Nis
20
2014

1 Mayısta Alanlara!

1 MAYIS

 

1 Mayıs geldi çattı. 1 Mayısta adalet ve özgürlük mücadelesinin, ezilenden ve emekten yana durmanın söylem ve programını, temalarını net bir şekilde alanlarda ifade etmek gerekiyor.

1 Mayıs, farklı siyasal geleneklerdeki farklı siyaset biçimlerini içkin baskın bir imge olabilir. İnsanlık tarihinin uzun adalet mücadelesi serüveninde bir inhisar tartışması bir yerden sonra geride kalmalıdır. Kapitalizmin insan yaşamını tümüyle kuşattığı şu evrede farklı yorum ve arayışlara ihtiyacımız olduğu âşikârdır.

Niçin 1 Mayısta ve diğer günlerde alanlara çıkıyoruz ya da çıkmalıyız?

Bu soruya verilecek, peşi sıra aktarılabilecek birçok cevap var. Bugün geniş toplum kesimlerinin, bireylerin siyaset yapabilme imkânları iyice daralmıştır. Total siyasetin şehirlere sürerek sıkıştırdığı hayat insanı kuşatmıştır. Bugün kendisi, ailesi ve ülkesi hakkında karar veremeyen; geleceğe ilişkin tasarı ve tasavvurda bulunamayan örgütsüz ve sahipsiz bireylerin çırpındığı bir kalabalığın tam ortasında yer almaktayız.

Şehirler iktidarların tahakkümünde, kapitalizmin yağmasına terk edilmiş durumda. Kapitalist süreç, bireyleri birer böceğe çevirmek istiyor. İnsan ve şehir kapitalist iştah için ancak bir yem kadar kıymetli. Örgütsüzlük ve çaresizlik içindeki bireyin bu kuşatmayı aşması, çığlığını, çağrısını insanlarla paylaşması için sokaklar, meydanlar onu bekliyor.

Küresel kapitalizm birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’ye de askeri varlıklarıyla çöreklenmiş, kendi çarklarını vurucu güçlerle sağlama almış vaziyette. 1 Mayısta ve her fırsatta bu güçlere karşı çıkmak, onlara karşı muhalefet örgütlemek temel sorumluluktur. Bu 1 Mayısta muhalif güçler, çaresiz bireyin ve onu çevreleyen toplumsal birimlerin küresel kuşatılmışlığının askeri temellerini insanlara göstermelidir. Malatya Kürecik NATO füze kalkanı, Adana İncirlik ABD üssü, İzmir NATO Kara Karargâhı somut hedefler olarak gösterilmeli, muhalefet için ayağa kalkan iradenin niyeti somut bir şekilde halkla paylaşılmalıdır.

Başta Suriye iç savaşı olmak üzere Irak işgaliyle başlayan, Afganistan ve Libya operasyonlarıyla süren, Kürecik radarı ile zirveye çıkan emperyalist işbirlikçilik alabildiğine taşlanmalıdır. Hiçbir onurlu insanın, halktan ve ezilenden yana siyasetin kabul etmeyeceği bir zillet halini ifade eden bu pozisyon egemen iradenin küresel güçlerin taşeron ve karakolu olma azmini bütün gözler için fazlasıyla açık etmektedir.

Darbelerle kapışma, çeteleri tasfiye etme siyasetinden bugün başka bir aşamaya geçtiğimiz açıktır. Askeri vesayetten başka bir vesayete geçiyoruz. Farklı sermaye biçimlerinin serpilip boy verdiği, insanın böcekleşmesi için eğitim programlarının tasarlanıp uygulandığı, eski ittifakların çözülüp yeni ittifakların ortaya çıktığı bir zamanda bu yeni vesayetin nasıl somutlaştığını orta yere sermek mecburiyetindeyiz.

Yeni MİT, MEB, HSYK, TİB yasaları gibi düzenlemeler “big brother” düzenini derinleştirmektedir. Toplum sürekli takip edilmenin bilinciyle derin bir paranoyaya itiliyor. Buna itiraz özgürlüğün temel koşulu haline gelmiştir. 1 Mayıs bunun için önemli bir fırsattır. Bu yeni düzenlemeler itaati dayatmakta; kişiyi, egemen irade karşısında bir bütün halinde hiçleştirmektedir.

Siyasal iradenin yasal ama hukuksuz düzenlemeleriyle hiçleştirmeye gayret ettiği emekçi kitleler asgari ücret, esnek ve güvencesiz çalıştırma politikaları ve taşeron düzeniyle kalıcı bir köleliğe mahkûm ediliyor. Bugün köleliği sadece Musa Peygamberin Firavunla, kendileri için kapıştığı İsrailoğulları dolayımında mı okuyacağız? Bugün kölelik, tarihin hiçbir döneminde olmadığı bir kuşatıcılığa ulaşmış durumdadır. Açlık ve zihinsel kuşatmanın modern kapitalist aygıt ve propaganda biçimleriyle belirsizleştirilip daha da sofistike hale geldiğini işaret etmeyecek miyiz?

Yağma ve talanla yıkıma sürüklenen; ormansız, susuz ve nefessiz bırakılan şehirlerimiz 1 Mayısta ve her zaman yanlarında durduğumuzu görmek istiyor.

Neoliberal faşizmin çok boyutlu olarak süren acımasız kuşatmasına karşı insanlık ancak dayanışma içinde yükselteceği bir direnişle karşı durabilir. Bu güçlü ve renkten renge girerek kendini kamufle edebilen dalgaya karşı durmak kararlı bir muhalefeti zorunlu kılmaktadır. Ne yapacağını bilemeyen, kararsızlıklar içinde önüne bir yol haritası koyamayan kişi ya da çevrelerin bu süreçte egemen siyasetlerin tam da aradığı kişi ve kitleler olduğu görülmelidir.

İslam’ın özgürleştirici, devrimci çağrısını, rehnedici Emevi siyaset dilinden söküp almak beklenmeyen anlarda üreteceğimiz tavır ve söylemlerle mümkündür. Artık mümkünü var etmeli, savrukluk ve dağınıklığa meydan okumalı! Özgüvenle yürüyeceğimiz alanlar, sokaklar bizi bekliyor. Her yerden kovularak değil, her yerde var olarak çok bilenmiş yüreklerimizle alanlara!

 

Leave a comment