Mar
1
2014

Romanlarda Cumhuriyetin Kurucu İdeolojisinin İzleri-I:Yeşil Gece

kadrican

ÖZGÜR YAZARLAR BİRLİĞİ / ROMAN SÖYLEŞİLERİ 1 / KADRİCAN MENDİ

REŞAT NURİ GÜNTEKİN’İN “YEŞİL GECE” ADLI ROMANI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Tasfiye Dergisi için, bir dizi roman tahlilinden biri olan Yeşil Gece adlı romanın tahlili, derginin 27. sayısında yine Kadrican Mendi tarafından kaleme alınmıştı. Kadrican Mendi, ÖYB’deki söyleşisine Kemal Tahir’in “Bizde sosyal bilimler gelişmediği için iddiamızı ve fikirlerimizi roman ile kaleme almak zorunda kaldık.” sözü ile başladı ve şöyle devam etti;

“Kemal Tahir’in bu iddiası oldukça bilinçli bir iddia olsa bile bunu bilinçli olmayarak, tezli roman başlığı altında; -yazarın böyle bir iddiası olsun ya da olmasın- yaşadığı dönemi nasıl değerlendirdiği, belli başlı tarihsel şahsiyetlere nasıl baktığı, toplumsal meselerle ilgili tezini anlatma iddiası olmasa bile – Hüseyin Rahmi gibi- değişim ve dönüşümün izlekleri yazdıkları romanlar üzerinden okunabilir. Reşat Nuri ‘nin durduğu sınıfsal yer açısından, olayların yazarın prizmasından geçerek bize nasıl geldiğini görmek, geçiş dönemine tanıklık etmiş bir aydın olarak, imparatorluktan cumhuriyete geçişin bir örneği olması hasebiyle önemini korumaktadır. Edebiyatının, kurgusunun, söyleyiş gücünün ötesinde bu intikal döneminin bir şahsiyeti olarak bize neler söylediği ya da neleri söylemekten imtina ettiği de oldukça mühimdir.

Tarihe kaynaklık eden edebî türlerden biri hatırattır, diğeri de romandır. Bizde hatırat türü çok gelişmemiştir, olanlar da tarihi geriye doğru kurgular. Dönemin hatıratlarına -genel olarak türün oluşma yapısı böyledir- bakıldığında görülen; olayların yaşanmasından yıllar sonra yazarların kendilerini haklı çıkartmak için geriye doğru kurguladıkları şeylerdir. Bu noktada da tarihi anlamak adına ikinci tür olan romanlar sahneye çıkmaktadır. Bunlarda da belli bir ayrıma gidilmesi gereklidir. Yazarın, konusu itibariyle romanda bahsedilen döneme şahitlik etmiş olması önemlidir.

Reşat Nuri bu romanı 1926’da yazmış fakat 1928’de yayımlanmıştır. 1926’da artık süreç bitmiş, cumhuriyet kurulmuş, halifelik kaldırılmış, devrim kanunları yürürlüğe konulmuş, ciddi bir tasfiye hareketi başlamıştır fakat kendisi romanda aktardığı dönemi yaşamıştır.

Bu roman kurgulama açısından oldukça başarılıdır. Fakat bu edebiyat eleştirisi anlamında bir değerlendirme değil, dönemin genel özelliklerini ve belli başı meseleleri bize vermesi açısından yapılan bir değerlendirmedir.

Yeşil Gece üzerinden tartışılacak en temelde 3 mesele vardır.

-Reşat Nuri kimdir, ne ifade eder?

-Reşat Nuri’nin içine doğduğu imparatorluğun hikâyesi nedir?

-İslamcılık, tüm bu hikâye içinde nereye oturur ve Cumhuriyete nasıl aktarılmıştır.

Bu tip meseleler üzerinden Reşat Nuri ‘yi, Yeşil Gece’yi ve İslamcılığın bugünkü durduğu noktayı da bize aktarması açısından önemli fikirler sunar.

Reşat Nuri 1889’da doğmuştur. 1880’lerde doğan kuşak, Cumhuriyeti belirleyen ve şekillendiren kuşaktır.  Bu kuşağın önemli özelliği geçiş dönemine şahitlik etmiş olmalarıdır.

Reşat Nuri bir memur çocuğudur ve babasının memuriyeti dolayısıyla Ege Bölgesi’nde pek çok şehri gezmiş, 1940’larda CHP’den de Çanakkale mebusluğu yapmıştır. Küçük burjuva diyebileceğimiz aydın-bürokrat sınıfına dâhil bir isimdir. Laik-seküler bir terbiye ile yetişmiş, bu yönüne rağmen gençliğinden itibaren din ile, İslam ile ilgilendiğini eserlerinden anlaşılabilmektedir.

Yeşil Gece’den ve diğer tüm eserlerinden yola çıkarak İslamcılığın politik nüanslarını, ilmiyyeden, sufiyyeden ve pek çok kesimden insanı onun kadar iyi ayırt etmiş bir aydına daha rastlamak güçtür. İslamî tabanı, İslamcı siyaset yapanlar arasındaki farkı fark edebilen tek yazardır da diyebiliriz. Türk-İslam sentezcilerini, kaba softaları, cedidicileri, İttihad-ı İslamcıları birbirinden ayırmış ve ayrı ayrı değerlendirmiştir.

Bu romanın bir propaganda kitabı olduğu ya da yazarın bunu yazmaya zorlandığı da kimi hatıratlardan elde edilen bir bilgidir. Fakat romanın başkahramanı Şahin Bey ile kendisi arasına ciddi bir mesafe koyar. Şahin Bey’i; medrese öğrencisi iken nasıl bir taassupla Yeşil Ordunun bir neferi olmak için sarıldıysa, şimdi aynı taassupla laik nesiller yetiştirme amacına da sıkı sıkıya sarılmıştır, diyerek eleştirir. Yeşil Gece; adı İslam olan ve halkın üzerine düşmüş yeşil bir karanlıktır. Bunun yanı sıra Şahin Bey üzerinden 20’li yılların Cumhuriyet modelini de eleştirir. İhtilallerin aslında hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini, değişmesi gerekenin kafalar olduğunu söylerken, kurtarıcı rejim olarak da Kemalizmi önermez. Seküler ideolojik bir program da öne sürmez. Tamamen apolitik bir eğitimi önceller. Bu bir kaçış ideolojisidir. O dönemin aydınlarında da bugünkülerde de genel olarak var olan bir durumdur bu. Bugünün İslamcıları da eğitim şart ilkesini öne sürerken, bir eğitim modeli öneremez.

Reşat Nuri’nin yazdığı yer neresidir?

Cumhuriyet romanı tahlilinde veya o dönemi anlatan sinema eleştirilerinde basmakalıp bir anlayış vardır. Bu ebebiyat ve sinemada müslüman karakterler hep eleştirilir. Köy imamı köy muhtarıyla veya güçlülerle daima iş birliği ve mütegallibe halinde tipler olarak sunulur. Eleştirinin kendisi gerçeği yansıtır mı, cumhuriyet aydınının bu eleştirisi haksız bir eleştiri mi, böyle mütegallibe içinde imamlar veya din adamları yok muydu, onlar bu tiplemenin dışında bir yerde mi durmaktaydılar?

Akif ‘in Safahat’ına bakıldığında da aynı eleştiriyi görmekteyiz. Medreseyi ve ulemayı şiddetle eleştirir. Günümüze veya 28 Şubat dönemi din adamlarına, ilahiyat profesörlerine baktığımızda başka bir tavır görmemekteyiz.

Dönüşüm hikâyesi 3. Selim ile başlar ve Abdülhamid ile Tanzimat’a kadar dönüşüm çabaları devam eder. Bürokratlar Avrupa ile temas halinde devleti modern merkezî devlete dönüştürmeye çalışmakta ve İngiltere modelini hâkim kılmayı amaçlamışlardır. Dönüşüm sadece devlet adamları üzerinden değil, ilmi bir sınıf olan Jöntürklerle de mutlak monarşiye dönüşüm çabaları devam etmiştir. Onların kafasında dahi bir cumhuriyet fikri yoktur. Parlamenter bir monarşi amacı vardır ve İmparatorluğu da aynı zamanda muhafaza etmek istemektedirler.

Abdülhamid de Tanzimat projesiyle tarihi durdurmayı, devleti modernleştirmeyi, halkınsa olduğu gibi kalmasını amaçlamıştır. Halkta yaprak dahi kımıldamasın ama bunların üzerindeki mekanizma tamamen yenilensin, şeklinde bir modernleşme hedeflemiştir.

İttihat ve Terakki ise, roman açısından da dönem açısından da çok önemli bir noktada durmaktadır. Ayaklarındaki toprak tamamen kaymaktadır. Libya’nın işgali, Balkan Savaşları, 1. Dünya Savaşı, 3 cephede birden savaştıkları bir ortamda bir toplumsal siyaset amaçları yoktu. Fakat büyük oynamak zorunda olduklarının da farkındaydılar. Avrupa’ya karşı kaybettiğimiz toprakları Turan’da, yani Kafkaslara doğru kazabilir miyiz düşüncesi içindeydiler ve çok kısa bir süre iktidarda kalmışlardır. Bütün bu hikâye 10 sene içinde gerçekleşmiştir. Bu süreç içerisinde de İslamcılığında nereye oturduğu önemlidir.

İttihat Terakki hükümeti İslamcılığı İttihad-ı İslam şeklinde uygulamaya çalışmış, toplumsal bir dönüşümü değil jeopolitik bir birleşmeyi hedeflemiştir. Osmanlı İslamcılığı bir İttihad-ı İslam projesidir ve jeopolitik bir oyun amaçlıdır. Toplumsal dönüşümü, İslam’ın yeniden anlaşılması ve yeniden yorumlanması üzerine bir tartışmayı, İslam devleti üzerine yeniden düşünme tartışmalarını içermez. İslamcılık; devleti, medreseyi, toplumsal dönüşümü, ilmi, felsefeyi, kaderi, hurafeyi, tarikatı tartışır fakat Abdulhamid’in İttihad-ı İslam projesi bunu tartışmaz. Devletin çöken kurumlarını ve yıkılan taraflarını yeniden tahkim için uygulanan bir siyasettir. Reşat Nuri’de İslamcılığın bu boyutunu fark etmiş bir aydındır. İslamcılığın bu nüanslarını ayırt etmiş olsa bile kendi düşüncesi içerisinde İslam’ın insanlara mutluluk getirecek bir şey olmadığı sonucuna varmıştır. Fakat Yeşil Gece üzerinden okuduğumuz ve fark etmemiz gereken şey İmparatorluktan Cumhuriyet’e intikal eden şeyin İslamcılık olmadığıdır. Cumhuriyet İslamcılığı dediğimiz şey Osmanlı’dan Cumhuriyete intikal etmiş İttihad-ı İslam düşüncesidir.

Reşat Nuri; Şahin Bey üzerinden, idealist müslüman bir gencin dönüşümünü, bir devletin dönüşümü ile eşzamanlı olarak aktarmaktadır. Kitabın sonunda Şahin Bey Ankara’ya doğru yani yeni cumhuriyete doğru ayrılan yola girmektedir. Yürüyeceği yolun tercihini yapmıştır.

Şahin Bey İslam sancağının idealist bir neferi olarak yola çıkar ancak, içinde bulunduğu ortamı ve İslam’ın insanlara sunduğu hayat düzenini sorgulamaya başlar. İçindeki buhrandan kurtulmak için pek çok müderrise gider, sorularını ve çelişkilerini yöneltir fakat hiçbirinden tatmin edici bir cevap alamaz. Meselesini ilmiyyede bulamayınca, medrese kökenli değil aydın kökenli bir insana gider. Batı dinsizliğine karşı reddiyeler yazan birine -Şehbenderzade olabilir- gittiğinde de hayal kırıklığına uğrar. Böylece imanını kaybeder.

Dar’ul-mualliminde okuduktan sonra yeni mektep hocası olup Anadolu’ya giderek oradaki çocukları, kendi içine düştüğü iman bunalımından kurtarmak için çalışmayı hedefler. Yeni nesilleri bu Yeşil Gece’den kurtarmak için idealize bir hedef ortaya koymuştur. Israrla Anadolu’ya gitmek ister ve İzmir’in Sarıova İlçesi’ne atanır. Tartışacağı meseleler açısından bu bölgeyi seçmesi de önemidir yazarın. İslamcılığı ve medreseyi tartışacaktır. O bölgede 31 Mart Vakası’ndan kaçan softalar, medreselerin ihyasından bahseden Müderris Zühdü gibi Akif ekolünden gelen tipler -ki bunlar; toplumsal dönüşüm üzerinden medreselerin ve İslamî ilimlerin ihya edilmesi gerektiğini düşünen İslamcı diyebileceğimiz tiplerdir-, Balkanlardan gelen göçmenleri ve İttihatçıları temsil edenler, Türk-İslam sentezcileri, sıradan dindar halk, Hafız Eyüp gibi derin devleti temsil eden tipler üzerinden bir kurgu yapmış ve medeniyet ile irtibatını kurmuştur. İşgal döneminde ve işgal edilecek topraklarda bu İslamcı grupların nasıl tavır alacaklarını da göstermek ister. Sarıova’da gazetenin bulunması da ayrıca önemlidir.

Abdulhamid döneminde softaların, medreselilerin, radikallerin, Türk-İslam sentezcilerinin, dindar derin devlet ve sıradan müslüman halkın bu işgal döneminde ve cumhuriyet döneminde ne yaptıklarını, nasıl tavır aldıklarını bize göstermek istiyor.

Böyle bir ortamda Şahin Bey gericiliğe karşı mevzi edinir, halktan ve aydın kesimden ittifaklar kazanmaya çalışır. Bu proje bir aydın projesidir ve nesil yetiştirerek bu yeşil geceden halkı kurtarmayı amaçlar.

İşgal döneminde, önce Sarıova’yı terketmeyi düşünür fakat sonra, Sarıova’nın kendisinin kaderi olduğunu düşünerek gitmekten vazgeçer. İşgalcilere karşı cephe almamış gibi görünerek aslında Kuva-yı Milliye’ye çalışır. İstiklal harbi sırasında Sarıklı Mücahitler profilini yüklenir. Şahin Efendi o dönemde Şahin Hoca olmuştur ve itibar kazanmıştır. Sarığını tekrar başına koyar ve din adamı kimliği ile Kuva-yı Milliyeye yardım eder. Bir buçuk sene sonra işgal kuvvetlerince yakalanıp sürgün edilir. Sürgünden sonra Sarıova’ya tekrar geri döner ve her şeyin çok değiştiğini görür. İşgalden sonra tüm karakterler değişip dönüşmüştür, fakat Hafız Eyüp sakalı kesip fötr şapka taktığı halde hala aynı konumunu muhafaza etmektedir. Maymuna dönmüş bir adam olarak tasvir edilir.

Romanın sonunda Cumhuriyete dair bir umut da vermek zorundadır ve dörde ayrılan bir yol ayrımında kurtuluşun ve inkılabın merkezine, Ankara’ya doğru yola çıkar. Ona göre inkılap henüz gerçekleşmemiştir. Gericilikle mücadele henüz zafere ermemiştir, asıl inkılap kafaların değiştirilmesiyle elde edilecektir.

Haber: Sümeyye Sevim

yesilgece

 

Leave a comment