Mar
27
2010

Muhalif Yazarların Çilesi – Suzan Samancı

Her şeyin paraya dönüştüğü bu çağda, para ve şöhret kaygısı duymadan sanat ve edebiyatla uğraşanlar, Apollon’un, Prometheus’un, Gılgameş’in suyundan içmiş olsalar da birer Don Kişot ve Robinson’durlar aslında. Sanat bilinci gelişmemiş ülkelerde sanatla uğraşmak, yazmak birçok zorluğu göze almaktır. İliklerinize kadar hissettiğiniz yalnızlığı, anlaşılmamayı hiç kimseciklerle paylaşamazsınız. Diğer insanlara göre, ‘garip, tuhaf’ birisiniz. Onlara göre: bu kısacık ömürde değer mi bu denli yıpranmaya. En küçük hatanız büyütüldüğü gibi kolay affedilmezsiniz; sizden bir peygamber olmanız beklenir, ilk taşı hep siz atarsınız, bu arada taşlanırsınız da…


“Edebiyat da bir başkaldırıdır” der Camus. Bu başkaldırıyı yapan insan, kendisiyle, çevreyle ve devletle çatışma içindedir. Her yazan, çizen ve diploma sahibi aydın olmadığı gibi, muhalif yazar olmayı göze almak birçok şeyden vazgeçmek ve tüm olumsuzluklara, zorluklara karşı hazırlıklı olmak demektir. Bu nedenle demokrasisi gelişmemiş ülkelerin en büyük korkusudur muhalif aydınlar ve yazarlar.

Son yıllarda yazarlık, gazetecilik çok gözde meslekler haline geldi. Sisteme entegre olanlar, dirsek temasıyla ve çok yüzlülükleriyle medyatik oldukları gibi çok da iyi para kazanıyorlar. Dikkat edilirse ciddi, kaliteli edebiyat yapanlar çok az okunuyor. Hem değerli eserler üretip hem de para kazanan yazarların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. İnandığım ve pratik yaşamımda da tercih ettiğim doğrulardan biri de, sanatla uğraşıp yazanlar devletin memuru olmamalıdır; çünkü memur ruhuyla gerçek anlamda sanat yapılamadığı gibi, sanat özgür bir ortamda yeşerip meyve verir. Hatta başka bir işte çalışmanın yaratıcılığı öldürdüğü, verimi de düşürdüğü bir gerçektir. Devlete bağımlı bir yazar nasıl özgür olabilir? Hele bu ülkenin adı Türkiye’yse, 60 ve 12 Eylül yasalarıyla yönetiliyorsa… Otosansür uygulanmaması mümkün mü? Uygulanması çok doğal, çünkü sosyal güvencesidir, her türlü ihtiyaçlarını karşılamasının kaynağıdır. İşinden istifa edip serbest yazar olarak yaşamını sürdürürse, karnını hiç doyuramayacak, ek işlerde çalışmak zorunda kalsa, ciddi bir yaratıcılık durumunu yaşayamayacak. Her zaman için büyük ve yetkin yazarlar, yazmayı temel meslek seçenler olmuştur.İstisnalar kaideyi bozmaz tabii.

Parayı domuzun boğazına assalar, ‘Domuz Paşam’ diye çağırılan bir dünyada, odaya kapanıp, okuyup üretmek ayrıcalıktır. Ne yazık ki, yazmak artık tuzu kuruların ve mirasyedilerin mesleği haline geldi. Maddi olarak belli bir gücünüz yoksa nasıl kaliteli eserlerin ortaya çıkması beklenebilir ki! Kitaplar ateş pahası, küçülen dünyayı internetten takip etmek, telefon faturaları, ev kirası vb. gibi giderleri kim karşılayacak? Tanrılar, melekler yazdırmıyor maalesef; uzun yılların birikimi, acısı, yokluğu gizlidir yazılanlarda.

Muhalif yazarlar geçim derdiyle uğraşıp, günceli takip etmedikten ve entelektüel besinini almadıktan sonra nasıl üretecek? Hangi yayıncı, hangi kitapçı yazara bir ayrıcalık tanıyor. Her şey kuruşu kuruşuna hesaplanıyor, üstelik çok komik telif ücreti, emeklerinin karşılığı mı? Köşeyi dönen yazarların yazı evleri, menajerleri olduğu gibi sıkça mekân da değiştiriyorlar; daha iyi üretebilmek için.
Sanatı ve edebiyatı gelişmeyen uluslar gerçek anlamda özgürleşemezler. Neden büyük aydınlar ve yazarlar çıkmıyor, deniyor. Durup da düşünmek gerekiyor… Neden? Ömür boyu kendilerine ait bir odaları olmayan, yemek masasının ucunda çalışan ya da ıssız kahve köşelerinde yazmaya çalışıp sefil bir yaşam içinde ölenleri kimler anımsıyor şimdi.

En çok istediğim projelerden biri, doğanın bağrında, sanat evlerinin ya da sanat akademilerinin kurulması ve gerçekten yetenekli olanlara gereken desteğin verilmesi. Sanatın önemini kavrayıp kendi değerlerimize sahip çıkacak bilince ulaştığımızda çok şeyleri aşmış olacağız. Savaş bir gün biterse, o yanan, kül olan, tarumar olan coğrafyamız yeniden yeşerirse, yanık et ve kan kokusunu unutabilirsek, işte o zaman gerçek insanlıktan söz edebileceğiz. Umarız ki, baba yasacıların tüm kirlenmiş ve eskimiş yalan ve iftiralarla çürümüş haki renkli kalemlerini kırıp, yerine çok renkli kalemlerle yazılan ebrulili bir anayasayı hazırlama cesaretleri olur, yoksa kan ile yazılmasını isteyenler pusuda.

Suzan Samancı, Taraf
http://www.taraf.com.tr/makale/10625.htm

Related Posts

Yazar hakkında

No Comments+ Add Comment

  • Harika bir yazı… Suzan hanımın üslubunu beğeniyoruz doğrusu… Konu da esaslı yani…

Leave a comment to Özgür Sahne