May
21
2010

Tuğrul Keskin’in “Kandahar” Şiiri

Şair, gözü keskin olandır. Modern insan miyopluğundan ne kadar kurtulursa, “kapitalizmin dayattığı tüketim toplumunun sığ, sıradan, gündelik dili”nden ne kadar kurtulursa, o kadar insandır. Şiir insanî olanı yansıtan bir yapıya sahip olduğundan dolayı şair görmezden gelemez. Şiirin ne’liğine dair konuşmak, poetik izahlarda bulunmak için değil, Tuğrul Keskin şiirinin sahih yönünü anlamak için gerekli bunu vurgulamak. Çünkü salih bir amel olmayan şiirin şeytanîliğinin, göz boyayıcılığının; direnmenin, kalkmanın, uyanmanın ve uyarmanın sesi olarak derinlerden yükselen -kimi zaman bir inilti, kimi zaman haykırış şeklinde- şiirin sahihliğinin ayırtına varmadan Tuğrul Keskin’in Kandahar şiirini doğru bir şekilde okumak mümkün görünmüyor.

Kandahar şiiri “gülen göz, bakan göz, seven göz”ü uyanmaya çağırıyor. Afganistan’daki acıyı yüzümüze şiirin sarsıcı anlatım imkânı ile vuruyor. Uluer Aydoğdu, bir haber metni ile bir şiirin iletişimdeki farklı durumlarına işaret ediyor Kanda’har ile ilgili yazdığı bir yazıda. Yine Ataol Behramoğlu’nun da boğulan göçmenlerden söz eden bir gazete haberinden yola çıkarak bir şiir yazdığını da biliyoruz. Kitle iletişim araçları tarafından sunulan haberlerin bize uzak, bizim ulaşamayacağımız gerçekler olduklarını kabullenişimizden ötürü ancak şiirin kirlenmemiş, berrak damarı bizi dürtebilecek güce sahip. Uluer Aydoğdu, Tuğrul Keskin’in zihnimizin döngüsüne çomak soktuğunu söylüyor; Irak’dan, Afganistan’dan veya Filistin’den gelen üzücü ama alışılmış haberlerin bizi uyandıracak bir niteliği olduğunu kim söyleyebilir? Poetik söylemin, normal dilden farklı bir kurguya sahip olduğu gerçeğinden yola çıkarak; Afganistan’da kanın ve acının varlığından rahatsızlık duymayan kendi rahat benliğimizi şiirin sarsıcı söylemi ile uyandırabileceğimizi; şiirin iletişimdeki bu işlevsel ve kadim kanalının unutulmamasının gereğini, Tuğrul Keskin’in Kandahar şiirini okuyunca daha iyi kavrıyoruz: “Ölümleri kanıksamak ve şiddet karşısında sessiz kalmak. Şiir bu kanıksamaya karşı bir duruş olabilir. Şiire sığınacağız, daha çok şiire.”

Kandahar, bizi acıya, kana, vahşete bağlayan bir şiir. Bizi koptuğumuz, aynı göğün altında, aynı yerin üstünde beraber oluşumuza rağmen koparıldığımız Afganistan’a bağlayan bir şiir. “Şiir şairin neresinden çıkıyorsa okurun orasına gider.” der İsmet Özel. Bu savı, Kandahar’ın insanların acıya ve ölüme duyarsızlaşmış ve hatta durmuş(Afganistan’da ölüyorlar, peki bizim yaşadığımız nerden belli?) kalplerine masaj yapan bir şiir olarak açımladığını söyleyebiliriz. Şöyle ki Kandahar şiiri, okurunun çalışmayan vicdanını çalıştıran, atmayan kalbini attıran işleviyle, okurun “orasını” da kendisi oluşturuyor.

Tuğrul Keskin kalbinin attığı yerin Doğu olduğunu söylüyor kendisiyle yapılan bir söyleşide. Ama bu Doğu’nun Batı’ya karşılık olarak çıkmış bir şey olarak algılanmaması gerektiğini ekliyor. Keskin, Doğu’yu, içinde barındırdığı kadim gelenekle, acının coğrafyası oluşuyla ve direnmekle var olmasıyla şiirine kenetliyor. Bu durum Tuğrul Keskin şiirinin içeriğine olduğu gibi söyleyişine de yansıyor. “üstümüze batının kirli gölgesi düşüyor kalk / doğuya dön yüzünü, güneşi uyandır” dizelerinde belirginleşen bu Doğu imajı, Keskin’in hayata ve sisteme karşı takındığı devrimci tavrı ile çelişmiyor; aksine bu mücadeleci duruşu perçinleyen bir tarih bilinci katıyor şiire: “Batı kapitalizmi Doğu’da bataklığa saplanırken bizim hayatımızda gülistandır Doğu.”

Dünyanın gidişatını dert etmeyen, slogandan kaçma adına dünyaya arkasını dönen kapalı mekân şairlerine inat alanların şairi olduğu söyleyen Tuğrul Keskin, “Dünya altmış bin beygir gücünde bir motorla kan denizine doğru koştururken ne yapabilir şair?” diye soruyor. Aslında sitemli bir cevap olan bu soruyu, Kandahar şiirinin insanları uyanmaya çağıran söylemi ile beraber düşündüğümüzde Tuğrul Keskin’in; insanı sistematik bir şekilde sömüren, her türlü insanî ve ahlakî değeri yok eden kapitalist sisteme karşı (asla sadece bir sanat formu olarak ele alamayacağımız) şiirle nasıl bir mücadele verebileceğini gösterdiğini görüyoruz.

Habil Sağlam

Related Posts

Yazar hakkında

Leave a comment