Ara
28
2019

Adalet Peygamberi

İbn Abbas (r.a.)’den rivayete göre, Rasûlullah (s.a.v.), Muaz  b. Cebel’i, Yemen’e  vali olarak gönderirken şöyle buyurdu: “Mazlumun âhından, bedduasından sakın! Çünkü onunla, Allah arasında bir perde yoktur.” (Buhari, Zekât: 8; Müslim, İman: 27)

“Direniş Peygamberi”nin en büyük özelliği zulme karşı adaletin, insan şeref ve haysiyetinin yanında durması değil midir?

Musa Peygamber’in Firavun’a, İbrahim Peygamber’in Nemrut’a, Son Peygamber’in Ebu Cehil’e karşı ezilenlerden yana durması…

Getirdikleri vahyin mustazafların karanlıklarını ışıtması, yok olmaya yüz tutmuş umutlarını diriltmesi, adalet duygusunun yürekleri yeniden sarması…

Mistik anlatılardan uzakta, vahyin aydınlığında görebileceğimiz bir Resul’un, valisinden istediği en önemli davranış adil olması… Mazlum ve mustazaf üretmekten onu sakındırması…

Hz. Peygamber’in “mazlumun âhı”na vurgu yapmasının hikmeti her geçen yıldan, her geçen yüzyıldan sonra daha bir anlaşıldı.

Sadece zamanın Yemen’inden bugünün Yemen’ine doğru bir iz sürsek bile mazlumiyetin küresel karşılığını okuyabiliriz.

Dünya savaşlarını, bölgesel çatışmaları üreten egemenliklerin kıydığı hayatları görebiliriz. Gökyüzüne yükselen feryatlara tanık olabiliriz.

Merhametin, direnişin, haysiyetin Peygamberi valisinden, önce “adil” olmasını istiyor.

Refahtan, zenginlikten, gösterişten, itibardan bahsetmiyor.

Zulümden, zalim ve mazlumdan bahsediyor.

Çünkü bütün Resuller gibi o da adalet için gönderildi.

Ebu Cehillerin, Firavunların, Nemrutların, küresel şirketlerin, küresel kapitalizmin yağmaladığı, insanlığı tehdit ettiği bir dünyada adaletin tanıklığı için gönderildi.

Merhametin yokluğunda insanlığın aşağılık tutkuların elinden çektiği acılara son vermek için gönderildi.

“Kuru et yiyen Kureyşli kadının oğlu” olduğunu unutmadı.

Diri diri toprağa gömülen kız çocukları için,

fabrikalarda, atölyelerde oyunsuz dünyalarda kavrulan çocuklar için,

inşaatlardan düşüp can veren yoksul çocuklar için,

dünyanın bir ucundan başka bir ucuna uzanan farklı coğrafyalarda bombalarla bedenleri parçalanan çocuklar için,

açlığın elinde kıskıvrak ölümü bekleyen çocuklar için,

bir umut ışığı olarak, cennetten bir muştu olarak, bir tutam adalet ışığı olarak

geldi.

Kendisi, valisi, askeri, halkı, komşusu ve ehl-i beyti…

Bir bütün halinde Kur’an’ın diriltici aydınlığında adalete adanan bir dünya için savaştılar.

Mazlum ve mustazaf halkların, kırbaçlar altında inleyen insanların, kölelerin boyunlarındaki zincirleri sökmek için mücadele ettiler.

Fekkü ragabe!

Kölelere özgürlük!

Peygamberimizin sancağında yazar; Muaz b. Cebel’in valilik mühründe yazar; pankartları, şiirleri, marşları süsler!

Ey direnişin, adaletin ve özgürlüğün peygamberi!

Yolun yolumuzdur!

İslam ümmetinin ve insanlığın karanlıklarla, zulüm ve sömürüyle boğuştuğu bir çağda, mazlumların âhlarının meydanları, sokakları, dağları ve çölleri doldurduğu bir çağdan sesleniyoruz!

Küresel zulüm düzeninin hayatlarımızı, tabiat ve şehirlerimizi, insanlarımızı yağmaladığı bir çağda hepimiz senin valin Muaz b. Cebel’iz!

Onun üstlendiği Resul buyruğunu biz devraldık!

“Mazlumların âhları” için yaşıyor ve mücadele ediyoruz!

Dünyanın neresinde olursa olsunlar bütün mazlumlar kendileri için mücadele edeceğimiz kardeşlerimizdir!

Sadece kendimize Müslüman değiliz. Biliyoruz ki “Âlemlere rahmet olarak gönderilen bir Elçi”nin varlığı yeryüzünde ancak bu şekilde görülebilir.

Mazlumla Rabbimiz arasında perde yoktur.

Direnişle Rabbimiz arasında da perde yoktur.

Adalet, Resullerin, mazlumların ve zulme direnenlerin uğrunda mücadele ettiği Tevhid’in kendisidir!

Leave a comment