğlu, hem içindeki sanatkârı keşfetmiş hem de bu keşiften sonra insan sanatı üzerine sürekli olarak düşünmüş ve bu düşüncelerini vahiyle temellendirme gayreti ile sanat literatüründe önemli bir yer edinmiştir. Sanat konusuna yönelik bu ilgi ve duyarlılık geliştirilerek sürdürülmelidir. Vahiy ve Sanat , vahyin sanata dair imalarını, imkânlarını kavramak bakımından önemli bir eserdir.                               

Kaynakça

ÖZ, Asım ( 2006)  “Edebi Hakikat Öyküsel Yalan” Haksöz, sayı.181

SU-LEKESİZ, Hüseyin-Ömer (2006) “Öykücüler ve Öykü Kitapları Sözlüğü-17” Hece Öykü, sayı:17

BULUT, Günay (2006) “Vahiy Sanat İlişkisi Üzerine” Haksöz, sayı:162

ÇOMAKLI, Zehra (2004) “Sanat Üzerine Anlam Arayışı” Haksöz, sayı:162

ÇELİKER, Abdurrahman (2004) “Vahiy  ve Sanat Üzerine Söyleşi” Tasfiye, sayı: 5

MENGÜŞOĞLU Metin Önal (2004) Vahiy ve Sanat, Pınar Yayınları, İstanbul 

MENGÜŞOĞLU, Metin Önal (2006a) “İlâhi Vahyin Işığında Sanat Olayı” Vuslat, sayı: 65

MENGÜŞOĞLU, Metin Önal (2006b) “İlâhi Vahyin Işığında Sanat Olayı” Bilge Adam, sayı:13-14

GARİP, Recep (2001) “Metin Önal Mengüşoğlu ile Söyleşi” Ay Vakti, sayı: 11

ALDI, Mustafa (2004) “M. Önal Mengüşoğlu ile Vahiy ve Sanat Üzerine” Umran, sayı:121

SOYKAN, Ömer Naci (1993) Türkiye’de Felsefe Manzaraları, YKY İstanbul

FARAGO, France (2006) Sanat, Çeviren: Özcan Doğan, Doğu Batı Yayınları, Ankara 

MENGÜŞOĞLU, Metin Önal (1995) “Sanat ve İdeoloji Tartışması” Haksöz, sayı: 48

MENGÜŞOĞLU, Metin Önal (2004)   “Vahiy ve Sanat” 21. Yüzyılda Müslümanların Yol Haritası İçinde AKV Yay.

OKAY, Orhan (2004) Poetika Dersleri, Hece Yay. Ankara

GÜNDOĞDU, Cengiz (2006) “Estetik” Kavram Sözlüğü II. Ed: Fikret Başkaya, Özgür Üniversite Kitaplığı Ankara

Tanzimattan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi (2001) “Mengüşoğlu, Metin Önal”, YKY, İstanbul

MENGÜŞOĞLU, Metin Önal (1998) Kimliğin Fotoğrafsız Yaprağı, Esra Yay. Konya

TOLSTOY, Leon (2003) “Sanat Nedir?” Modernizmin Serüveni, Hazırlayan: Enis Batur, YKY, İstanbul

MENGÜŞOĞLU, Metin Önal (2000) Düşünmek Farzdır, Ekin Yay. İstanbul

MENGÜŞOĞLU, Metin Önal (1998b) “Kur’an’i Mesajın İletiminde Sanat” Fecre Doğru Dergisi, sayı: 31