Tasfiye . Edebiyat-Düşünce Dergisi Yıl 3 Sayı 10 Aralık'06-Ocak'07


 

SOKAK

_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _  Serim Düğüm

 


Sokağın başında durdu, ellerinde birkaç torba, torbalarda biraz sebze vardı. Karanlık iyice bastırmıştı, seyrek sokak lambalarının yeterince aydınlatamadığı sokağın ucunu tam olarak göremedi. Görerek değil de ayaklarının aşina oluşuyla adımladığı sokağını bu defa umutsuzca, kendini herhangi bir beklentiye kaptırmadan süzdü. Sokağın başı, sokağın sonu… Yalnızlığına derman olmaktan uzak umursamaz tavrıyla sokak hiçbir zaman ondan yana olmamıştı. Ağır aksak adımlar aşinalığın istikâmetine doğru götürmeye başladı. Elbiselerinin, ayakkabılarının, saç ve sakalının sokağın yalnızlaştırıcı karakteri karşısında herhangi bir önemi var mıydı? Yoktu. O da bunun bilincindeydi.


Sokağın ortalarında neredeyse. Bir kapı gıcırtısı yan taraftan gelen, pencereden sokağa silkelenen bir sofra bezi. Az biraz ötede belirsiz bir şarkı, pencereye yakın oturan yorgun ve sıradan bir adamın sigarasıyla hemhâl olması… Bir meczup mu, bir modern dönem velisi mi, hangi gözle bakar ona bu halk acep? Kendisi kendine hangi gözle bakıyor? Bu dünyadan mı? Bir sokak mesabesindeki dünya yolculuğunda herkeslerden farklı bir yol, herkeslerden faklı bir yolculuk mu tutturmuştu? Doğrusunu bilen varsa söylesin. Yaşına göre siyah sayılabilecek uzun saçları, neredeyse bir karışı geçmiş sakalı, temiz ama yeni olmayan giysileri ile hem bir saygı hem de tedirgin edici bir duruşu vardı ya hem çocuklar hem yetişkinler ona karşı hangi tavrı alacaklarını kestiremiyorlardı. Kestirilememiş tavırların yapmacıklığı her zaman rahatsız edici bir kurşun gibi yüreğini deler geçer, sokağın bir an evvel bitmesini beklerdi. Ağacın altına yorgunluktan uzanmış, yılgın bir köpek, hemen yanındaki çöplerden çöteleyen bir kedi, balkondan düşen çamaşırı alelacele kapıp annesinin gözetimi altında eve çıkarmaya çalışan bir çocuk, hafiften hafife keskinleşen bir soğuk…


Sokağı ağır aksak adımlarla tüketmeye çalışırken dünya sokağındaki yolculuğun daha ne kadar süreceğini elbette ki bilemezdi ve bu bilememezlik esasen onun inanmış kişiliğine ağır gelen bir yük değildi. Ağır gelen inandıklarını paylaşamamaktı. İnanıyorum, hakikati söylüyorum ama bir meczup muyum yoksa artık nesilleri kesilmiş ve menkıbelerdeki mezarlarına çoktan gömülmüş ululardan? Hoş, ulularla işim olmaz ya çok şükür, kanaatleri sokaktaki tedirgin yolculuğa bir açılım sunma imkânında mıdır? Sokaktaki yolculuk şu en sondaki lambanın yanına varınca biter, lamba kendini bile aydınlatamazken onun yüreğine nasıl bir neşve saçar. Lambalar altında geçerken sokakta, sıralı evlerin arasında kalan sokak, lambaların kör aydınlığında yitip giden sokak, ağır aksak adımlarının altında ezilen sokak, hayatın altında ezilirken çekip çıkardığım dünyam, ben kimim.


Karmaşık hayallerin arasından, tam sokağın ortasından sokağın sonuna doğru ilerliyordu. İlerleyemediği hakikatleri vardı, iletemediği hakikatleri. Tedirgin etmeyen, simasına bir olgunluk ve tarifsiz bir şirinlik veren kırışıklıklıları bu defa aşırı ciddiyetten daha da derinleşip fazlalaşmıştı sanki. Her kırışıklık tarihinin bir sayfasından daha derin boyutlardaydı. Her kırışıklık şimdi geçip gitmekte olduğu sokağın bir benzeriydi adeta. Sayfalarca anlatılacak malzemeler saklıydı.


Sokağı adımlıyor, yalnızlığında büyüttüğü düşüncelere doğru, varlığı ile yokluğunu her sabah terk edişinde nerdeyse unuttuğu evine doğru ilerliyordu. İlerliyordu. Belki de düşündükleri, niyetlendikleri istikâmetinde bir adım atamamıştı. Sokağın sakinlerinden bir tanıdığı var mıydı, bazen kendisine ufak yollu laf atanların dışında veya dede diye seslenen çocukların günahsızlıkları dışında irtibat kurabilmişlikleri var mıydı? Olsa da yoksa da sokak mesabesindeki hayatında yeni pencereler açılabilecek bir değişiklik bu sokaktan çıkabilir miydi?


Sokağın sıkıcılığı, yolculuk duygusu varlığını ifadede dillendirdiği imtihan alanıyla bir araya geldiğinde kelimelere gerek kalmayan müşahhas bir biçim kazanıyordu. Hakikat orta yerde duruyordu ve sokaktakiler ziyandaydı. Sokağı gerçek sanan, oraya kapanan sokaktakiler ziyandaydı ve uyarılara kulak asmadıkça ziyanları nihayete ermeyecekti. Sokağı bir yurt olarak benimsemeyen kendisiydi, onlar ısrarla sokaktan yana tercihte bulunuyorlar, bir meczup olarak görüp dillendiremeseler de düşüncelerini içlerinde saklı tutuyorlar ve kaybediyorlardı.


Ortalarını artık çoktan geçtiği sokağın sonuna yaklaşıyor, belki biri çıkar da duruma müdahale eder ümidini yineleyerek sokağın sonundaki ölgün ve titrek lambanın aydınlatamadığı noktadan yitip gideceği ânı düşünüyor, belirsiz ses ve tıpırtıların arasına terk ettiği sokağı adımlayacağı yarını düşünmek bile aklına gelmiyordu.