|
ORTADOĞU’DA FİTNE ATEŞİ
_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _
_ _ _ _ _ _ _ _ _
İlyas ÇETİN

Günümüzde İslam dünyası çok
yönlü bir kuşatma altında bulunuyor. Modern uygarlık günümüz dünyasında
İslam’a hayat hakkı tanımak istemiyor. Müslümanların en kutsal değerleri
açıkça aşağılanıyor, Müslümanların kendi kimlikleri ile sosyal hayatın
içinde yer almaları bir türlü kabullenilemiyor. Müslümanlar modern uygarlık
tarafından ötekileştiriliyor, terörist muamelesine tabi tutuluyor, en tabii
hakları bile hiçe sayılabiliyor.
Müslümanlar bugün hem batı ülkelerinde, hem de kendi ülkelerinde açıkça
“zenci” muamelesi görüyor. Batı ülkelerinde Müslümanlara yönelik haçlı ruhu
yeniden kabarıyor. Modern uygarlık bilinçaltındaki İslam düşmanlığını her
fırsatta açığa vuruyor. İslam’ın Peygamberine ifade özgürlüğü adı altında
açıkça hakaretler edilebiliyor. Aziz Peygamberin tebliğ ettiği ilahi
mesajların “şeytanca” olduğu dile getirilebiliyor.
Modern uygarlık tarihte barbar toplumları medenileştirmek adı altında İslam
dünyasına yönelik ortaya konulan sömürgeci faaliyetleri günümüzde “insan
hakları, özgürlük, demokrasi” maskesi adı altında sürdürüyor. İslam dünyası
toplumları başlarına yağdırılan tonlarca bombalarla, üzerlerine atılan
onlarca çeşit kimyasal silahlarla “özgürleştiriliyor”. Guantanamo’da
işkencenin her türlüsüne tabi tutulan esirler, Ebu Gureyb cezaevinde
tecavüze uğrayan kadınlar, gece yarısı başlarına geçirilen çuvalla nereye
götürüldüğü bilinmeyen erkekler, vücuduna isabet eden onlarca mermiyle bu
dünyadan göçen bebekler demokrasi nimetinin “fayda”larını görüyorlar.
Ancak tüm işgallere, işkencelere, katliamlara rağmen İslam dünyasında
direniş bilinci her geçen gün daha da güçleniyor. Siyonist İsrail’in askeri
ve ekonomik üstünlüğüne, emperyalist devletlerin desteğine karşın
“yenilmezlik” imajı bir avuç kararlı mü’minin onurlu direnişi karşısında yok
oluyor. Dünyanın en gelişmiş askeri donanıma sahip ülkesi olan ABD için
Irak’ta artık “Vietnam kâbusu”ndan söz ediliyor. Dünyanın en fakir
ülkelerinden biri olan Afganistan’da bile işgalcilerin başkent Kabil’in
dışında çok fazla bir nüfuzları bulunmuyor.
İslam dünyasının geleceğe dönük azim ve kararlılığını pekiştiren, umudunun
artmasına yol açan tüm bu olumlu gelişmelere karşı, gerek emperyalistlerce
tezgahlanan, gerekse de İslam dünyasının mezhepçiliği, taassubu ve dar
görüşlülüğü aşamamış kimi kesimlerince sergilenen fitne oyunları sebebiyle
İslam ailesi çok şiddetli acılara muhatap oluyor. İslam dünyasını işgal eden
emperyalist güçlere karşı gösterilmesi gereken direncin zayıflamasına sebep
oluyor, Yüce Kitabımızda ifade edildiği gibi “gücümüz dağılıyor”.
Bugün Irak gerek işgal güçleri ile siyonist devletin fitne oyunları, gerekse
de Müslümanlar içindeki bağnaz kesimlerce körüklenen fitne ateşi sebebiyle
mezhep eksenli iç savaşın eşiğine gelmiş bulunuyor. Geçtiğimiz günlerde
Bağdat’ın Sadr mahallesinde patlayan bombalar neticesinde yaklaşık iki yüz
elli kişi katledildi. Ardından buna misilleme adı altında Sünnilere ait
camiler kundaklandı, sünni erkeklerin kaçırılarak diri diri yakıldığına dair
haberler yayınlandı. Bu tür olayları Irak’ta gerek şii kesimin, gerekse de
sünni kesimin büyük çoğunluğunun onaylamadığının bilinmesine rağmen, her gün
onlarca masum insan bu tür eylemler neticesinde katlediliyor. Bu tür
eylemleri kimlerin gerçekleştirdikleri tam olarak bilinmiyor. Ancak bu tür
eylemler neticesinde yaşanan kaos ortamının işgal güçlerinin Irak’ta kalması
için gerekçe olarak öne sürülmesi, bu tür eylemlerin arkasında işgal
güçlerinin ya doğrudan ya da dolaylı olarak olduğunu akıllara getiriyor.
Bununla birlikte İsrailli bazı generallerin Irak’ta mezhep fitnesinin
körüklenmesi ve Irak’ın küçük parçalara ayrılmasını tavsiye etmelerinin
ardından bu tür eylemlerin artmış olması, siyonist devletin bu işin
arkasında olduğu şüphelerini güçlendiriyor.
İşgal güçlerinin ya da siyonist devletin bu tür eylemlerin arkasında olması
Müslümanlar içinden kimi kesimlerin kör bir şiddetin içinde olduğu gerçeğini
değiştirmiyor. Müslümanlar içinde kendini sünni olarak nitelendiren kesimler
içinde işi şiilerin şeytanın fırkası olduğu bu sebeple öldürülmelerinin
mübahtan da öte farz olarak görmeye kadar götürenler olduğu gibi şiiler
içinde de sünnileri tekfir eden, kanlarının dökülmesinin meşru bir eylem
olduğunu düşünen aşırı gruplar bulunuyor. Bu tür sığ ve bağnaz yaklaşımların
oluşmasının tarihsel arka planı olmakla birlikte, Müslümanlar içinde böyle
bir fitneyi emperyalistlerin de körüklediği biliniyor.
Lübnan’da otuz üç günlük savaşın ardından Direniş tarafından ağır bir
yenilgiye uğratılan siyonist devlet çeşitli fitne oyunları ile bu yenilgiyi
gizlemeye çalışıyor. Bu amaçla daha önce Beyrut’ta Hıristiyanların yoğun
olduğu sanayi bölgesine yönelik muhtelif bombalı eylemler gerçekleştirildi.
Ancak Müslümanlardan önce Hıristiyanlar bu eylemlerin arkasında İsrail ve
ABD’nin fitne taktiklerinin olduğunu dile getirdiler. Dolayısıyla bu
girişimlerden istenen netice elde edilemedi. Aynı fitnenin bir parçası
olarak eski cumhurbaşkanı Emin Cumeyyil’in oğlu ve Sanayi bakanı Pierre
Cumeyyil’in öldürüldü. Bu tür eylemler neticesinde din, mezhep ve etnik
farklılıklar kışkırtılarak bir iç savaş çıkartılmak ardından da iç savaş
bahanesi ile bölgesel müdahale senaryolarının gerçekleştirilmesi
hedefleniyor.
İsrail’e karşı kazandığı zaferle İslam dünyasında büyük bir sempati kazanan
Direniş, özellikle Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır gibi işbirlikçi rejimleri
paniğe sevk etmiş görünüyor. Bu tür rejimler Direniş’in başarısını
gölgelemek adına açıkça siyonist söylemleri savunabiliyorlar. Bu tür
söylemlere bakılırsa yayılan şiilik tehlikesi karşısında sünnilik büyük bir
tehdit altında bulunuyor. Direniş, sünnileri öldürmek için “şii ölüm
mangaları” kurmuş bulunuyor.
Bu tür bir bakış açısı neticesinde Suûdî Baş Müftüsü Abdullah bin Cibrîn,
yayınladığı bir fetva ile, Lübnan Direniş’ini sapık diye niteleyip, “Onun
başarısı için değil, başarısızlığı için dua edilmesi ve sünnilerin bu
hareketten kesinlikle uzak olduğunu açıklaması gerektiğini” dile
getirilebiliyor.
İslam dünyası yaşamış olduğu işgal faaliyetlerinden belki de daha çok
mezhepçilik gibi bir fitne dolayısıyla çok büyük acılara katlanmak zorunda
kalıyor. Bu tür bir hastalık işgal güçlerinin işini kolaylaştırıyor.
Körüklenen mezhepçilik fitnesi neticesinde sünni camisinde yada şii
camisinde patlayan bombalar emperyalizme hizmet etmekten başka hiçbir anlam
ifade etmiyor.
Bu tür bir fitneye alet olmaktan kurtulmanın yolu her türlü bağnazlığı, dar
görüşlülüğü, taassubu, tarihsel önyargıları aşmaktan geçiyor. Bunun çaresi
de Kitap merkezli bir dini anlayışa ulaşmak ve Kur’an’da dile getirilen
hakikatleri yaşamlaştırmak sorumluluğudur.
|