Tasfiye . Edebiyat-Düşünce Dergisi Yıl 3 Sayı 10 Aralık'06-Ocak'07


 

ORTADOĞU’DA FİTNE ATEŞİ

_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _  İlyas ÇETİN

 


 

Günümüzde İslam dünyası çok yönlü bir kuşatma altında bulunuyor. Modern uygarlık günümüz dünyasında İslam’a hayat hakkı tanımak istemiyor. Müslümanların en kutsal değerleri açıkça aşağılanıyor, Müslümanların kendi kimlikleri ile sosyal hayatın içinde yer almaları bir türlü kabullenilemiyor. Müslümanlar modern uygarlık tarafından ötekileştiriliyor, terörist muamelesine tabi tutuluyor, en tabii hakları bile hiçe sayılabiliyor.

Müslümanlar bugün hem batı ülkelerinde, hem de kendi ülkelerinde açıkça “zenci” muamelesi görüyor. Batı ülkelerinde Müslümanlara yönelik haçlı ruhu yeniden kabarıyor. Modern uygarlık bilinçaltındaki İslam düşmanlığını her fırsatta açığa vuruyor. İslam’ın Peygamberine ifade özgürlüğü adı altında açıkça hakaretler edilebiliyor. Aziz Peygamberin tebliğ ettiği ilahi mesajların “şeytanca” olduğu dile getirilebiliyor.

Modern uygarlık tarihte barbar toplumları medenileştirmek adı altında İslam dünyasına yönelik ortaya konulan sömürgeci faaliyetleri günümüzde “insan hakları, özgürlük, demokrasi” maskesi adı altında sürdürüyor. İslam dünyası toplumları başlarına yağdırılan tonlarca bombalarla, üzerlerine atılan onlarca çeşit kimyasal silahlarla “özgürleştiriliyor”. Guantanamo’da işkencenin her türlüsüne tabi tutulan esirler, Ebu Gureyb cezaevinde tecavüze uğrayan kadınlar, gece yarısı başlarına geçirilen çuvalla nereye götürüldüğü bilinmeyen erkekler, vücuduna isabet eden onlarca mermiyle bu dünyadan göçen bebekler demokrasi nimetinin “fayda”larını görüyorlar.

Ancak tüm işgallere, işkencelere, katliamlara rağmen İslam dünyasında direniş bilinci her geçen gün daha da güçleniyor. Siyonist İsrail’in askeri ve ekonomik üstünlüğüne, emperyalist devletlerin desteğine karşın “yenilmezlik” imajı bir avuç kararlı mü’minin onurlu direnişi karşısında yok oluyor. Dünyanın en gelişmiş askeri donanıma sahip ülkesi olan ABD için Irak’ta artık “Vietnam kâbusu”ndan söz ediliyor. Dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Afganistan’da bile işgalcilerin başkent Kabil’in dışında çok fazla bir nüfuzları bulunmuyor.

İslam dünyasının geleceğe dönük azim ve kararlılığını pekiştiren, umudunun artmasına yol açan tüm bu olumlu gelişmelere karşı, gerek emperyalistlerce tezgahlanan, gerekse de İslam dünyasının mezhepçiliği, taassubu ve dar görüşlülüğü aşamamış kimi kesimlerince sergilenen fitne oyunları sebebiyle İslam ailesi çok şiddetli acılara muhatap oluyor. İslam dünyasını işgal eden emperyalist güçlere karşı gösterilmesi gereken direncin zayıflamasına sebep oluyor, Yüce Kitabımızda ifade edildiği gibi “gücümüz dağılıyor”.

Bugün Irak gerek işgal güçleri ile siyonist devletin fitne oyunları, gerekse de Müslümanlar içindeki bağnaz kesimlerce körüklenen fitne ateşi sebebiyle mezhep eksenli iç savaşın eşiğine gelmiş bulunuyor. Geçtiğimiz günlerde Bağdat’ın Sadr mahallesinde patlayan bombalar neticesinde yaklaşık iki yüz elli kişi katledildi. Ardından buna misilleme adı altında Sünnilere ait camiler kundaklandı, sünni erkeklerin kaçırılarak diri diri yakıldığına dair haberler yayınlandı. Bu tür olayları Irak’ta gerek şii kesimin, gerekse de sünni kesimin büyük çoğunluğunun onaylamadığının bilinmesine rağmen, her gün onlarca masum insan bu tür eylemler neticesinde katlediliyor. Bu tür eylemleri kimlerin gerçekleştirdikleri tam olarak bilinmiyor. Ancak bu tür eylemler neticesinde yaşanan kaos ortamının işgal güçlerinin Irak’ta kalması için gerekçe olarak öne sürülmesi, bu tür eylemlerin arkasında işgal güçlerinin ya doğrudan ya da dolaylı olarak olduğunu akıllara getiriyor. Bununla birlikte İsrailli bazı generallerin Irak’ta mezhep fitnesinin körüklenmesi ve Irak’ın küçük parçalara ayrılmasını tavsiye etmelerinin ardından bu tür eylemlerin artmış olması, siyonist devletin bu işin arkasında olduğu şüphelerini güçlendiriyor.

İşgal güçlerinin ya da siyonist devletin bu tür eylemlerin arkasında olması Müslümanlar içinden kimi kesimlerin kör bir şiddetin içinde olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Müslümanlar içinde kendini sünni olarak nitelendiren kesimler içinde işi şiilerin şeytanın fırkası olduğu bu sebeple öldürülmelerinin mübahtan da öte farz olarak görmeye kadar götürenler olduğu gibi şiiler içinde de sünnileri tekfir eden, kanlarının dökülmesinin meşru bir eylem olduğunu düşünen aşırı gruplar bulunuyor. Bu tür sığ ve bağnaz yaklaşımların oluşmasının tarihsel arka planı olmakla birlikte, Müslümanlar içinde böyle bir fitneyi emperyalistlerin de körüklediği biliniyor.

Lübnan’da otuz üç günlük savaşın ardından Direniş tarafından ağır bir yenilgiye uğratılan siyonist devlet çeşitli fitne oyunları ile bu yenilgiyi gizlemeye çalışıyor. Bu amaçla daha önce Beyrut’ta Hıristiyanların yoğun olduğu sanayi bölgesine yönelik muhtelif bombalı eylemler gerçekleştirildi. Ancak Müslümanlardan önce Hıristiyanlar bu eylemlerin arkasında İsrail ve ABD’nin fitne taktiklerinin olduğunu dile getirdiler. Dolayısıyla bu girişimlerden istenen netice elde edilemedi. Aynı fitnenin bir parçası olarak eski cumhurbaşkanı Emin Cumeyyil’in oğlu ve Sanayi bakanı Pierre Cumeyyil’in öldürüldü. Bu tür eylemler neticesinde din, mezhep ve etnik farklılıklar kışkırtılarak bir iç savaş çıkartılmak ardından da iç savaş bahanesi ile bölgesel müdahale senaryolarının gerçekleştirilmesi hedefleniyor.

İsrail’e karşı kazandığı zaferle İslam dünyasında büyük bir sempati kazanan Direniş, özellikle Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır gibi işbirlikçi rejimleri paniğe sevk etmiş görünüyor. Bu tür rejimler Direniş’in başarısını gölgelemek adına açıkça siyonist söylemleri savunabiliyorlar. Bu tür söylemlere bakılırsa yayılan şiilik tehlikesi karşısında sünnilik büyük bir tehdit altında bulunuyor. Direniş, sünnileri öldürmek için “şii ölüm mangaları” kurmuş bulunuyor.

Bu tür bir bakış açısı neticesinde Suûdî Baş Müftüsü Abdullah bin Cibrîn, yayınladığı bir fetva ile, Lübnan Direniş’ini sapık diye niteleyip, “Onun başarısı için değil, başarısızlığı için dua edilmesi ve sünnilerin bu hareketten kesinlikle uzak olduğunu açıklaması gerektiğini” dile getirilebiliyor.

İslam dünyası yaşamış olduğu işgal faaliyetlerinden belki de daha çok mezhepçilik gibi bir fitne dolayısıyla çok büyük acılara katlanmak zorunda kalıyor. Bu tür bir hastalık işgal güçlerinin işini kolaylaştırıyor. Körüklenen mezhepçilik fitnesi neticesinde sünni camisinde yada şii camisinde patlayan bombalar emperyalizme hizmet etmekten başka hiçbir anlam ifade etmiyor.

Bu tür bir fitneye alet olmaktan kurtulmanın yolu her türlü bağnazlığı, dar görüşlülüğü, taassubu, tarihsel önyargıları aşmaktan geçiyor. Bunun çaresi de Kitap merkezli bir dini anlayışa ulaşmak ve Kur’an’da dile getirilen hakikatleri yaşamlaştırmak sorumluluğudur.