May
14
2020

Corona sonrasında başka bir dünyaya!  – Yusuf Şanlı

Coronavirüs salgınının derinleştirdiği düşünsel tartışmalar çerçevesinde yürüttüğümüz soruşturmamızın sekizinci bölümünde yazar Yusuf Şanlı’nın değerlendirmelerini ilginize sunuyoruz.

Sorular:

-Coronavirüs salgını tahakküm biçimlerine, otoriterliğe ilişkin tartışmaları körükledi. Dijital imkânların, takip sistemlerinin siyasal geleceğe dâir tesirlerini ele alan aktif bir düşünsel atmosferi soluyoruz. Bütün bu toplamla ilgili kanaatleriniz nedir? Daha ürkütücü bir geleceğe mi ilerliyoruz?
-Bu tartışma dâhilinde yapay zekânın, robotik araçların eliyle insanlık için başka ve farklı bir geleceğin inşa olunduğu iddialarına İslam düşüncesinden neşet eden bir karşılama var mı?

Cevap:

Hayatiyet bir tecrübeden ibarettir. Mühim olan her ne olursa olsun yaşanılanlardan dersler çıkartmaktır, hayatın verdiği mesajları alıp yarınlarına ışık tutabilenler süreçten kârlı çıkmış demektir. Aksi takdirde zahiren geçiştirmiş/kazanmış gibi gözükse de kaybedenlerden olacaktır.

Coronavirüs süreci hamdolsun yavaşlamaya girmiş ve yakın bir gelecekte normalleşmeye geçecek bir seyir izlemektedir. Şahit olduğumuz bu salgının daha ağırları geçmişte yaşanmıştır ve çok daha ağırlarının gelecekte yaşanması kuvvetle muhtemeldir. Bu noktada, insanoğlu olarak “bugün ve yarın neler yapmalıyız, neler yapmamalıyız” sorularına sağlıklı cevaplar verip bulunan cevapları hayatımıza geçirmeliyiz. Ferdi olarak, toplumsal olarak, devletsel olarak uluslararası düzlemde yapılması gerekenlerin sorumluluğu hepimizin sırtındadır. Bu saatten sonra ne kendinin, ne milletinin, ne çevresinin kârına göre değil doğanın mevcudiyetini korumaya yönelik hamleler yapılmalıdır; yeri gelir maddi olarak zarar edilebilir veya farklı boyutlarda başkaca zahiri kayıplar olabilir ama herkes anlık şahsi kârını gözetmeye devam ederse hep birlikte yok olmaya mahkûmuz.

Yaradan, yarattığı ve şekillendirdiği doğayla mesaj vermiştir. İlk evrelerde komplo teorileri had safhadaydı, özellikle Çin ve İran üzerinde yoğun bir şekilde cereyan eden virüs yayılımında ABD ve Avrupalı derin güçlerin varlığı konuşulmaktaydı ama süreç içinde bu iki odak çok daha fazla zarar görmüş durumdadır. Bu teori hala doğruluğunu koruyabilir de tabi, hesaplarının şaşıp kendilerini vurmuş da olabilir. Tek bildiğimiz şey şu ki; Rabbimizin izni olmadan bu kâinatta yaprağın dahi kımıldamayacağıdır. Olan oldu ve daha sonraki dönemlerde çok daha ağırlarının olmaması için hiç bir neden de yok. Tabi yaşanılanları/uyarıları/mesajları dikkate alıp, dersler çıkartıp kendimize topyekûn çekidüzen verirsek yarınlarımız daha insani bir biçimde şekillenecektir.

Bu kadar zulmün/haksızlığın/fuhşiyatın olduğu bir dünyaya bu daha az bile… Zulüm ve haksızlık çarklarının içinde olunmasa da sessizliğimizden dolayı hep beraber helâki dahi hak etmekteyiz. Ne az ibret alıyoruz: “Çünkü yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötülük tuzakları kuruyorlardı. Hâlbuki kötülük tuzakları, kuranların ayağına dolaşır. Yoksa onlar öncekilere uygulanan yasalardan başkasını mı bekliyorlar? Allah’ın yasalarında asla bir değişme bulamazsın, Allah’ın yasalarında asla bir sapma da bulamazsın.” (Fâtır, 43) “Yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı ki kendilerinden öncekilerin sonu nice olmuş, görsünler! Kaldı ki onlar bunlardan daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah’ın kudretine karşı durabilecek yoktur. Şüphe yok ki O, her şeyi bilmektedir, her şeye kadirdir.” (Fâtır, 44﴿ “Şayet Allah insanları yapıp ettikleri yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerin üstünde tek bir canlı bırakmazdı fakat onlara belirlenmiş bir vadeye kadar mühlet veriyor. Vadeleri dolduğunda ise (herkes anlayacaktır ki) Allah kullarını hakkıyla görüp bilmektedir.” (Fâtır, 45﴿ Yaşadıklarımızdan ibret alıp Yunus’un kavmi gibi yaptıklarımızdan pişman olup tevbe ile tekrar insanlığın hayrına olacak bir süreç başlatmalıyız. Daha adil, daha insancıl, daha erdemli bir hayat inşa etmeliyiz.

“Öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (umuma sirayet ve hepsini perişan eder). Biliniz ki, Allah’ın azabı şiddetlidir” (Enfal, 25) İçlerindeki bir grubun ne şekilde olursa olsun zulüm işlemesine hoşgörüyle bakan, zalimlerin karşısına dikilmeyen, bozguncuların yoluna engel olmayan bir toplum, zalimlerin ve bozguncuların cezasını hak eden bir toplumdur. Dünyanın dört bir tarafında oluk oluk Müslüman kanı akarken, ülke içerisinde haksızlık/adaletsizlik/keyfiyet had safhadayken sessizliğe gömülenler yarın “Bu azap bize niye dokundu?” diyemeyecektir. Nasıl ki Lût kavmindeki herkes fuhşiyata düşmemişse, Semûd kavmindekilerin hepsi azgınlaşmamışsa, Âd kavmindeki herkes zalim değilse de helak hakkıyla iman edip gereğini yapmayan herkese vurmaktadır.

Bu musibet zengine de, fakire de, ünlüye de, ünsüze de, yaşlı-genç herkese dokundu bir nebze, bu sayede dünya kimsenin kimseden üstün olmadığını, herkesin ne kadar aciz olduğunu hatırladı, yani hatırlamış olmasını umut ediyoruz.

Kapitalizm çöktü, aslında bir simülasyondan ibaret olduğunu, gerçeklikle bir bağının olmadığı anlaşıldı. Borsa dâhil para birimleri başta olmak üzere bütün sanal rakamlardan oluşan olguların hiçbir değerinin olmadığı idrak edildi. Fabrikalar duraksadı, işçiler kitlesel halde işinden oldu, AVM’ler kapandı, üretim ve tüketim şartları vedahî ihtiyaç tanımımız sil baştan yenilendi. Bu süreçler tam uygulanmasa da verilen mesajı algılayacak kadar kısmen hayat buldu, bu sinyalleri alıp yarınları bu verilere göre biçimlendirmeliyiz.

Coronavirüs sonrasında büyük buhran kapıda, bu üç aylık evrede herkes hayatta kalmaya odaklandı ama hemen sonrasında asıl yansımaları hissedilecek. İhtiyaç tanımımız zihinlerimizde güncellendiğinden insanlar zaruri giderleri harici dayatılan tüketim tuzaklarına düşmeyecek, yani birçok pazar yok olacak birçoğu da duraksayacak. Fabrikalar kapanacak, sanayi sınırlanacak, keyfi hizmet sektörü sekteye uğrayacak ve doğal olarak işsizlik had safhaya ulaşacak. Sanal değerlerin elle tutulur matah bir şey olmadığının anlaşılmasıyla son otuz yılda kurulan denge darmaduman olacak, ilk evrelerde çok sıkıntı çekilse de insanlık doğal ve gerçek bir iktisadi zemine oturmaya doğru yol alacak.

Topyekûn ne kadar aciz kaldığımıza herkes aynelyakîn şahit oldu sanırım, insanlık olarak yardımlaşmaya ve dayanışmaya ne kadar mecbur olduğumuza da… Bu kısa süreçte buna pek imkân bulamadık sanırım ama yeni dönemde paranın, yatların, katların, toprağın, malın mülkün yenmeyen bir şey olduğunu, kıtlık dönemine girme olasılığını, az ile yetinmeyi öğrenip sadece un, şeker, yağ ile hayatta kalma planlarının yapıldığı bu dönemde komşuluğun ne kadar önem arz edeceği anlaşılmıştır. İhtiyaç diye dayatılan ürünlerin nerdeyse hiçbirinin ihtiyacımız olmadığı gayet net görülmüştür. Ben değil, biz demeyi öğrenmiş olmalıyız.

Devletin çaresizliği, gören gözler için aşikâr olmuştur. Kişi, ailesiyle birlikte devlet olgusunun kendilerine çizmiş olduğu yaşam olanaklarından bağımsız, özgür bir şekilde zaruri ihtiyaçlarını giderme yollarını ikame etmeleri farz olmuştur. Kendilerini baskılamayacak, zorunlu ve bağımlı kılmayacak, aç susuz bırakmayacak alternatif yaşam alanları inşa etmenin ehemmiyeti idrak edilmiştir. Devletin, millet için değil kendi mekanizmalarını ayakta tutmaya endeksli bir yapı olduğu uygulamalardan anlaşılmıştır. Çökmüş olan sosyal devlet İlk fırsatta tekrar oluşturulmalıdır, bu düzlemde toplumsal baskılar hayat bulmalıdır. Başlangıç olarak özelleştirilip patronlara peşkeş çekilen elektrik/su/doğalgaz misali halkın zaruri ihtiyaçlarının yürütmelerini devlet tekrar ele alıp (yeri gelecek zarar edecek) milletin hizmetine sunmalıdır. Yaşadığımız bu tecrübe misali olasılıklarda halka ücretsiz hizmet vermek zorundadır.

Şahsen en bariz idrak edilen hususun kentte yaşamın imkânsızlığı ve insan fıtratına mugayir olduğudur.  Önümüzdeki yıllarda daha vahim tablolarla karşılaşıp sistem çöktüğünde şehir hapishanelerinde hücreye tıkışmak istenmiyorsa, şimdiden kırsalda alternatif yaşam alanları ikame edilmelidir. Doğa, kişiyi mahkûm ve çaresiz, aç-susuz bırakmaz. Bağımsız üretim araçlarının yanı sıra enerji ve su kaynaklarına da ulaşılıp kriz ortamında hayati zeminlerde özgürleşilmelidir. Tarım ve hayvancılık başta olmak üzere doğanın karşılıksız hizmetimize sunduğu imkânları yaşamsal faaliyetlerimiz için aktifleştirmeliyiz. Topluluklar halinde organize olup kontrollü olarak şehirlerden kırsala göç dalgasının başlaması elzem ve hayatidir. Geç olmadan harekete geçilmelidir, beş yıl sonra maddi ve teknik olarak buna imkân dahi kalmayabilir. Ki, sorunla karşılaşılmadan hazırlık yapılması gerekliliği malum, bu tarz bir tabloyla karşılaştığımız esnada elimiz kolumuz bağlı kalıp çaresizlik içinde kalınmaması için zamanında hamle yapılması akıllıca olandır. Yeni dünyanın teknoloji ve yapay zekâ çağı olacağı tezinin tersine hesapların şaşıp, felaketlerin yaşanıp eskiye dönüleceği kanısındayım, bu dünya da doğal zeminler üzerine inşa edilecektir.

Toplumsal olarak uzun vadeli yaşam olanaklarının muhafaza edilmesi çok çok elzemdir; yerli tohum, fide, tahıl çeşitleri, tavuk ve karasığır başta olmak üzere doğal seleksiyona uygun hayvan çeşitliliğini muhafaza etmek yaşamsal ihtiyaçlarımızın devinimini sağlamamız için çok önemlidir. Bu işin şakası kalmadı, ya bu hususta hep beraber gereğini yapmalıyız ya da sonsuza kadar ayağımızdaki prangalarla yaşamaya mahkûm oluruz. Doğa, kirlilik başta olmak üzere bazı hususlarda kendisini yenilemektedir ama nesli tükenen canlıları geri getiremez.

İnsanlığın emelleri için pervasızca işlettiği endüstrilerin doğaya verdiği zarar çıplak gözle dahi gözlemlendi. Bu süreç sonrasında doğamızı kirleten unsurlar tespit edilip giderilmeye yönelik acil yol haritaları hayata geçirilmelidir. Doğa kendisini bir yıl içerisindeki büyük ölçüde yenileyebilir, tabi bizlerin göstereceği hassasiyetlerle birlikte. Dünyanın birçok kentindeki hava kirliliğinin kısa sürede %40’lara varan azalmaları, doğa içindeki çeşitli hayvanların birlikte yaşama göz kırpan insanlara yakınlaşmasını seyrediyoruz şehirlere inmeleriyle, Venedik’teki su kanallarının temizliği, çeşitli nehirlerin su seviyeleri ve temizliğinde gözle görülür gelişmeler izlenmekte, İstanbul’dan Uludağ’ın gözlemlenebilmesi hayal dahi edilemezdi. Bunlar daha küçük örnekler, bu şekilde devam edildiği takdirde doğanın ne tür güzelliklere gebe olduğu, anlayacak olan kişi ve toplumlara işaret edilmekte.

Bu sürecin birçok güzel tarafı da oldu, bunları da tespit edip devam ettirmenin yollarını aramalıyız hep birlikte. Dünya çapında savaşlar kısmen duraksadı; muktedirler hayatta kalmanın derdine düşünce, mazlumlar bir nebze hayat buldu.

Herkes kendisiyle ve ailesiyle baş başa kalmanın verdiği hazzı hissetmiştir. Tabi alışık olmadığımız bu süreçte baya zorlanıldı hatta uzmanlar salgın sonrasında boşanma oranlarının artacağını dillendirseler de birçoğumuzun ilişkileri daha da kuvvetlenmiştir. Öz muhasebeye vakit ayırmak zorunda kalarak, insani duygularımızı ucundan dahi olsa hissetmek birçok kişiyi kendine getirmiş olduğu zannındayız.

Kitap okuma alışkanlığı “zorunlu” olarak arttı. Zorunlu demişken, zorunlu örgün eğitimin yerine okulsuz bir toplumun inşa edilebilmesinin ilk evresi geçildi, en azından evde okul misali formüllerle okulsuzluğun olabilirliği zihinlere işlendi. Bu süreci kontrollü olarak devam ettirip Tevhid-i Tedrisattan çocuklarımızı kurtarmalıyız.

Hayvanları keyfi veya ticari olarak yok eden mekanizmalar kısa da olsa durdu ve olumlu etkileri gözlemlenmektedir. Aslında hepimizin ayrı ayrı ülkelerde değil bir dünyanın içinde doğa ve hayvanlarla bir bütün içinde yaşayan dünyalılar olduğumuz gerçeğini tüm insanlığın beynine kazımış oldu bu salgın.

Ve tabi ki verilen uyarı ve mesajların ardından, teknik olarak bu tür olasılıklara hazırlık yapılması gerekecektir. İleride olabilecek çok daha tehlikeli, etkilenme ve ölüm oranı çok daha yüksek bir virüse karşı dünya daha hazırlıklı, farkındalıklı, yatırım yapmış, önlemleri almaya başlamış ve tecrübeli olacak!

İnşallah insanoğlunun en bariz özelliği olan nisyana düşmeyiz.

Vesselam…

Leave a comment