Kas
29
2016

İslamcılığın Trajik Düşüşünden Çıkış Mümkündür

trajik

 

İslami hareket egemen siyaset tarafından teslim alınalı epeyce bir vakit geçti.

Bu kadar vakit geçtikten, karşı karşıya bulunduğumuz trajik tablo iyice netleştikten sonra bugün itibariyle sağlıklı değerlendirmeler yapabilme fırsatını da yakalamış bulunuyoruz.

Ülkede boy veren İslamcılığın tarihsel ilerleyişi çok kıymetli adımları ihtiva etse de en başta programsızlık ve siyasi projesizlik bu yürüyüşü baltaladı, zayıf düşürdü.

Son kırk yılın en hareketli aşamalarında bile derli toplu bir programa, çerçevesi belirlenmiş bir gelecek tasavvuruna sahip olamadı devrimci İslami perspektif…

İslami söylem umumiyetle Kur’an’ın anlaşılabilirliği, sünnetin ve Hz. Peygamberin konumunun netleştirilmesi, geleneğin eleştirisi çerçevesinde sıkışmıştı.

Bu sıkışıklık mezkûr alanlarda söylenecek pek bir söz kalmayınca tümüyle dağılarak biriken kısmî enerjinin de ziyan olmasına sebebiyet verdi.

İslam’ın/vahyin sosyalleştirilebilmesi söylemi, ıslah merkezli çağrılar somut bir siyasal hatla buluşamayınca kimlik krizi yaşayan muhafazakâr siyasete eklemlendi, hatta onun tarafından sistemin arzusu doğrultusunda yutuldu.

Geldiğimiz aşama bu durumu açıkça resmetmekte, başka bir şey de söylememektedir.

Egemen sistemin muhafazakâr karakteri en katı Kemalist zamanlarda bile tesirini sürdürmüştür ve her zaman onun temel karakteristiği/gözdesi olmaya devam edecektir. İslamcılığın trajik düşüşü ile muhafazakârlığın tahkimi arasındaki paradoksal bağ her türlü alakayı hak etmektedir.

Kabul edilmelidir ki, memleket İslamcılığının kısa tarihinden dersler çıkarmak bıktırıcı boyutlara ulaşmıştır.

Trajik ve itibarsızlaştırıcı düşüşten çıkmanın, İslami hareketi ait olması gereken mecraya sokmanın peşine düşmek gerekiyor artık. Hakikat, içinden geçtiğimiz kritik tarihi evrede mücessem adımlarla tecelli etmek durumundadır.

Tevhid ve adaleti ikame edecek basit adım ve söylemlere ihtiyacımız var.

Teknik olarak basit, içerik olarak devrimci…

Geride kalanlar, düşüşü görüp ona itiraz edenler için tarihi bir sıçrama fırsatı çıkmıştır. Bu fırsatın bir diğer adı da tarihi sorumluluktur.

Devrimci hareketler kriz anlarındaki refleksleriyle kendilerini gösterirler. Devrimci olup olmadıkları bu anlardaki tercih ve pozisyon alışlarıyla ortaya çıkar. Daralmanın, düşüşün yeni bir çıkış için imkâna çevrilmesi onların adımlarına bağlıdır.

Egemenlerin suskunlaştırıcı siyasetlerine meydan okuyacak, mazlum ve mustazaflardan yana; halkın/ümmetin gözleri önünde bir yapılanma için kısır tartışmalar bir kenara bırakılmalı ya da zamana yayılmalıdır.

Tarih boyunca müzakere ve değerlendirmeler bitmemiştir. Taraflar için steril başlangıç arzusu yeni yanılgılar üretmeye gebedir. Ana hatları belirlenmiş ve ilkelerinde mutabakat sağlanmış bir hareket mümkün ve elzemdir.

Kapitalist yağmacılığın, emperyalist kuşatmaların farkında; yozlaştırıcı şirk ve küfür egemenliğinin tam karşısında; ülke temelinde ve evrensel ölçekte ne yapacağını deklare etmiş bir siyasal organizasyonun geciktirilmesinin vebali mevzubahis düşüşten beter bir trajediden başka bir şey olamaz.

Görev ve sorumlulukların belirlendiği bir hiyerarşiyle disiplinli bir çalışma, kararlı bir yürüyüş toparlayıcı tesirini muhakkak ki derhal gösterecektir. Bunun aksi iddia edilemez. Savrukluğun egemen olduğu ve çaresizliğin dayatıldığı bir vasatta bu kaçınılmazdır.

Islah çabalarının inşayı içkin olduğu unutuluyor, bu unutuş geleceği erteleyen bir çaresizliği evirip çeviriyor. Bu çevrimden çıkış için yukarıdaki adımları takip edecek kurulların teşekkülüne acilen odaklanmak, sorumluluğu bu cihete yönlendirmek gerekiyor.

Karamsarlık ve yılgınlık derinleşmiyor, karamsarlık ve yılgınlığın derinleşmesi isteniyor.

Bu isteğin sahipleri bellidir. Bu istek ve arzuya karşı vahyî itirazlar temelinde örgütlenmeli, o sahiplere karşı hakkın ve adaletin sancağı bir an evvel yükseltilmelidir.

Halkın ve bütün yeryüzü halklarının karşısına İslami kimlik ve sorumlulukla çıkacak, kendini açık seçik/derli toplu bir şekilde sunacak bu hareketin vücut bulmasına dönük çabaların birleşmesi için öne çıkma vaktidir.

İslamcılığın trajik düşüşü esasen bu husustaki zaaf ve ihmallerin bir sonucuydu.

Hatalardan ders alındı ise çıkış kendini göstermektedir.

Ahmet Örs, tasfiyedergisi.com

1 Comment + Add Comment

  • Ben hala aynı yerdeyim.İslamcılık ve İslamcılar diye tanımlananların ne kadar islamcı olduğunu daha doğrusu Vahyin önerdiği sahih bir İslam anlayışına sahip olup olmadıklarını iyi analize etmek gerekir.Eğer sağlam bir anlayış ve onun üzerine inşa edilen bir İslamcılık olsa idi belkide bu gün bunları konuşuyor olmazdık diye düşünüyorum. Mtbb leri ülkücüleri, milli görüşü büyük doğuyu vs vs bir takım legal illegal faaliyetleri ve faaliyette bulunanlarını bu kategoride değerlendirdiğimizde ortaya böyle garabetli bir durum çıkmaktadır.Kendilerine muvahhid diyenlerin bunlarla aynı çizgide olmaları zaten başlı başına bir sorundur.İslamın siyasi yönünü ve topluma inmesini sağlamak elbette amacımızdır.Ama bunu yaparken maslahatını gözettiğimiz şeylere azami dikkat etmemiz gerekir.Çözüm ister legal ister illegal net bir tebliğ net bir siyasi hareket ortaya koymaktadır. Bu hareket sadece Allaha bağlı olanların Allaha bağlılıkları oranında sürecek olan bir harekettir. Birbirlerinin üzerinde asla Rabbleşmeden bir hareket orta çıkarmak şarttır..

Leave a comment

FELAH KİTAP

ÖYB Kısa Film Yarışması

mülteci yüreğim vv - Kopya

Tasfiye 50

Tasfiye 49

Tasfiye 48

Panel Notları

Yazar Girişi

Tasfiye Arşivi

istatistik

  • 47Bugün okunanlar:
  • 3796Aylık okunma:
  • 213564Toplam ziyaretçi:
  • 44Bugünkü ziyaretçiler:
  • 2509Aylık ziyaretçi:
  • 88Günlük ziyaretçi:
  • 2Şu anda online olan ziyatçiler: