|
SOKAK
_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _
_ _ _ _ Serim Düğüm

Sokağın başında durdu, ellerinde birkaç torba, torbalarda biraz sebze vardı.
Karanlık iyice bastırmıştı, seyrek sokak lambalarının yeterince
aydınlatamadığı sokağın ucunu tam olarak göremedi. Görerek değil de
ayaklarının aşina oluşuyla adımladığı sokağını bu defa umutsuzca, kendini
herhangi bir beklentiye kaptırmadan süzdü. Sokağın başı, sokağın sonu…
Yalnızlığına derman olmaktan uzak umursamaz tavrıyla sokak hiçbir zaman
ondan yana olmamıştı. Ağır aksak adımlar aşinalığın istikâmetine doğru
götürmeye başladı. Elbiselerinin, ayakkabılarının, saç ve sakalının sokağın
yalnızlaştırıcı karakteri karşısında herhangi bir önemi var mıydı? Yoktu. O
da bunun bilincindeydi.
Sokağın ortalarında neredeyse. Bir kapı gıcırtısı yan taraftan gelen,
pencereden sokağa silkelenen bir sofra bezi. Az biraz ötede belirsiz bir
şarkı, pencereye yakın oturan yorgun ve sıradan bir adamın sigarasıyla
hemhâl olması… Bir meczup mu, bir modern dönem velisi mi, hangi gözle bakar
ona bu halk acep? Kendisi kendine hangi gözle bakıyor? Bu dünyadan mı? Bir
sokak mesabesindeki dünya yolculuğunda herkeslerden farklı bir yol,
herkeslerden faklı bir yolculuk mu tutturmuştu? Doğrusunu bilen varsa
söylesin. Yaşına göre siyah sayılabilecek uzun saçları, neredeyse bir karışı
geçmiş sakalı, temiz ama yeni olmayan giysileri ile hem bir saygı hem de
tedirgin edici bir duruşu vardı ya hem çocuklar hem yetişkinler ona karşı
hangi tavrı alacaklarını kestiremiyorlardı. Kestirilememiş tavırların
yapmacıklığı her zaman rahatsız edici bir kurşun gibi yüreğini deler geçer,
sokağın bir an evvel bitmesini beklerdi. Ağacın altına yorgunluktan uzanmış,
yılgın bir köpek, hemen yanındaki çöplerden çöteleyen bir kedi, balkondan
düşen çamaşırı alelacele kapıp annesinin gözetimi altında eve çıkarmaya
çalışan bir çocuk, hafiften hafife keskinleşen bir soğuk…
Sokağı ağır aksak adımlarla tüketmeye çalışırken dünya sokağındaki
yolculuğun daha ne kadar süreceğini elbette ki bilemezdi ve bu bilememezlik
esasen onun inanmış kişiliğine ağır gelen bir yük değildi. Ağır gelen
inandıklarını paylaşamamaktı. İnanıyorum, hakikati söylüyorum ama bir meczup
muyum yoksa artık nesilleri kesilmiş ve menkıbelerdeki mezarlarına çoktan
gömülmüş ululardan? Hoş, ulularla işim olmaz ya çok şükür, kanaatleri
sokaktaki tedirgin yolculuğa bir açılım sunma imkânında mıdır? Sokaktaki
yolculuk şu en sondaki lambanın yanına varınca biter, lamba kendini bile
aydınlatamazken onun yüreğine nasıl bir neşve saçar. Lambalar altında
geçerken sokakta, sıralı evlerin arasında kalan sokak, lambaların kör
aydınlığında yitip giden sokak, ağır aksak adımlarının altında ezilen sokak,
hayatın altında ezilirken çekip çıkardığım dünyam, ben kimim.
Karmaşık hayallerin arasından, tam sokağın ortasından sokağın sonuna doğru
ilerliyordu. İlerleyemediği hakikatleri vardı, iletemediği hakikatleri.
Tedirgin etmeyen, simasına bir olgunluk ve tarifsiz bir şirinlik veren
kırışıklıklıları bu defa aşırı ciddiyetten daha da derinleşip fazlalaşmıştı
sanki. Her kırışıklık tarihinin bir sayfasından daha derin boyutlardaydı.
Her kırışıklık şimdi geçip gitmekte olduğu sokağın bir benzeriydi adeta.
Sayfalarca anlatılacak malzemeler saklıydı.
Sokağı adımlıyor, yalnızlığında büyüttüğü düşüncelere doğru, varlığı ile
yokluğunu her sabah terk edişinde nerdeyse unuttuğu evine doğru ilerliyordu.
İlerliyordu. Belki de düşündükleri, niyetlendikleri istikâmetinde bir adım
atamamıştı. Sokağın sakinlerinden bir tanıdığı var mıydı, bazen kendisine
ufak yollu laf atanların dışında veya dede diye seslenen çocukların
günahsızlıkları dışında irtibat kurabilmişlikleri var mıydı? Olsa da yoksa
da sokak mesabesindeki hayatında yeni pencereler açılabilecek bir değişiklik
bu sokaktan çıkabilir miydi?
Sokağın sıkıcılığı, yolculuk duygusu varlığını ifadede dillendirdiği imtihan
alanıyla bir araya geldiğinde kelimelere gerek kalmayan müşahhas bir biçim
kazanıyordu. Hakikat orta yerde duruyordu ve sokaktakiler ziyandaydı. Sokağı
gerçek sanan, oraya kapanan sokaktakiler ziyandaydı ve uyarılara kulak
asmadıkça ziyanları nihayete ermeyecekti. Sokağı bir yurt olarak
benimsemeyen kendisiydi, onlar ısrarla sokaktan yana tercihte bulunuyorlar,
bir meczup olarak görüp dillendiremeseler de düşüncelerini içlerinde saklı
tutuyorlar ve kaybediyorlardı.
Ortalarını artık çoktan geçtiği sokağın sonuna yaklaşıyor, belki biri çıkar
da duruma müdahale eder ümidini yineleyerek sokağın sonundaki ölgün ve
titrek lambanın aydınlatamadığı noktadan yitip gideceği ânı düşünüyor,
belirsiz ses ve tıpırtıların arasına terk ettiği sokağı adımlayacağı yarını
düşünmek bile aklına gelmiyordu.
|