Ağu
12
2016

Yaralarımız İyileşmedi

Çocukluktan kalan derin izler, yazarın bilinçaltında sürdürdüğü uzun yolculuğundan sonra en olmadık zamanlarda anne kokusu ve özlemini de yedeğine alarak birden boy veren hikâyelere dönüşüyor Mustafa Başpınar’ın “Annemin Gözleri” adlı ikinci kitabında.

Anne vurgusuna özellikle odaklanmak gerekiyor Başpınar’ın hikâyelerinde. Bahsettiğimiz o bilinçaltı yolculuğu, o yolculuğun apansız ortaya çıkıveren durakları anne temasıyla anlam kazanıyor ve yazarımızın kitabın hemen her cümlesine sinen naif, kırılgan, insanı hüzün iklimine sürükleyen dilini besliyor.

annemin gözleri kitap

 

Mustafa Başpınar “Annemin Gözleri”nde küçük kasaba havasının arkadaşlıklarla biçimlenen tablolarını çocukluğa çevirdiği projeksiyonlarıyla tamamlayarak okuyucuda bir burukluk oluşturmayı başarıyor. Aslında bu geçmişi, içinde yitilen karanlıklarından çekerek okuyucunun önüne koymanın bir anlamı var. Delişmen çağın kasaba atmosferiyle bütünleşen tabi havası bugün ellerimizden çoktandır kayıp gitmiş bulunan en büyük zenginliktir. Bu kaybın ağırlığını tamamlayan ve kitabın kapağına da taşınan “anne” imgesine muhakkak odaklanılmalıdır.

“Anne”, Başpınar’ın çoğu hikâyesinde yazarın hemen yanı başında durur. Yazar için anne çocukluktur, özlemdir, içinde yetiştiği kasabasıdır, göçüp gitmek zorunda kaldığı şehirdir. Bu kitapta da saydığımız bütün çağrışımlar “anne” imgesi üzerinden yoğun bir şekilde okuyucuya yükleniyor ve yaşamın bugün için çoğunlukla kaybettiği narin taraflarını gün yüzüne çıkarıyor.

Mustafa Başpınar

 

Toplumsal olanın satırlara sinmişliğinin iz sürerek yakalanabileceği bir toplam var Başpınar hikâyelerinde. Mesela “Yaralarınız İyileşti mi?” hikâyesi bunun açık bir örneği. Hikâyelerin geneline hâkim olan kırılgan, naif dil bu hikâyede de hemen göze çarpıyor ancak bir yandan da öğretmen olarak Hizan’da çalışan kahramanın, yaşadığı duygusal gerilimle ilköğretim okullarında okutulan “andımız” örneğinde olduğu gibi bazı dayatmalara, egemen ideolojik zaviyelerden bakmayı reddetmesinin yarattığı gerilim eser içindeki o başka damarı işaret ediyor. Kahramanın duygusal yakınlaşma içinde olduğu kişi (Hicran) ve o kişinin yakınları ile çalıştığı kütüphane dolayımında öne çıkan gözlemler duygusal atmosferin örtemediği bir yatak oluşturuyor.

“Problem Yok” hikâyesi de bu bağlamda pek bir mühim diyebiliriz. Köylerine hizmet gelmediği için muhtarları önderliğinde seçimi boykot etmek isteyen köy halkının alay komutanı tarafından bastırılmasını içli bir dil ve üslupla anlatan hikâye, vesayetle ezilmişlik arasında sessizce ilerleyen çaresizliğe dokunan halkçı bir tespitleme olarak öne çıkıyor. Seçim görevlisi olan hikâye kahramanının bu sistematik çaresizleştirme süreci karşısındaki tanıklığının tartışılacağı yeni metinler, yazarın bundan sonraki yazım seyri hususunda içsel bir motivasyon oluşturacak ve yeni ufukları işaretleyecek gibi görünüyor.

Bir kitabın hikâye kahramanı olarak seçilerek (Talihsiz Yolculuk) okuyucu profillerinin tartışılması, “Sabriye’nin Kerameti” başlıklı hikâyede işlendiği gibi sanat-edebiyat muhitine dönük taşlamalar, kitabın geneline sinen bahsettiğimiz o naifliği dağıtan farklı üsluplar mahiyetinde olarak “Annemin Gözleri”ne başka renk ve tatlar ekliyor.

Aralarındaki duygusal yakınlaşmaya tepki gösteren abilerinin darp ettiği hikâye kahramanımıza “Yaralarınız iyileşti mi?” diye soran bir kartpostal gönderiyor aynı başlıklı hikâyenin sonunda Hicran. Aslında bu soruyu kitapta farklı yaralardan ilerleyen, o yaraları yer yer kanatan tanıklıklara pencereler açan bütün içsel ve fiili sızılara matuf addederek okuyucular adına cevaplamak mümkün olsa bu yazıya başlık olarak seçtiğimiz cevabı vermek isterdik: “Yaralarımız iyileşmedi. Yazarın değdiği yerlerden kanamaya devam ediyor.”

Leave a comment