Tasfiye . Edebiyat-Düşünce Dergisi Yıl 3 Sayı 10 Aralık'06-Ocak'07


 

ZİNCİRLERİMİZİ KIRAN ZULME İSYANIMIZDIR

_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _  Şükrü HÜSEYİNOĞLU

 

O gün ağanın adamları yine köyün sokaklarına dağılmış, avazları çıktıkça bağırıyorlardı:
- Duyduk duymadık demeyin! Yarın ağaya yakacak toplamak için topluca ormana gidilecektir! Herkes yarın sabah yedide köy meydanında binekleriyle beraber hazır olacaktır!
Güneşin batmaya doğru yol aldığı, gökyüzünün yeni yeni kızıllaşmaya başladığı bu saatlerde köylüler bağdan-bahçeden, tarladan evlerine henüz dönmeye başlıyorlardı. Köye dönüşte de yeni işler bekliyordu, akşama kadar bağda-bahçede, tarlada yorulan köylüleri. Sabah çobana kattıkları büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarını ahırlarına yerleştirecekler, kadınlar keçi, koyun ve ineklerini sağacak, ardından akşam yemeği hazırlanıp ailece sofraya oturulacak.
Fakat ağanın adamlarının o itici sesleri köyün sokaklarında yankılanmaya başlayınca, köylülerin kendilerince kurdukları bu hayat döngüsü alt üst oluyor, ağa ve yakın çevresi hariç tüm köy ahalisi kendilerini bir kabusun tam ortasında buluyordu. Herkes ağaya beddua ediyor, köylüler kendi aralarında hoşnutsuzluklarını mırıldanıyor, fakat sabah olduğunda ağanın emrivakisi gereği köy meydanında toplanılıyor, kendi iş, güçlerine ara verip ağa için çalışmaya gidiyorlardı.
Bu köydeki ağalık sistemi biraz farklıydı, mesela herkesin kendi tarlası, birçok kişinin de bağı bahçesi vardı. Fakat gücünü tek parti sisteminin vergi toplayıcılığından ve köydeki temsilcisi oluşundan alan ağa, köylüleri emrivakiyle yılın çeşitli günlerinde kendi işlerinde çalıştırıyor, bunun için kimseye emeğinin karşılığında herhangi bir ücret de ödemiyordu. Üstelik tarlasında, bahçesinde çalıştırdığı, odun toplamaya ormana gönderdiği köylülere kaba davranıyor, zaman zaman adamlarını köylülerin üzerine saldırttığı oluyordu.
Tüm bu emrivaki ve zulümlerden köylülere gına gelmişti, fakat insanlar kendi aralarında mırılnadıp beddua etmekle yetiniyor, ağaya itiraz etme cesaretini gösteren olmuyordu.
Daha birkaç hafta önce yine adamlarını köyün sokaklarına salıp, her evden en az iki kişinin üç gün boyunca kendi tarlasında çalışmak üzere orak ve tırpanlarıyla birlikte sabahları köy meydanında hazır olmaları emrivakisini yapmıştı. Tam da reçberliğin bu yoğun zamanında insanlar kendi tarlalarında ekinleri ortada bırakıp, ağanın tarlasında çalışmak zorunda kalmışlardı.
- Duyduk duymadık demeyin! Yarın ağaya yakacak toplamak için ormana gidilecektir! Herkes bineklerinizle beraber sabah yedide köy meydanında hazır olsun!
İşte o lanet olası emrivakilerden biri daha yapılıyordu. Ağanın adamlarının sesleri sokaklardan çekildikten sonra köye derin bir sessizlik çökmüştü.
- Boyu devrilesice zalim! Hiç insaf yok mudur bu adamda komşu?
- Allah tez elden canını alsın, onda insaf ne gezer!
- Ah komşum ah! Canı çıkasıcanın yerini dolduracak zalim mi yok Baksana şu adamlarına!
Köylülerin kendi aralarındaki bu tür tedirgin konuşmaları dışında köyde adeta hayat durmuştu. Sanki fırtına öncesi sessizlik yaşanıyordu bu şirin Anadolu köyünde.
Karanlık yavaş yavaş köyün üstüne çökerken, köyün gücü kuvveti yerinde delikanlılarından, Keremoğlu olarak bilinen ailenin oğlu Hasan, ağaya karşı bayrak açmanın zamanının gelip geçmekte olduğunu düşünüyor, içinde fırtınalar koparken ağa zulmüne karşı ne yapabileceği üzerinde kofa yoruyordu.
Bu zulmün bir kırılma noktası olmalıydı, bu da birilerinin ayağa kalkmasıyla, seslerini yükseltmesiyle mümkün olabilirdi ancak.
-Bu sefer sesimizi yükseltmeli, bu adama haddini bildirmeli!, diyerek kapıya doğru yöneldi.
Köyün delikanlılarını tek tek zihninde tarttı. Kafasına koymuştu, bu defa ağanın emrivakisine karşı duracaktı.
Bu işte kimler kendisine destek olabilirdi? Kendisince kafasında bir “direnişçi” listesi oluşturdu. Sonra en yakın komşusu Bekir’den başlamak suretiyle, ağaya karşı başlatılacak bir isyana katılması muhtemel olan gücü kuvveti yerinde akranlarına meseleyi açmaya karar verip yola koyuldu. Fakat meselenin ağızdan ağıza yayılıp ağaya ulaşmaması için tedbirli davranması gerektiğini biliyordu. Bu yüzden her önüne gelene bu meseleyi açmayacaktı.
Bekir kendisini kapıdan karşılayınca, selam vermesiyle konuya girmesi bir oldu.
- Ağa yarın herkesi kendisine odun toplamaya çağırdı, işittin değil mi?
- İşitmez olur muyum Hasan, ne gelir elden?
- Gelmeli Bekir, elden bir şeyler gelmeli, yoksa bu işin sonu gelmez!
- Gayri doğru diyorsun ama ne yapabiliriz?
- İşte ben de onun için geldim Bekir, bir düşüncem var bu konuda.
Hasan, Bekir’in evinden yalnız çıkmamıştı, Bekir de ona katılmıştı. Artık ağaya isyan kararında olan iki kişi vardı köyde ve bu iki arkadaş isyana katılacağını düşündükleri diğer akranlarını ziyaret edip meseleyi açmak üzere artık iyice çökmüş olan gece karanlığında köy içinde ilerliyorlardı.
- Hasan ne dersin başarabilecek miyiz?
- İnşallah Bekir, başarmak zorundayız. Yoksa bu zilletten kurtulamayız.
Sonra üç kişi, dört kişi, beş kişi, altı kişi oldular. Bazısı adeta böyle bir adım bekliyormuş gibi heyecanla katılmıştı isyan davetine, bazısı bahane ileri sürüp katılmaktan geri durmuştu, bazısı da ağaya gücünüz yetmez deyip nasihat vermeye kalkışmıştı. Nihayet gecenin sonunda yedi kişi olmuşlardı ve artık yarın nasıl bir isyan başlatacaklarını kararlaştırmaları gerekiyordu.
Yarın nasıl bir tutum takınacaklarını belirlemek için, vakit gece yarısına doğru ilerlemiş de olsa, Keremoğlu ailesinin misafirhanesinde toplanıp ne yapacaklarını konuşmaya karar verdiler.
Yedi arkadaş misafirhaneye doğru yürürken daha şimdiden adeta muzaffer bir komutan edasına bürünmüştüler bile. Ağa zulmüne karşı duracak olmanın haklı gururu tavırlarına, hatta yürüyüşlerine bile yansımıştı.
Toplantı bittiğinde saat sabaha doğru dördü gösteriyordu. Uykusuz ve yorgun fakat kıpır kıpırdılar. Yarın için omuzlarına aldıkları büyük yükün heyecanı sarmıştı hepsini. Tatlı bir gerginlik içerisindeydiler. Belki tek endişeleri isyanlarının başarılı olmama ihtimaliydi. Ama ağanın bu insanlık dışı emrivakilerine karşısında seslerini yükseltecek olmaları bile başlı başına onları başı dik kılmaya, dolayısıyla mutlu olmaya yetmişti.
Misafirhanenin kapısını kilitlerken Hasan son bir defa daha aldıkları kararı hiç kimseye açmamaları konusunda arkadaşlarını uyarmayı ihmal etmemişti. Gerek ağa, gerekse köylüler için bir sürpriz olacaktı bu başkaldırı, fakat tabii ağa için acı, köylüler içinse tatlı bir sürpriz…
Aldıkları karar şuydu:
Tüm köylüler gibi onlar da yarın sabah ağanın ilan ettiği saatte binekleri ve baltalarıyla köy meydanında olacaklar ve köylülerle birlikte yakacak toplamak için ormana hareket edeceklerdi. Fakat köye dönüşte herkes odun yüklü bineklerini ağanın evine doğru götürürken onlar emrivakiye uymayıp, bineklerini kendi evlerine çevirecekler ve topladıkları odunları kendi evlerine götüreceklerdi. İsyan bu noktada başlamış olacaktı.
Tabii ağanın bu başkaldırıya göz yummayacağını ve adamlarını üzerlerine saldırtacağını biliyorlardı. Fakat her şeyi göze almışlardı, ağanın adamlarıyla kavga etmekten kaçınmayacaklardı.
Ormandan bineklerinin taşıyacağı kadar odun toplayan köylüler öğleden sonra yavaş yavaş köye dönmeye başlamışlardı. Ağa evinin önünde oturmuş, kimin ne kadar odun getireceğini gözlemeye başlamıştı. Adamlarının birkaçı diğer köylüler gibi odun toplamaya ormana gitmişti, bir kaçı da ona eşlik ediyordu.
Köylüler yavaş yavaş odun yüklü binekleriyle ağanın evine doğru gelmeye başlamışlardı. Ağa ve adamları birazdan olacaklardan habersiz, keyifle çaylarını yudumluyor, birbirleriyle şakalaşıp gülüyorlardı.
Ormandan ilk gelen köylüler bineklerinin yükünü ağanın yakacak deposunun önüne indirdikten sonra yorgun ve moralsiz bir halde evlerinin yolunu tutarken, Hasan ve arkadaşları da artık köyün girişine gelmiş bulunuyordu. Kararlaştırdıkları gibi köye hep beraber giriş yapacaklar, ardından herkes odun yüklü bineğini kendi evine yönlendirecekti.
Bir süre sonra, ağanın kahkahasını yukarıki mahalleden doğru gelen adamlarından birinin bağırtısı kesti.
- Ağam, ağam! Bu adamlara ne yapalım! Sana karşı gelip odunları kendi evlerine götürmüşler!
- Dur bakalım Halil! Kimmiş, hangi odunları kendi evine götürmüş?
- Keremoğlu Hasan, Mollanın Bekir, Biçicilerden Mustafa..! Ormandan topladıkları odunları doğru evlerine götürmüşler ağam!
Ağanın başından sıcak sular dökülmüştü sanki. Böyle bir şeyle ilk defa karşılaşıyordu, oysa şimdiye kadar kimse emirlerine karşı gelmemişti. Evet, o da köylülerin kendisini sevmediğini ve fırsat bulsalar kendisini bir kaşık suda boğacaklarını biliyordu, fakat zorbalıkla tüm köylüleri hizaya getirmişti ve köyde kendi düzenini kurmuştu. İstediği gibi düdüğünü öttürüyordu. Fakat şimdi aldığı haber onu derinden sarsmıştı. İlk sarsıntıyı geçirdikten sonra kendini biraz toparlayıp bağırmaya başladı:
- Bak hele şu çulsuzlara! Sorarım ben onlara ağanın emrine uymamanın ne olduğunu!
Ardından tüm adamları ağanın etrafına toplanıp Hasan’ın evine doğru yürümeye başladılar. Ellerinde sopalar ve ormandan köylülerin getirdiği odunlarla Hasan’ın evinin önüne gelen ağa ve adamlarının bağırışlarını duyan Hasan, dışarı çıkmaması için kendisine yalvaran hanımına aldırmayıp ceketini üzerine aldı ve dışarı çıktı. Bu arada olacakları bilen ve bunun için kulaklarını dört açmış olan arkadaşları da bağrışmalardan olayın patlak verdiğini anlayıp tek tek Hasan’ın evine doğru gelmeye başlamışlardı.
- Hasan! Duyduğum doğru mu?
- Nedir duyduğun Cemil ağa?
- Demek odunları kendi evinize indirdiniz ha! Doğru mu bu Hasan?
- Doğrudur Cemil ağa! Ben topladım, evime getirdim!
- Bak bir de konuşuyor. Ben sana haddini bildirmeyi bilirim!
Ağanın bu sözü biter bitmez adamları Hasan’ın üzerine yürümeye başladılar. İçlerinden biri elindeki sopayı Hasan’a doğru salladı. Kavga başlamıştı. Hasan’ın, kendisine sopayla vurmaya çalışan ağanın adamına yumruk atmasıyla sopalar ve yumruklar havada uçuşmaya başladı. Bir tarafta ağa ve adamları, diğer tarafta Hasan, arkadaşları ve yakın akrabaları vardı. Köyde tam anlamıyla bir meydan savaşı başlamıştı. Her iki taraftan akrabaların araya girmesiyle kavga fazla sürmeden ayırılmış, fakat kavgada birçok yaralanan olmuştu.
Hasan da kavgada başından aldığı birkaç sopa darbesiyle yaralanmıştı, fakat günün sonunda gerginlik biraz olsun dinip ortalık durulmaya ve herkes evine çekilmeye başladığında Hasan ve arkadaşları ağaya karşı ilk başkaldırıyı gerçekleştirmiş olmanın sevinç ve gururunu yaşamaktaydılar.
Artık köyde hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Hasan ve arkadaşları, emrivakiye boyun eğmeyip, emeklerini ağanın sömürmesine geçit vermemiş ve böylece ağa’ya karşı gelinebileceğini tüm köylüye göstermişlerdi. Artık ağa köyde istediği gibi at oynatamayacaktı. Köylü, zincirlerini kırmak için ayağa kalkıp emrivakilere itiraz etmek gerektiğini kavramıştı.