Haz
8
2010

Toplum Mühendisliği Sineması

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında sinemadan toplumu dönüştürmede yeterince faydalanılamamış olması halkın istemediği değerlerin zorla dayatılmasına ve faydasına olan bazı yapımların sansürle engellenmeye çalışılmasına engel olamamış. Korkunun egemenliği bazı absürd yasakları da beraberinde getiriyor tabi ki. Trajikomik yasaklar halkın nasıl ideolojik bir dayatmayla karşı karşıya kaldığını gösteriyor.

Mesela Mürebbiye filminde bir Fransız kızın Osmanlı konağındaki çapkınlıkları anlatılırken Fransız işgal kuvvetleri komutanı bile bu ahlaksızlığa dayanamayıp Filmin Anadolu’da gösterimini yasaklıyor. Bir tarafta kendi milliyetine ahlaksızlığı yakıştıramayan Fransız komutan bir yanda kendi halkını bütün ahlaki değerlerden soyutlamaya çalışan batıcı bir zihniyet.

Daha sonra halkın büyük tepkisini çeken Vurun Kahpeye filmi ise sansür kurulunun çok hoşuna gidiyor. Çünkü yobazlar tarafından linç edilen çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmış batılı öğretmen var ortada.

Her faşist diktatörlük gibi işine gelince kendi mevcudiyetini devam ettirmek için uyguladığı baskı politikalarına her türlü kılıfı uydururken, bir yandan da Sırf İtalya’da çekildiği için ve ülkeyi yabancı ideolojilerden arındırma ve sadece Kemalist ideolojiyi idame ettirme politikasıyla Atıf Yılmaz’ın Hıçkırık filmi sansüre uğrar. Filmlerin içeriği, mesajı, kalitesi her açıdan tartışmaya açıktır. Asıl sorgulanması gereken paranoyak Kemalist düşünce biçimi, kendinden olmayanı asla kabullenemeyen kafa yapısıdır. Nazım Hikmet’in senaristliğini yaptığı Bataklı Damın Kızı Aysel filminde plaj sahnelerinin bulunması nedeniyle filmin sansüre uğraması ahlaki gerekçelerle değil düşmanın çıkarma yapmasına uygun sahil bulunduğunu ifşa etmesi gibi garip bir gerekçeyle olmuştur.

Vahşetin türlüsünü halkın üzerinde deneyen siyasal iktidar “halkın üzerinde vahşet etkisi yaratıyor”, “devlet malı dozer özel amaçlarla kullanılamaz” gibi sudan bahanelerle dozer sahnesini yasaklamaya çalışıyor.

1962 yılında yine Şafak Bekçileri filmi uçak düşme sahnesi bulunduğundan yasaklanır. Gerekçe: Halkı askerlikten soğutma. İnsanın devlet için var olduğu bir sistemde aslında garip gelmiyor bu tip tavırlar.
Yılmaz güney’in Umut filminde fakir faytoncunun kıyafetlerinin bilirkişi tarafından fakirliğin sembolü olamayacağı kanaatine varmalarından, fakir faytoncunun zengin araba sahibi hakkında tahkikat yaptıramayacağına karar verildiğinden ve sabah namazının güneş doğarken kılınamayacağına dair anayasa Mahkemesi kararına binaen sansürlenmiştir. Yılmaz güneyin politik duruşu nedeniyle bir çok filmi bu sansür kurulundan nasiplenmiştir.

Tunç Okan’ın Otobüs filmine verilen ödülün geri alınması ve reddedilmesi ise daha trajiktir. İşçiler, ayakta işeyip, ellerini yıkamadan sofraya oturması, Şanlı Türk milleti nasıl ellerini yıkamadan sofraya oturur; sofrada ekmek ve soğan bulunması, yüce milletimizi ekmek soğanla besleniyor dedirtmem ulan, ve dönülmez levhasına rağmen filmde Türk şoförün dönmesi, Üç kıtaya nam salmışız dönülmez levhasını nasıl görmeyiz, Türk insanı trafik düşmanı gösteriliyor, plastik sosislerin kemirilmesi ise Aziz Türk insanı hayatında hiç sosis görmemiş gibi lanse ediliyor şeklindeki gerekçelerle makaslanmıştır.

Related Posts

Yazar hakkında

No Comments+ Add Comment

  • walla ilginç adamlar hakkaten. halka rağmen, halka rağmen…

Leave a comment