Nis
24
2010

Uyku, Rüya, Ağaç vs.

Herkes yazdı çizdi. Ben de yıllıklar hakkında yazmazsam hatrım kalır! Pek çok şey yazıldı da bazı noktalara çokça değinildi; bazı konular hakkında da hiç konuşulmadı. Gariptir; bu ketumluk kendi içine kapanmış edebiyat dünyasının cesaret yoksunluğundan geliyor diye düşünüyorum. Bazı şairler vardır sevilecek, yazdıkları her zaman “güzel,iyi,doğru”! Bu önermeyi delebilecek adamı bulabilmek -hangi tür şiir yazarsa yazsın, hangi şiir cemaatinden olursa olsun- biraz zor. Kişisel ve ideolojik bir düşmalık olmadığı sürece özellikle yaşlı şairler konusunda ağzını açan yok piyasada. Bu konuda görüşlerini değerli bulduğum ve cesaretine güvendiğim bir tek Hayriye Ünal vardır sanırım.
   Yıllıklar (H.Arslanbenzer’inki hariç) doğum yıllarına göre sıralıyor şairleri. Bu yıl antoloji enflasyonu yaşanmasına rağmen genel itibariyle yıllıkların çoğunu okudum, notlar aldım ve tekrar başa döndüm. Benim gözüme çarpan en büyük özellik: yıllıklarda yaşlı şairler kayırılıyor. En son okuduğum Şeref Birsel’in yıllığında bu yargım daha da belirginleşiyor. İlk sayfalardaki (yaşlı şairlerin olduğu bölümler) şiirleri okudukça içim daraldı. Uyku, rüya, avuç, orman, börtü böcek…(son ikisini uydurdum!) Ne çok kullanılmış bu kelimeler. Ne klişe bir söyleyiş. Yaşlı şair amcaların eski şiirlerinin hatrına mı yapılıyor bu kayırmaca. Çok büyük çoğunluğu böyle.Bu şairler şiirlerini isimlerini saklayarak göndersinler sağa sola birini bile yayınlamaları mümkün değil.
  Ne tarz, ne söyleyiş, ne şiirin iç ölçüsü, ne buluş, ne epik, ne didaktik, ne lirik…! Olsa olsa cacık şiir denebilir. Herkes yıllıklara “ben niye yokum?” ya da “o niye yok?” minvalinde bakıyor ancak bence asıl sorulacak soru “bu niye burda?” olması gerekiyor.

Leave a comment