May
7
2020

Pandemi ile temel hak ve özgürlüklerin yönetiminin merkezi idarelerin tasarrufuna kaldığına dair bir görüntü var – Serhat Özdili

Coronavirüs salgınının derinleştirdiği düşünsel tartışmalar çerçevesinde yürüttüğümüz soruşturmamızın yedinci bölümünde Eğitim İlke-Sen Bitlis İl Temsilcisi Serhat Özdili’nin değerlendirmelerini ilginize sunuyoruz.

Coronavirüs salgını tahakküm biçimlerine, otoriterliğe ilişkin tartışmaları körükledi. Dijital imkânların, takip sistemlerinin siyasal geleceğe dâir tesirlerini ele alan aktif bir düşünsel atmosferi soluyoruz. Bütün bu toplamla ilgili kanaatleriniz nedir? Daha ürkütücü bir geleceğe mi ilerliyoruz?

Otoriter yönetimler ağırlıklı olarak kriz ortamlarında varlığını hissettiriyor. Olağan dönemlerde soyut tehlikelerle kitleleri konsolide eden yönetimler olağanüstü dönemlerde ise somut tehlikeyi bu söylemine tahvil etmeyi başarabiliyor. Burada itaati sağlayan faktör otoriter yönetimler dışında bir öznenin sorunu çözebileceğine dair umutsuzluk halinde ortaya çıkıyor. Pandemi ile temel hak ve özgürlüklerin yönetiminin merkezi idarelerin tasarrufuna kaldığına dair bir görüntü var. Süreç içerisinde etkileri daha net gözlemleme şansımız olacaktır. Covid sürecinde dahi kargo emekçilerinin daha yoğun çalışmak zorunda olduğu gerçeğiyle geleceğe dair bir projeksiyon tutmamız gerekiyor. Risk altında bile kolektif bir dayanışma yerine bireysel tüketime (acil olmayan) dönük tutumu tüm yönleriyle mercek altına alarak analizler yapılmalı. Dijitalleşme başta kamu güvenliği olmak üzere özel hayatı kamusal alana taşıyan bir etkiye sahip. Dijitalleşmenin insan hakları ve küresel etkileşim açısından eşsiz bir işlevi var. Latin Amerika’da yaşanan bir darbe girişimini dahi anlık olarak çok yönlü kaynaklardan takip edebiliyoruz. Bu durum “resmi açıklama” kavramını da sorgulamaya açması bakımından otoriter yönetimlerin haz etmedikleri bir hali gösteriyor. Öte yandan devletlerin dijital araçlarla insanları mercek altına alması da 1984 distopyasının günümüze erişen bir uzantısı olarak görülebiliyor. Bu avantajlar ile dezavantajları yan yana koyduğumuzda kitlelerin nasıl bir tasavvur oluşturduğu (demokratik, paylaşımcı, çoğulcu yönetim modelleri) ve bunun için ne kadar mücadele ettiği ile orantılı bir tablo oluşacak. Günümüz insanı iyimser olmamızı gerektirecek tutuma sahip olmasa da ümidi tamamen keseceğimiz noktada olmadığımızı düşünüyorum.

-Bu tartışma dâhilinde yapay zekânın, robotik araçların eliyle insanlık için başka ve farklı bir geleceğin inşa olunduğu iddialarına İslam düşüncesinden neşet eden bir karşılama var mı?

Zekânın duyguları olmayan programlanmış cisimlere yüklenmesi zekânın doğasıyla uyuşmayan bir görüntü oluşturabilir. Yapay zekâdan mülhem konsol oyunlarındaki mağlubiyetlerimiz bile yeterince dehşet verici. Robotik araçlar ile hayatımızı kolaylaştırmak yerine bir diğerine tahakküm kuracak, emeği hiçleştirecek tutumlar alınıyor. Mevcut gelişmeler ışığında kontrolün insanoğlundan çıkması tehlikesi yakın bir tehlike olarak görülüyor. Kehanetlerin kaynağı da insan doğası ve doyumsuzluğuna dayanıyor. İslamiyet’teki temel kaynaklara bakıldığında olumsuz somut tasavvuru kıyamet alametlerinin tasvirinde bulabiliyoruz. Kıyamete gidilecek süreçlerdeki eşikler ile insanın doyumsuzluğu arasında korelatif bağ kurmak mümkün. Farklı bir gelecek bugünden kopuşu da ifade ediyor. Özellikle yapay zekânın ürkütücülüğü kadar bölüşümün adaletsizliği, sömürü düzeni ve bu düzenin getirdiği yozlaşmayı da yan yana okumak durumundayız. Bir bütün olarak bakıldığında geleceğe dair umutlu bakabilmemiz için yerleşik anlayışlarla güçlü bir şekilde hesaplaşmamız dışında bir seçenek görünmüyor.

Leave a comment