Nis
23
2014

Kırmızıya çalan

kiraz

 

– Kocaman adam, dört yıldızlı otelin önündeki kiraz ağacının tepesinde ne işin var?

Ama kirazları çok güzeldi. Eskiler olsa ceddine (ya da atana) rahmet derlerdi o ağacı dikene. Dolgun kırmızı kirazların davetini reddetmek mümkün mü? Birkaç çocuk üşüşmüş tepesine ama belli ki pek bilen yok. Ağırlıklarından neredeyse dalları kırılacak. Yaşımız ilerlese de kiraz yanımız hep çocuk kalıyor işte, n’apalım! Belki oradan düşüversek iyileşemeyeceğiz bir çocuk gibi çabucak ama fena kırmızılar ve nerdeyse hiç çürük yok!

Çocukluğum evimizin önündeki kiraz ağacının tepesinde geçti. Kırmızıya çalan karma rengi ve biraz küçük ama bal kaymaktan daha leziz tadıyla bir harikaydı. İnce uzun boyu yazın gölgeydi penceremize bir yandan, bir yandan da benim bıkana kadar bir serçe gibi konuverdiğim sarayım.

Babamın meyve fidanı merakı bahçemizi başka başka kiraz ağaçlarıyla donatmıştı. Onlar da boy verip serpilince onların tepeleri de mekânım oldu. Allah’ım sen sadece şu kirazı yaratsaydın yine şükrümüzü ifade edemezdik!

Sana şükrümüzü ifade etmek için dört yaşımdan kırk yaşıma kadar hep o kiraz ağaçlarının tepesindeyim. O yaşlı dut ağaçlarımızın, elma ağaçlarımızın, erik ağaçlarımızın tepesinde… Şeftalinin hemen dibinde, o sulu gövdeleriyle kocaman şeftalilerin… Şükrümüz şüphesiz ki zorlaşıyor, daha kirazın hesabını verememişken…

Sonra dut ağaçlarımız kesildi gitti, çocukluğum onunla beraber yıkıldı ilkin. O kara kuru uzanan dallarında çağıldayan çocukluğum… Evimizin önündeki ince uzun bal kaymağım bir sene yaprak açmadı. En çok ona üzüldüm. Kestiler onu. Kökü hala orada duruyor, bir mezar taşı gibi.

Tepesine asıp yıllarca sararan rengiyle orada dalgalanıp duran tuttuğum takımın bayrağı ve ona kızıp duran babaannem geliyor aklıma. Sonra başka takımları tutup bizim bayrağı taşlayan mahalle çocukları…

Her vardığımda yanına oturuyorum. Çocuk gözlerimle dertleşiyoruz onunla. Kimseler duymuyor.

Yazar hakkında Ahmet Örs

Leave a comment