Oca
10
2019

Choinler ve Kripto Gözyaşları

 

Ortalığı toplayan çocuk kapının hemen yanında, kasaya sırtını dönmüş olarak, elbette kafası önde -belki yakın bir zamanda değil ama ilerde muhakkak boyun fıtığı olacak- cep telefonuna bakıyordu. Getir-götür, paspas çek, geleni gideni gönülle derken alt üst olan kafasını başka âlemlerde gezindiriyor, korna sesleriyle şenlenen trafiğin akışını bir melodi kılarak bacaklarındaki ağrıları unutturan imajlara, mesajlara kaptırıyordu kendini. Çocuğun arka tarafına düşen, bahsettiğimiz o kasadaki delikanlı da iyice seyrekleşen müşterilerden fırsat bularak, erteleyip durduğu cevapları münasebetsiz arkadaşlarına vermek üzere boyun fıtığı davetine uyarak yazmaya başladı. Parmakları nasıl da kayıyordu parlak ekranın üzerinde. Bu, çocukluğunda dinlediği masallardaki sırlı aynalardan ya da yarısına kadar samanla doldurdukları kalın naylondan gübre çuvallarıyla karın üzerindeki efsane kayma eyleminin zamandan ve mekândan kopuk bir tekrarı olmalıydı. İnsandan iyice arınmış restoranın uzak dibinde, yorgun çalışanların toplamak için acele etmediği masaya yayılmış tabak çanağın üzerine sanki biraz yayılmış gibi oturan, yerinden kalkıp evine niyet etmeye mecal bulamayan müşteri, bütün dalaverelerden özgürleşme mutluluğunun dâim olması için Yaratıcıya şükürler ediyordu. Şükür, niyaz, dalavere ve yüce Yaratıcı kavramlarının katışıksız durumlara aykırı tablosunun kendisini tedirgin etmediği elbette yalandı. Bu yalanın, parlak ekranın büyüsünü kısa devre yaptırmaya gücü yetmedi lâkin şarjın bitiyor oluşuna ilişkin işaret ilâhî yardım olarak oradan beliriverdi. Bütün yardımların başlangıç noktası restoranın kapısıydı. Kapının hemen yanındaki tezgâhta işinin başında bir usta görünmüyordu. Dışarıda sigara tüttürüyor olmalıydı. Ortalığı toplayan çocuğun ondan bir ileti almışlığı yoktu, ayrıca böyle bir yetki paylaşımı da yapılacak değildi. Kasada, hesapların güvenirliği üzerine bir endişeye neden olacak bir hareketlilikten herhangi bir ize tesadüf edilmiş değildi. Delikanlı biriken cevaplarını peşi sıra yazıyordu ve kurum alacak-verecek işleyişinde kripto paraya da yer açtığından ekrana hürmet derinleşebilirdi. Uzak dipte masaya yayılan müşteri ekrandaki ışığın sönmekte olduğuna şehadet ettikten sonra kaldırdığı kafasıyla şimdi bir sahipsizlik imasını mündemiç bir sanat eserine dönüşmüştü. Kravatı vardı ve esmerdi. Biraz genişçe ve kiloluydu. Saçları dar alnının sınırlarını zorlayan bir mesafede ve kırçıllaşmaya yüz tutmuş bir siyahlıkla yerinden fışkırmış gibi çıkmıştı. Işık arkada yoğunlaştığından karanlık bir topağa dönüşmüştü. Trafik sıkışmış, tezgâhın başından yiten ustanın varlığına ilişkin bir kanıt görünmez olmuştu. Ortalığı toplayan çocuk telefonundaki ışığın içinde yüzerek köyündeki sahile çıkmıştı. Anası şaşırmıştı elbet. Görmeyeli nasıl da özlemişti evladını. Ta yüreğine kadar bastırmış, öpüp koklamıştı onu. Anaların özleyişinden başka her şey yalandı. Kasadaki çocuğun nenesi karanlık hayalleri bütünleyip duran gizemli masalların tam ortasındaydı. Sırlı aynaların etrafında uçuşan cinler ve perilere köyün hemen üzerindeki ormandan fırlayıp gelen devler eşlik ediyordu. En güzeli ise soğuktan iyice kırmızıya kesen el ve ayaklarını, samanla besleyip şişirdikleri kalın naylon çuvalın jet hızıyla kayıp gidişinde avutmalarıydı. Cinler ardından yetişemiyor, devlerin savurduğu yumruklardan kıvrak hareketlerle nasıl da sıyrılıyorlardı! Esmer ve kilolu müşteri bir hayaletin somutlaşmış endamından beklenmeyen ümitsizliğe çoktan kapılmış, toplanmayan masaya boşalttığı gözyaşlarıyla cami avlusuna bırakılmış küçük bir çocuğa dönüşmüştü. Kasadaki delikanlının ekranından ortalığa kripto paralar saçılmış, bütün endeksler seyrekleşen insanlığın üzerinde yükselmeye başlamıştı.

Leave a comment