|
ZİNCİRLERİMİZİ KIRAN ZULME İSYANIMIZDIR
_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _
_ _ _ _ Şükrü
HÜSEYİNOĞLU

O gün ağanın adamları yine
köyün sokaklarına dağılmış, avazları çıktıkça bağırıyorlardı:
- Duyduk duymadık demeyin! Yarın ağaya yakacak toplamak için topluca ormana
gidilecektir! Herkes yarın sabah yedide köy meydanında binekleriyle beraber
hazır olacaktır!
Güneşin batmaya doğru yol aldığı, gökyüzünün yeni yeni kızıllaşmaya
başladığı bu saatlerde köylüler bağdan-bahçeden, tarladan evlerine henüz
dönmeye başlıyorlardı. Köye dönüşte de yeni işler bekliyordu, akşama kadar
bağda-bahçede, tarlada yorulan köylüleri. Sabah çobana kattıkları büyükbaş
ve küçükbaş hayvanlarını ahırlarına yerleştirecekler, kadınlar keçi, koyun
ve ineklerini sağacak, ardından akşam yemeği hazırlanıp ailece sofraya
oturulacak.
Fakat ağanın adamlarının o itici sesleri köyün sokaklarında yankılanmaya
başlayınca, köylülerin kendilerince kurdukları bu hayat döngüsü alt üst
oluyor, ağa ve yakın çevresi hariç tüm köy ahalisi kendilerini bir kabusun
tam ortasında buluyordu. Herkes ağaya beddua ediyor, köylüler kendi
aralarında hoşnutsuzluklarını mırıldanıyor, fakat sabah olduğunda ağanın
emrivakisi gereği köy meydanında toplanılıyor, kendi iş, güçlerine ara verip
ağa için çalışmaya gidiyorlardı.
Bu köydeki ağalık sistemi biraz farklıydı, mesela herkesin kendi tarlası,
birçok kişinin de bağı bahçesi vardı. Fakat gücünü tek parti sisteminin
vergi toplayıcılığından ve köydeki temsilcisi oluşundan alan ağa, köylüleri
emrivakiyle yılın çeşitli günlerinde kendi işlerinde çalıştırıyor, bunun
için kimseye emeğinin karşılığında herhangi bir ücret de ödemiyordu. Üstelik
tarlasında, bahçesinde çalıştırdığı, odun toplamaya ormana gönderdiği
köylülere kaba davranıyor, zaman zaman adamlarını köylülerin üzerine
saldırttığı oluyordu.
Tüm bu emrivaki ve zulümlerden köylülere gına gelmişti, fakat insanlar kendi
aralarında mırılnadıp beddua etmekle yetiniyor, ağaya itiraz etme cesaretini
gösteren olmuyordu.
Daha birkaç hafta önce yine adamlarını köyün sokaklarına salıp, her evden en
az iki kişinin üç gün boyunca kendi tarlasında çalışmak üzere orak ve
tırpanlarıyla birlikte sabahları köy meydanında hazır olmaları emrivakisini
yapmıştı. Tam da reçberliğin bu yoğun zamanında insanlar kendi tarlalarında
ekinleri ortada bırakıp, ağanın tarlasında çalışmak zorunda kalmışlardı.
- Duyduk duymadık demeyin! Yarın ağaya yakacak toplamak için ormana
gidilecektir! Herkes bineklerinizle beraber sabah yedide köy meydanında
hazır olsun!
İşte o lanet olası emrivakilerden biri daha yapılıyordu. Ağanın adamlarının
sesleri sokaklardan çekildikten sonra köye derin bir sessizlik çökmüştü.
- Boyu devrilesice zalim! Hiç insaf yok mudur bu adamda komşu?
- Allah tez elden canını alsın, onda insaf ne gezer!
- Ah komşum ah! Canı çıkasıcanın yerini dolduracak zalim mi yok Baksana şu
adamlarına!
Köylülerin kendi aralarındaki bu tür tedirgin konuşmaları dışında köyde
adeta hayat durmuştu. Sanki fırtına öncesi sessizlik yaşanıyordu bu şirin
Anadolu köyünde.
Karanlık yavaş yavaş köyün üstüne çökerken, köyün gücü kuvveti yerinde
delikanlılarından, Keremoğlu olarak bilinen ailenin oğlu Hasan, ağaya karşı
bayrak açmanın zamanının gelip geçmekte olduğunu düşünüyor, içinde
fırtınalar koparken ağa zulmüne karşı ne yapabileceği üzerinde kofa
yoruyordu.
Bu zulmün bir kırılma noktası olmalıydı, bu da birilerinin ayağa
kalkmasıyla, seslerini yükseltmesiyle mümkün olabilirdi ancak.
-Bu sefer sesimizi yükseltmeli, bu adama haddini bildirmeli!, diyerek kapıya
doğru yöneldi.
Köyün delikanlılarını tek tek zihninde tarttı. Kafasına koymuştu, bu defa
ağanın emrivakisine karşı duracaktı.
Bu işte kimler kendisine destek olabilirdi? Kendisince kafasında bir
“direnişçi” listesi oluşturdu. Sonra en yakın komşusu Bekir’den başlamak
suretiyle, ağaya karşı başlatılacak bir isyana katılması muhtemel olan gücü
kuvveti yerinde akranlarına meseleyi açmaya karar verip yola koyuldu. Fakat
meselenin ağızdan ağıza yayılıp ağaya ulaşmaması için tedbirli davranması
gerektiğini biliyordu. Bu yüzden her önüne gelene bu meseleyi açmayacaktı.
Bekir kendisini kapıdan karşılayınca, selam vermesiyle konuya girmesi bir
oldu.
- Ağa yarın herkesi kendisine odun toplamaya çağırdı, işittin değil mi?
- İşitmez olur muyum Hasan, ne gelir elden?
- Gelmeli Bekir, elden bir şeyler gelmeli, yoksa bu işin sonu gelmez!
- Gayri doğru diyorsun ama ne yapabiliriz?
- İşte ben de onun için geldim Bekir, bir düşüncem var bu konuda.
Hasan, Bekir’in evinden yalnız çıkmamıştı, Bekir de ona katılmıştı. Artık
ağaya isyan kararında olan iki kişi vardı köyde ve bu iki arkadaş isyana
katılacağını düşündükleri diğer akranlarını ziyaret edip meseleyi açmak
üzere artık iyice çökmüş olan gece karanlığında köy içinde ilerliyorlardı.
- Hasan ne dersin başarabilecek miyiz?
- İnşallah Bekir, başarmak zorundayız. Yoksa bu zilletten kurtulamayız.
Sonra üç kişi, dört kişi, beş kişi, altı kişi oldular. Bazısı adeta böyle
bir adım bekliyormuş gibi heyecanla katılmıştı isyan davetine, bazısı bahane
ileri sürüp katılmaktan geri durmuştu, bazısı da ağaya gücünüz yetmez deyip
nasihat vermeye kalkışmıştı. Nihayet gecenin sonunda yedi kişi olmuşlardı ve
artık yarın nasıl bir isyan başlatacaklarını kararlaştırmaları gerekiyordu.
Yarın nasıl bir tutum takınacaklarını belirlemek için, vakit gece yarısına
doğru ilerlemiş de olsa, Keremoğlu ailesinin misafirhanesinde toplanıp ne
yapacaklarını konuşmaya karar verdiler.
Yedi arkadaş misafirhaneye doğru yürürken daha şimdiden adeta muzaffer bir
komutan edasına bürünmüştüler bile. Ağa zulmüne karşı duracak olmanın haklı
gururu tavırlarına, hatta yürüyüşlerine bile yansımıştı.
Toplantı bittiğinde saat sabaha doğru dördü gösteriyordu. Uykusuz ve yorgun
fakat kıpır kıpırdılar. Yarın için omuzlarına aldıkları büyük yükün heyecanı
sarmıştı hepsini. Tatlı bir gerginlik içerisindeydiler. Belki tek endişeleri
isyanlarının başarılı olmama ihtimaliydi. Ama ağanın bu insanlık dışı
emrivakilerine karşısında seslerini yükseltecek olmaları bile başlı başına
onları başı dik kılmaya, dolayısıyla mutlu olmaya yetmişti.
Misafirhanenin kapısını kilitlerken Hasan son bir defa daha aldıkları kararı
hiç kimseye açmamaları konusunda arkadaşlarını uyarmayı ihmal etmemişti.
Gerek ağa, gerekse köylüler için bir sürpriz olacaktı bu başkaldırı, fakat
tabii ağa için acı, köylüler içinse tatlı bir sürpriz…
Aldıkları karar şuydu:
Tüm köylüler gibi onlar da yarın sabah ağanın ilan ettiği saatte binekleri
ve baltalarıyla köy meydanında olacaklar ve köylülerle birlikte yakacak
toplamak için ormana hareket edeceklerdi. Fakat köye dönüşte herkes odun
yüklü bineklerini ağanın evine doğru götürürken onlar emrivakiye uymayıp,
bineklerini kendi evlerine çevirecekler ve topladıkları odunları kendi
evlerine götüreceklerdi. İsyan bu noktada başlamış olacaktı.
Tabii ağanın bu başkaldırıya göz yummayacağını ve adamlarını üzerlerine
saldırtacağını biliyorlardı. Fakat her şeyi göze almışlardı, ağanın
adamlarıyla kavga etmekten kaçınmayacaklardı.
Ormandan bineklerinin taşıyacağı kadar odun toplayan köylüler öğleden sonra
yavaş yavaş köye dönmeye başlamışlardı. Ağa evinin önünde oturmuş, kimin ne
kadar odun getireceğini gözlemeye başlamıştı. Adamlarının birkaçı diğer
köylüler gibi odun toplamaya ormana gitmişti, bir kaçı da ona eşlik
ediyordu.
Köylüler yavaş yavaş odun yüklü binekleriyle ağanın evine doğru gelmeye
başlamışlardı. Ağa ve adamları birazdan olacaklardan habersiz, keyifle
çaylarını yudumluyor, birbirleriyle şakalaşıp gülüyorlardı.
Ormandan ilk gelen köylüler bineklerinin yükünü ağanın yakacak deposunun
önüne indirdikten sonra yorgun ve moralsiz bir halde evlerinin yolunu
tutarken, Hasan ve arkadaşları da artık köyün girişine gelmiş bulunuyordu.
Kararlaştırdıkları gibi köye hep beraber giriş yapacaklar, ardından herkes
odun yüklü bineğini kendi evine yönlendirecekti.
Bir süre sonra, ağanın kahkahasını yukarıki mahalleden doğru gelen
adamlarından birinin bağırtısı kesti.
- Ağam, ağam! Bu adamlara ne yapalım! Sana karşı gelip odunları kendi
evlerine götürmüşler!
- Dur bakalım Halil! Kimmiş, hangi odunları kendi evine götürmüş?
- Keremoğlu Hasan, Mollanın Bekir, Biçicilerden Mustafa..! Ormandan
topladıkları odunları doğru evlerine götürmüşler ağam!
Ağanın başından sıcak sular dökülmüştü sanki. Böyle bir şeyle ilk defa
karşılaşıyordu, oysa şimdiye kadar kimse emirlerine karşı gelmemişti. Evet,
o da köylülerin kendisini sevmediğini ve fırsat bulsalar kendisini bir kaşık
suda boğacaklarını biliyordu, fakat zorbalıkla tüm köylüleri hizaya
getirmişti ve köyde kendi düzenini kurmuştu. İstediği gibi düdüğünü
öttürüyordu. Fakat şimdi aldığı haber onu derinden sarsmıştı. İlk sarsıntıyı
geçirdikten sonra kendini biraz toparlayıp bağırmaya başladı:
- Bak hele şu çulsuzlara! Sorarım ben onlara ağanın emrine uymamanın ne
olduğunu!
Ardından tüm adamları ağanın etrafına toplanıp Hasan’ın evine doğru yürümeye
başladılar. Ellerinde sopalar ve ormandan köylülerin getirdiği odunlarla
Hasan’ın evinin önüne gelen ağa ve adamlarının bağırışlarını duyan Hasan,
dışarı çıkmaması için kendisine yalvaran hanımına aldırmayıp ceketini
üzerine aldı ve dışarı çıktı. Bu arada olacakları bilen ve bunun için
kulaklarını dört açmış olan arkadaşları da bağrışmalardan olayın patlak
verdiğini anlayıp tek tek Hasan’ın evine doğru gelmeye başlamışlardı.
- Hasan! Duyduğum doğru mu?
- Nedir duyduğun Cemil ağa?
- Demek odunları kendi evinize indirdiniz ha! Doğru mu bu Hasan?
- Doğrudur Cemil ağa! Ben topladım, evime getirdim!
- Bak bir de konuşuyor. Ben sana haddini bildirmeyi bilirim!
Ağanın bu sözü biter bitmez adamları Hasan’ın üzerine yürümeye başladılar.
İçlerinden biri elindeki sopayı Hasan’a doğru salladı. Kavga başlamıştı.
Hasan’ın, kendisine sopayla vurmaya çalışan ağanın adamına yumruk atmasıyla
sopalar ve yumruklar havada uçuşmaya başladı. Bir tarafta ağa ve adamları,
diğer tarafta Hasan, arkadaşları ve yakın akrabaları vardı. Köyde tam
anlamıyla bir meydan savaşı başlamıştı. Her iki taraftan akrabaların araya
girmesiyle kavga fazla sürmeden ayırılmış, fakat kavgada birçok yaralanan
olmuştu.
Hasan da kavgada başından aldığı birkaç sopa darbesiyle yaralanmıştı, fakat
günün sonunda gerginlik biraz olsun dinip ortalık durulmaya ve herkes evine
çekilmeye başladığında Hasan ve arkadaşları ağaya karşı ilk başkaldırıyı
gerçekleştirmiş olmanın sevinç ve gururunu yaşamaktaydılar.
Artık köyde hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Hasan ve arkadaşları,
emrivakiye boyun eğmeyip, emeklerini ağanın sömürmesine geçit vermemiş ve
böylece ağa’ya karşı gelinebileceğini tüm köylüye göstermişlerdi. Artık ağa
köyde istediği gibi at oynatamayacaktı. Köylü, zincirlerini kırmak için
ayağa kalkıp emrivakilere itiraz etmek gerektiğini kavramıştı.
|