Ağu
27
2010

İlhami Güler Ne Kadar Direnişçi?

Müslümanlar cumhuriyet tarihinden bu yana zulme karşı direnmede-itiraf etmek gerekir ki- geri kaldı. Gerek Türkiye’de, gerek dünya çapında oluşan zulüm coğrafyasına ya gerektiği gibi ses veremedi ya da hepten suskun kaldı. 12 Eylül’le daha yeni yeni hesaplaşırken geçmişte anti-komünist cephede ABD ile dirsek temasında bulundu. Filistin meselesini dava kabul ederek savunurken örneğin Panama’daki Vietnam’daki kıyıma yeterince ses çıkarmadı. Zulüm gören Müslümansa mı savunmak gerekir? Bu da ayrıca cevap verilmesi gereken bir soru zaten.* Gerçi Müslüman Kürtlerin başına gelenler karşısında Müslümanların direnişi hangi boyutta onun da şahitliğini yıllardır yapmaktayız.
İşte bu zayıfı bol karnede insan direnişin sesine susuyor adeta. Birkaç ay önce kitapçılarda gözüme çarpan ve bende çölde vaha etkisi yaratan bir kitap gördüm: “Direniş Teolojisi” Görür görmez alamadım. Hakkında yazılan yazıları okudukça merakım arttı ve sonunda geçenlerde aldım ve bir çırpıda okuyup bitirdim. İlk 50 sayfada resmen büyülendim. Dedim “baba budur!”. Yıllardır böyle bir kitap neden yazılamıyor. ABD, İsrail vs. dünyada zulmün kaleleri iyi tahlil edilip eleştirilmiş. Fakat direniş teoloğu ülkemize geldiğinde her sayfada şaşkınlığım ve hayal kırıklığım arttı. O kadar zulüm kaynağına hiç değinilmiyor. Ne suya ne de sabuna dokunuluyor. Bizzat zulme kaynak teşkil eden Mustafa Kemal, kahraman ilan edilmiş -ki burada İlhami Güler’e resmi tarih kitaplarından uzak durmasını tavsiye etmek gerekiyor. Ayrıca Kürt sorunu başörtüsü sorunu bir liberal gibi ele alınıp çözüm önerileri sunulmuş. Kürtlere, Müslümanlara, Ermenilere ve diğer azınlıklara yapılan zulüm öylece üstün körü geçildiği gibi satır aralarında sanki zulmün baş aktörüymüş gibi Müslümanlar eleştirilmiş. Tamam Müslümanlar ak sütten çıkmış değil ama koca bir zulüm tarihi dururken geleneksel ne varsa eleştirmek hatta saldırmanın ne anlamı var anlamak güç. Etrafta pek göremeyeceğimiz ABD hayranı bir Seyyid Kutub okuru üzerinden İslamcılar da eleştiriden nasibini almış.**
Kitabı bitirip kitaplığımın derinlerine gömdüğümde ağzımda ekşi bir tat kaldı. Hani böyle çok övülen bir yemeye iştahla kaşıkladığında o ilk kaşık seni hayal kırıklığı uğratır ve ağzından yemeği çıkarmak istersin ya aynen öyleydi benim hislerim. Fark sadece benim yemeğin tadına birkaç kaşık sonra almam oldu. Direniş Teolojisi direnişini yanlış mevzilerde kullanmış, kurşunlarını yanlış hedeflere harcamış, uzaktaki şeytana tabiri caizse iyi giydirmiş ama içimizdeki azılı şeytanlara ses çıkaramamış tam bir skandal kitap. Sağda solda bu kitabı da kimse övüp durmasın artık!

* Daha geçen hafta Bosna’daki zulmün aynısı Kongo’da yaşanırken tek bir Müslüman örgütün sivil toplum kuruluşunun veya bireyin tepki gösterdiğini görmedim. Bunun (acı ama) tek bir ismi olabilir: samimiyetsizlik. http://www.haber7.com/haber/20100826/BM-Skandali-Kongo-Bosnaya-dondu.php

** Seyyid Kutub okuyucuları da sütten çıkmış ak kaşık değil tabii de ABD hayranı bir Seyyid Kutub’çu (!) bir elin parmakları kadar azdır. Münferit bir hayranlıkla tüm İslamcıları mahkum etmek ne kadar ahlakidir sormak lazım.

2 yorum+ Add Comment

  • Kitabı ben de okudum… Söz konusu pasajlar gerçekten incitici… Bu tür eserler her zaman direnişin merkezi olan yerlerden çıkar… Akademi camiasından çıkmasına pek de alışık olmadığımız bu eserin ileri ki çalışmalar için bir başlangıç olmasını temenni ediyorum…

  • ihsan eliaçık islamcılığı gibi, abdestli kapitalizm deyip dur, ama iş ülkede kapitalizmi tahkim eden m.kemal'e gelince “ulu önder” ayaklarına yat. yahut mustafa kutlu'nun halkçılığı, feridun andaç'ın adam-sanat'ta kendisiyle yaptığı söyleşide buyurduklarına baktığımızda görürüz durumu, büyük bir vatansever hikâyelerini okurlar, egemenlere olan korkularından yahut özsalaklıklarından ötürü halk katilleri için övgü düzer sonra da çıkıp yoksulluk, modernizm, kapitalizm muhabbeti yaparlar.. 30 yıl önce askere selam durup şimdi 12 eylül'le hesaplaşan cemaaat önderleri örneğinde olduğu gibi..

Leave a comment