Ağu
25
2010

Edebiyat Eğitimi 12 Eylül Kıskacında!

Üniversitede edebiyat eğitimi öncelikle maaş, iş kaygısına kurban gider, sonra resmi ideolojinin baskısına. Şimdilerde fazlasıyla moda olan 12 Eylül mazlumiyetlerini sömüren referandum evetçilerinin fazlasıyla dillendirdiği bir sürecin mağdurlarından bir bölüğü de dolaylı da olsa biz sayılırız aslında. Öyle ya akademik, siyasi özgürlükler 12 Eylül ürünü YÖK kuşatmasına mağlup olmuş. İnsanlar egemen sisteme ne kadar bağlı iseler o kadar üniversitelerde hoca olurlar.

 En ufak ayrıksılıkları üniversiteden atılmalarına, tedip edilmelerine sebeptir. Şimdi yazı birden başka bir mecraya giriverdi. O zaman biraz parantezi uzatıp birkaç kelam daha edelim. 12 Eylül derken, 6 Kasımlarda fakültelerde solcu arkadaşlar YÖK’ü protesto ederlerdi. İtiraf etmeliyim ki ben de dâhil olmak üzere İslamcı öğrenciler bu protestolarda -bağımsız ya da onların yanında fark etmez- yer almazlardı. Başka yerlerde yaptılarsa var olsunlar, onları bilmiyorum. Yemekhaneyi boykot ederlerdi, alternatif ekmek arası menü hazırlarlardı. Şimdi olsaydı onlarla dayanışırdım. (12 Eylül 2009’da Tokat’ta 12 Eylül protestosu yaparak gecikmiş dayanışma eylemini de gerçekleştirmiş olduk, çok şükür!) Muhafazakâr hocalarımız solcu arkadaşların duvarlara yazdığı ve içinde orak çekicin orağına benzeyen “s” harfine gönderme yaparak “bizim alfabemizde “s” böyle yazılamaz” diye güya bilimsel kılıflı sol düşmanlığı yaparlardı. Sanki “s” bizim hangi alfabemizde varsa! Latin miyiz biz desen ona da karşı çıkarlardı, yeri gelir Osmanlıcayı özlemle yâd ederler ama YÖK’ten korkularına harf devrimini eleştiremezlerdi. Sonra da tutup solcu öğrencilerinin kulağını çeker, YÖK aleyhine gösteri yapmalarını hoş karşılamaz, bugün de gelip “12 Eylülle hesaplaşacağız!” nutukları atarlar. Bu 12 Eylülle hesaplaşma dürtüsüne hikmetse o zamanlar ortada yoktu, birden 2010 yılında bir salgın gibi ortalığa yayılıverdi. 12 Eylül protestocusu az arkadaş üniversitelerde ceza almadı. Gelin görün ki bu devran da böyle işte!

Leave a comment