|
SENİ YÜREĞİMİZİN ÇATINA GÖMECEĞİZ EY ÇOCUK!
_
_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _
Bünyamin ESEN

(Lübnan’ın Ter Harfa kasabasının bombalanmasından kaçan bir araca atılan
İsrail füzesi ile tüm ailesi birlikte paramparça edilen kız çocuğu; tarih 17
Temmuz 2006)
“Ve diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğunda!
Hangi suçtan öldürüldün?”
Uzanmış yüzüstü, toprağı
öpüyor dudakların. Bismillah boyunla yeryüzünün düşüşü gibi yatıyorsun
öylece…Sere serpe özgürlüğümüzün abidesi, modern firavunluğun utanç duvarı
oluyorsun… Şuradan ta Sina’ya kadar sana gözyaşı döküyor sabah seherinde tüm
çiçekler…
Coğrafyacılar, yok, beni inandıramazsınız! Dünyanın merkezi, kainatın denge
noktası işte şu beş yaşındaki şehidimizin düştüğü yerdir…
Boylu boyunca Ürdün Nehri’nden Akdeniz’e kadar özür dilesek senden, Kudüs’ün
secdelerinde senin için istiğfar etsek, utancımızdan dağlara sığınsak ve göz
yaşlarımızla Akdeniz’i boğsak; yine de sen öyle sakin ve mütedeyyin
uzanıveriyorsun işte…
Kolun incinmiş; mahzunsun, bombalardan füzelerden değil gözlerin
değmesinden. Yüzünü niye benden çeviriyorsun? Bunca utanmazdın objektiften
oyuncakların alınmamış olsaydı, öyle değil mi? Ve alınmamış olsaydı tüm
çocukluk düşlerin, tüm geleceğin, annen ve gökyüzü elinden…
En sevdiğin cicilerin kirlenmiş; yanmışlar. Gözlerine çekilen mil kara bir
öfke olup sinmiş hep Kudüs’e çıkan yollara… Parça parça bir öfke dağ
yollarına kazınmış. Bu kara lekeyi hangi gök yunsun, hangi yer yutsun?
Ter Harfa toprağını öpüyorsun, her karış toprağını öpüyorsun Lübnan’ın.
Öpmeye doyamadığın annen gibi öpüyorsun, oyuncak bebeğin gibi öpüyorsun..
Kulağına okunan ezan kadar diri hatıraların… Beyrut’a esen ılık meltem,
Akdeniz kokusu, direnişçilerin iradesi oluyorsun…Sonra bulutlarını
selamlıyorsun Beyrut semalarının.
Daha sen değil annen bile doğmadan düzülmüş tuzakların, varlığa ihanet eden
zalim planların kurbanısın sen… Doymak bilmez bir acımasızlığın, katil bir
tuğyanın; sözlere, manşetlere saklanamayan; diplomasiye sığmayan yüzüsün
sen. Kanınla; yeryüzünde şimdiye dek her ne kadar gözyaşı döküldüyse sen
ifşa ediyorsun. Gökyüzü ağıyor seni düşününce…
Sanki seslenir gibisin kör vicdanlara:
“Babalarım, amcalarım! Ben kimin yası olayım? Kimin öfkesi olayım ben, kim
alsın öcümü? Ya ben büyümeyecek miyim, koşmayacak mıyım artık? Kollarımı
geri vermeyecek misiniz bana; nasıl oynayacağım yoksa?
Susadım anne! Beni öldürülmüş tüm çocukların yanına gömün anne… Mezarım
işgale direnen bir toprağa yapılmalı. Ben tutsak topraklara sığmam…”
Sen yeryüzünün tüm kirlerini yıkayan masumiyetinle ve tüm tuğyanlara galip
gelen kanınla zafere ve vaat edilene inancımızın adısın ey çocuk!
Seni direnişin sıcağına gömeceğiz! Mezarını yüreklerimizin çatına kuracağız
ey çocuk! Seni en umarsız insanlık düşlerimizin kuytularına, seni Filistin
bayrağının kırmızısına, seni Aksa’nın burçlarına gömeceğiz! Adını Nablus’un
kökünden sökülmüş zeytin ağaçlarına, Lübnan’ın her sedirine, Ortadoğu’nun
her taşına, mülteci kamplarının öfkesine kazıyacağız! Seni gökyüzünün
maviliğine, zeytinin karasına, öfkenin kızılına, bayrağımızın sarısına,
inancımızın aydınlığına, Kassamlar’a yazacağız!
Ey çocuk! Evet, oyun bitti ama ağlama artık! Bu oyunu sen bozdun. Sen yüz
yıllardır öldürülen kardeşlerinle, ölümü öldürenlerle körebe oyna; biz
gerçeği yazacağız artık…
|