Tem
13
2010

Da te nije Alija*

Bir adam -yazar olmalı- adını hatırlamıyorum ama savaş yaşanırken Bosna’ya Türkiye’den ilk gidenlerdenmiş. Amerikan uydularının Bosna’da yaşananların tamamını çektiğini, bu soykırımın modern dünyanın gözü önünde gerçekleştiğini ve tüm yaşananlara kameraların şahit olduğunu söylüyor. Şimdi uyduları düşününce bunun aslında hiç önemli olmadığını bugün Gazze’de yaşananlara ve de Mavi Marmara’da olanlara bakınca anlıyoruz.

Özellikle gemide onlarca kamera çekti yaşananları. Çünkü artık çıplak gözle bile görmek kesmiyor milleti.  Cihan Aktaş’ın dediği gibi insanlar ekranların gerçeküstü inandırıcılığına hapsedilmiş durumda. Direnişçiler ve Teröristler başlığını taşıyan yazının girişinde şöyle diyor Aktaş, Kardeşliğin Dili kitabında: ‘Felaketleri, faciaları, katliamları ekrandan izlemeye alışmış bir dünya için Gazze’de sürmekte olan facia, benzerleri gibi üç beş gün içinde bir arşiv malzemesi mi olacak acaba…’ Bunun Bosna için gerçekleştiğini görüyoruz.

İkinci Dünya savaşından bu yana Bosna katliamı, Avrupa ve batı değerlerini tets edildiği en büyük felekatti. Üstelik Avrupa’nın kalbinde denilen bir yerde. Bu nasıl oldu bitti derken yaşanaların tablosu her geçen gün daha bir gün yüzüne çıkıyor. Ve anlıyorsunuz ki toplu mezara Avrupanın o çok insancıl felsefeleri de gömüldü. Avrupa için toplu’m mezar diyebiliriz. Ve her geçen gün yenisi ortaya çıkıyor toplu mezarların ve kameralar çekmeye devam ediyor.

Aynı kişi Bosna’da yaklaşık kırk bin kadının tecavüze uğradığından bahsetti. İki yüz elli bin ölüden de. Daha fazla toplu mezar beklemek lazım. Nasıl bir kıyım yaşanmışsa. Bunun anlaşılabileceğini sanmıyorum, en aznından gerçek boyutlarıyla.

Şimdi: Nedim Hazar, geçenlerde Zaman Gazetesinde yazmış olduğu yazıda dehşet bir şeyden bahsetti. Önce Bosna’da yaşnanlardan behseden Hazar, bu gibi olaylarda son derece samimi olduğumuzu kaydetmiş. Sonra konuyu savaş sonrasında hiçbir şey yapmayaşımıza getirdi. Verdiği örnek ise yüze çarpan cinsten. Bosna isimli belgeselin on bini bulmayan gişesinden bahsetti ve İstanbul’daki Filistin Filmleri Zamanı adlı toplam on Filistin konulu filmin gösterileceği film günlerinden haber verdi. Sonuç ise tam bir fiyasko: İlk gün bir kişi bile gitmediğinden film gösterime girmemiş. Aklıma film günleri için Dünyabizim’de yazılan yazı geldi. Facebook’ta açılan sayfalar, duyurular, konuşmalar, koparılan gürültüler… Nedim Hazar yazıyı şöyle sonlandırıyor: ‘Bir şey söyleyeyim mi size? Bilmiyorum, belki sayın bakanımızın dediği gibi bir Mescid-i Aksa’da namaz kılabiliriz belki. Ancak Mescid-i Aksa’da film çektiğimiz, bu çektiklerimizi koşarak izlemeye gittiğimiz zaman bu dava kazanılmış olacak!’

Tüm bunlardan sonra yapılabilecek küçük bir şey. Asıl adı Edin Dervişhalidoviç olan ve savaş sırasında Emir Kusturika ve Goran Bregoviç gibi isimlerin Bosna’yı terketmelerine rağmen kendisi Bosna’da kalan ve orada yaşananlara ezgileriyle merhem olmaya çalışan Dino Merlin’in eşsiz sözlere sahip *Aliya Sen Olmasaydın parçasını dikkatlerinize sunuyoruz. Burdan büyük bir gürültü de koparmıyoruz.

Sözleri:

orada, güneşin doğduğu, yıldızların olduğu o yerde
orada, gökyüzünün o bulutsuz yerinde
temiz ruhların yuva kurduğu o yerde
gözlerin karanlıktan uzak olduğu o yerde


o tarafa çeviriyorum başımı
o meydanlarda, ses çağırmakta herkesi
ben gözlerimi kapayıp kollarımı açıyorum
ve rüyalarımı, yüzsünler diye bırakıyorum


bu kadar ışıltılı parlayamazdı
bu benim güzel avlum
ve ben karanlığı ışık bilirdim
aliya sen olmasaydın


kelimelerde, şarkılarda hep seni geleceği gördüm
sonra bunun günah olduğunu düşündüm
ve beni dinleyecek kimsenin olmadığını düşündüm
ama var, nasıl olmaz, benim ruhum dinliyor


ve beni dinleyecek kimsenin olmadığını düşündüm
ama var, nasıl olmaz, ruhum beni duyuyor


bu kadar ışıltılı parlayamazdı
bu benim güzel avlum
ve ben karanlığı ışık bilirdim
aliya sen olmasaydın


Dino Merlin: Da te nije Alija.

ise unutmayalım
http://www.esnips.com//escentral/images/widgets/flash/esnips_player.swf
Get this widget | Track details | eSnips Social DNA

Leave a comment