|
ATEŞİ
ÇALMAK / ATEŞİ İSTEMEK
_ _ _ _ _ _ _ _ _ _
_ _ _ _ _ _ _ _ Halit Alper
ŞİMŞEK

I. Ateşi Çalmak
Yeryüzü her şeyiyle karanlıktır. İnsanların kalpleri, akılları ilim ateşi
ile aydınlanmamış. Güneşin aydınlığı ve sıcaklığı yeryüzünü ısıtıyor,
kavuruyor ama aydınlatmıyor.
İnsanoğlu ne konuşmayı bilir, ne heykel yapmayı ne toprağı sürmeyi, ne ilmi
ne felsefeyi, ne de isimleri. Birbirlerine bakan arazlar gibi lal olup
dururlar, işaretlerle anlaşırlar.
Dil olmayınca, yazı da olmaz, yazı olmayınca okuma olmaz. Okumayan nasıl
düşünür atalarının mirasını nasıl bilir? Öylesine çaresiz olan insan olmanın
anlamını nasıl bilir?
İlmin, umudun, yazının, düşüncenin, güzelliğin, etiğin, aydınlığın
felsefenin, düşünmensin, dilin ve isimlerin ateşi Olumpus Dağı’nın ardında
Tanrılar ülkesindedir. İnsanlar bu ateşten mahrum, ateş yalnız Tanrıların
elinde.
Ateş, Zeus’ta savaş, Sippos’ta bilim, Eros’ta aşk, Afrodit’te ve Apollon’da
güzellik Diyogeros’ta kültür, Artemis’te bereket olur, sadece Tanrılara ait
olan.
Ateşi çalmaya gider, Tanrıların ülkesi Olimpos dağının ardından ateşi çalar.
Prometos artık bir kahramandır, ateşi insanlığa getiren. İnsanlara aydınlık,
bilim, felsefe, sanat, kültür, medeniyet ve dil öğreten olmuştur.
Tanrıların elinden ateş insanların eline geçmiş, Tanrılara ait olan
yüceliklere insan Prometos sayesinde kavuşmuş. Nice zaman konuşamadan,
dilsiz lal gibi kalan insan şimdi isimleri söyler. Felsefe ile hikmetli
düşünür. Bilim ile teknolojiyi geliştirir, medeniyetler inşa eder. Yazıyı
icat etmiş, kitaplar yazmaya başlamış, büyük şehirler kurmuş, denizlerde dev
gemiler yüzdürmüş, tekerlekle arabayı yapmıştır.
Tanrıların yüceliği, Zeus’un bilgeliği insanların elindedir. Venüs kadar
güzel heykeller, resimler, şahane mimariler yapabilen insandır. Artemis gibi
topraktan, denizden, hayvandan bereketi elde etmiş. Sippos gibi bilimde
ilerlemiş. Diyoges gibi kültürü ve duyumsamayı anlamıştır insan.
Prometos’un ateşi çalmasına çok kızmıştır Tanrı Zeus. Tanrılara, kendilerine
ait olanı, Prometos nasıl çalmış ve insanları nasıl aydınlatmıştır? Ceza
alacaktır Prometos. Zeus ona ceza verecektir. Kaf Dağı’nda Prometos’un
ciğerini bir kartal yer. Her seferinde de yenilen ciğer iyileşir, kartal
Prometos’un ciğerini yemeye devam eder.
Allah’tan uzaklaşmaya çalışan mulhid(yoldan sapmış) yolda yürüyen batılı
felsefede ateşi çalan Prometos, insanlara düşman bir Tanrı vardır. Batılı
felsefenin temlerini oluşturan anlayışın içinde tanrı ile insan sürekli
çatışma halindedir. Tanrıdan bir şey isteme değil ondan çalma, onunla
savaşma ve tanrıların insanlara düşmanlığı öğrenilecektir.
Adını laiklik, materyalizm, sosyalizm, faşizm, kapitalizm, humanizm,
pozitivizm ve her ne koyarsanız koyun; birbirinden çok zıt gibi gözüken
yanları olsa bile özlerinde aynı temel vardır: Ateşi çalmak ve tanrı ile
savaşmak.
II. Ateşi İstemek
Hamuru yeryüzü toprağındandı, ruhu ötelerden, Adem nefsini ötelerden aldı.
Adem, yaratanın yanında kalandı. Yeşil vadilerde, mavi berrak sularda,
ağaçların gölgesinde sevdiğiyle beraber, Allah’ın yurdunda yaşarlar.
Birisi onların bu
mutluluğunu ilk yaratıldıkları andan itibaren kıskanmış, onlara karşı
kibirli ve gururlu olmuş. Kibirli olan onların önüne durmuş, Adem’i ve eşini
Allah’tan uzaklaştırmanın yollarını aramış. Allah onlara “Ama benden
ayrılmayın, benden ayrılırsanız aşkın ateşinden, benden uzaklaşır, sıkıntı
çekersiniz.”
Bir an gaflet, bir an
kendini kaybetme, bir an kibirlinin aldatmasına kanma, bir an ihtirasa
kapılma. Her şey karanlığa gömülür Adem’in ve Havva’nın gözünde. Şimdi
uzaklaşmışlar her ikisi de Allah’ın yurdundan. Biçare kalan ruhlar ilk
yaratıldıkları toprakların yurduna tekrar dönerler.
Çölün ortasında kalmıştır Adem gözyaşları ile. Eşini arar ama yoktur
yanında. Bir ihtirasın kurbanı olan Havva çok uzaklarda kalır Adem’den.
Gökler kararmış, çöller
ıssız kalmış, ağaçlar yeşermemiş, melekler ayıplamıştır ikisini de. Adem’in
sırtında Allah’ın emaneti aklında onun sorumluluğu, kalbinde ayrılığın
hüznü, yeryüzünde cennetin ve cehennemin sınırları arasında dolaşan
oğullarının çilesi, kalbinde ayrılığın hüznü.
Adem ateşten mahrumdur:
Aydınlığın ve aşkın ateşini arar. Nedendir bilinmez, ateşin arzusu içini
yakar durur. Yıllar boyunca ağlayan gözler arasında kalır iki çift gözle
beraber. Göklere başını hiç kaldırmaz, utancı içinde kalmıştır, kalbi hüzün
ve pişmanlık içinde.
Ateşin yerini bilendir
Adem. Ateşi istemeye yüzü var mıdır şimdi? Ben istiyorum senden. İstiyorum
gözlerimde çiğ, başımda eski günlerin hatırası, aklımda onun isimleri ile.
Bekliyorum, sen bana ilk öğrettiğin sözle bağışlamayı öğrettin. Sana el
açanları mahzun bırakmayacağını öğrettin. Bana bütün melekler saygı duydu,
şimdi utanç içindeyim onların karşısında. Sen bağışlamazsan beni kim
bağışlar.
Göz yaşlarından mis kokan
reyhanlar büyür Adem’in, göz yaşlarından çok uzaklarda güller büyür
Havva’nın. Uzun bekleyiş ve yakarışların ardından ateşi isterler kendilerini
yaratandan. Ateş olmadan her yer karanlıktır tenhalar içinde.
Ateş yücelerden tekrar
verilir onlara Arafat Dağı’nda. Hüzün içinde bekleyiş ateşin aşkı ile tekrar
vardır içlerinde. Arafat ilk yurdu olur ateşi ilk isteyenlerin.
|