Mar
31
2013

Zühd, kapitalizmi yenecek bir siyaset üretebilir mi?

 

“Şeyhin Zikri ve Fikri” yazısında (30.03.2013-Zaman) Ortadoğu’da kademeli olarak Müslüman grupların iktidara geldiğini ve bunların sermaye ve statülerin el değiştirmesi gibi bir hareketliliği de beraberinde getirdiğini söyleyen Ali Bulaç yeni yöneticilerin yeni bir iktidar tanımı yapmadıklarını, sürece bağımlı mekanizmayı işletmeye talip olduklarını savunuyor. Yeni yöneticilerin gerekçeleri ise Ali Bulaç’a göre şöyle: “Bugüne kadar çok çektik, dışlandık, bizim de diğerleri gibi rahat etmeye hakkımız var. Müslüman her şeyin en iyisine layık değil mi?”

Ali Bulaç bu noktada şunları vurguluyor: “Bu söylemi “medeniyet iddiası”yla da desteklediğiniz ve devleti sizin devraldığınıza ikna edildiğiniz zaman, “tekasür ve tefahür olan modern uygarlığı”; güç temerküzünü esas alan adaletsiz iktidarı kendi tarihsel idealleriniz içinde kolayca üretmeniz mümkün hale gelir, böylece yaptığınız her şeyle övünmeye başlarsınız. Gökdelen dikerek şehrin fiziki, tabii ve sosyal dokusunu bozmanız başarınızın ölçütü olur. New York’un Manhattan’ı tarihi şehrinizin sahiline kopyalarsınız. Hedefiniz küresel hedeflerle uyum içinde: Daha yüksek, daha çok, daha zengin, daha büyük, daha cesametli vs.”

“Din”in değil de “diyanet”in bu süreçte etkili olduğunu ve öne çıkarıldığını iddia ediyor Bulaç. “Rahat yaşamak” artık Müslümanların da hakkıysa bu rahatlığı üreten liberal iktisat teorileri, kapitalist üretim-tüketim ilişkileri var, onlar yeni bir formla devam etmelidir: “Rahat hayat yaşamak “herkesin hakkı” ise, rahatı sağlayacak kurallar bütünü, teknik ve küresel süreçleri de kabullenmek kaçınılmaz olur. Bunun formülü liberal iktisat teorilerine göre sosyo-ekonomik hayatın yeniden düzenlenmesi ve küresel ekonomiye entegrasyondur.”

Bugün “rahat yaşama”yı savunan Müslümanların önceleri Katolikler gibi çileci bir hayatın kendilerine dayatıldığını söylediklerini savunan Bulaç onlara göre “din” de “tasavvuf” da bu dünyada mümkündür. Tarikat ve cemaatlerin yapılanması artık şöyle olmaktadır: “Japon firması gibi verimli ve etkin işletme, kazancın maksimizasyonu ve rasyonel yönetim oldu. 1980’lerin çok satan bir mecmuasında şöyle deniyordu: “Tasavvuf tasarruftur, tasarruf tasavvuftur.”

Ali Bulaç, tasavvufi oluşumların süreçle irtibatını şu şekilde ele alıyor: “Zühd ve takva, sınırsız biriktirme demek olan kenz tutkusuna ahlakî ve manevî tepkidir. Dervişlerin hırkası diğerlerine göre daha çok kazananların veya statü elde edenlerin Bizans saray alışkanlıklarından mülhem aristokratik hayat tarzına meydan okumaydı. İstifçiliğin, sömürünün ve gösterişin revaç bulduğu bir dünyada, kendini ifrat ve tefritten arındırmış sufi gelenek mü’minleri muhasebe-i nefse davet etmesi beklenirken, nasıl olduysa Özal’la beraber sufi hareketler ve cemaatler, tasavvufu ve dinî anlayışı sermaye biriktirmeye ve medeniyet kurma iddiasına mesnet teşkil eder hale getirdiler. “Her şeyin en iyisi”ne Müslüman layık ise -modern kentte ulaşımı deve ile sağlamadığımıza göre-, tabii ki Müslüman’ın bineği pahalı araba olacaktır. Dünün kırmızı tüylü devesi bugünün 4×4 jeep’idir. Petrolün bölgesinde fışkıran Necd bölgesinin bedevileri de deveden inip Mercedes’e binmişlerdi. Sırtında cübbesi bir şeyhin gözlük çerçevesi tam 10 bin TL’dir, çünkü Afrika’nın derin bölgelerinde çok nadir bulunan bir ağaçtan yapılmıştır. Şeyhin zikri güzel, ama ameli değil. Pekiyi şeyhin zikri ve fikri aynı ise, bu amel ile zikir-fikir arasındaki bölünmeyi nasıl izah etmeli?”

Dünya malına rağbet etmeye bir tepki olan zühd ve takva, nefsi öldürmek gibi kavram ve anlayışlar bugün terk edilmiştir. Tasavvuf ekolleri kapitalizme karşı buradan hareketle bir direniş, bir karşı koyuş üreteceklerine bütün bir potansiyellerini Protestan ve Kalvinist bir tutumla ticaret yapmak, kapitalizm içinde var olarak zenginleşmek için kullandılar. Zühdden, takvadan, nefsi öldürmekten yola çıkarak kapitalizme karşı, küreselleşmeye karşı siyasi ve felsefi bir karşı duruş üretemediler çünkü teorik zeminleri ve fiili tecrübeleri bu kabiliyetlerini çoktan öldürmüştü.

Leave a comment