Eyl
1
2010

Bütünüyle Kuşkudayım I Dilaver Demirağ

Sanki bu anayasa değişikliği oldu mu dağları delen Ferhat misali, 12 Eylül anayasasında açılan yarıktan huruç eden demokrasi güçleri bu anayasayı ve dayandığı düzeni yerle yeksan edecek ve bizi daha demokratik, daha özgür ve belki daha adil bir toplumsal düzene doğru koşar adım ilerleyeceğiz. Umut Kaf dağının ardında deyimi gereği estirilen hava öylesine köpürtülmüş bir hava ki sanki 13 Eylül sabahı güneş batıdan doğacak, dünyanın kutupları yer değişecek, yeni bir çağ başlayacak izlenimi yaratılıyor.

Oysa bu tam da en kötü strateji, bunun yerine yapılanın mevcut anayasaya küçük bir çentik atmaktan öte bir anlamı olmadığı, ancak bu süreçten sonra toplumsal muhalefet özgürlükçü ve eşitlikçi bir anayasa için uğraşırsa ve AKP ‘de tabandan gelen bu basınca direnmeyip, mevcut güçlerle daha büyük bir çatışmayı göze alarak tepeden tırnağa değişim olursa ancak yeni bir sürecin başlayacağını söyleyebiliriz. Ki bu durumda bile ancak sürecin olumlu yönde bir başlangıç olduğunu, bundan sonrasının yani demokrasi denen merhemin dertlerimize ilaç olmasının bu merhemi sürmekten bir an bile imtina etmek isek olabileceğini bilmeliyiz. Evrenin kuralıdır, bedava yemek yoktur, emeksiz, zahmetsiz bir değişim olmaz. O yüzden bir vakitler önemli bir şahsın dediği gibi demokrasi halkın Bastille hapishanesini bastığı gün başlamıştır. Kuşkuda olmamın, evet demekte ısrar etmeyişimin nedeni de bu. Demokrasi ya da özgürlükler otomatikman gelmeyecek, tersine bu konuda iktidarlarla toplumsal muhalefet arasında mücadele oldukça bunlar olacak. Şu an olanlar sanmayın ki toplumsal muhalefetin bir başarısı, tersine bu sürece imkan sağlayan konjonktür. AB ve ABD aracılığıyla küresel güçler kemalizmin geriletilmesinden yana olduğundan, küresel egemenlerin kontrolünden çıkan ordunun hegemonyasına son vermek kararlaştırıldığından balyozdan başka birçok şeye dek Kemalist iktidar ciddi bir mevzi kaybı yaşıyor. İktidar düzeyinde yaşanan bu gerilime, ciddi bir iktidar kaybı toplumsal mücadelenin ürünü olmadığından değişimin yönünü de mevcut toplumsal aktörler değil, bu yapıyı ihdas edenler tayin edecek. Bu değişim de ne kadar İslamcılığın talepleri ile örtüşür bu da ciddi olarak tartışılır.
NATO’ya ve şirket egemenliğine evet mi?
Kısaca anlatmak istediğim tepede yaşanan değişimler eğer toplumsal kökleri olmayan bir değişimse, o değişimler geldikleri gibi giderler. Tam da bu nedenle Anayasa meselesi beni zerre ilgilendirmiyor. Çünkü atlarla eşeklerin tepişmesi bu. Bir yanda yeni derin devlet olma yolunda cemaat ve küresel güçler, diğer yanda ise Kemalistler. Ekonomik iktidarını kaybetmiş, uluslar arası destekten yoksun, bu nedenle de darbe yapma mecali kalmamış gerzek darbeciler topluluğu ile küresel sermayeye eklemlenmiş, bölgenin küresel kapitalizme tam entegrasyonu için koçbaşı rolü oynayan bir zümreden devralıyor. Anayasa değişikliği bunun teyidi. Daha öncede yazmıştım benim gibi sistem karşıtları açısından ha veli ali, ha ali veli durumundan başka bir şey ifade etmiyor. Değişen tek şey beni dövecek sopanın sahibi. Bu değişim İslamcıların da işine yaramayacak, çünkü toplumsal destekten yoksun Kemalizm’i ardındaki uluslar arası gücü çektiğiniz anda düşürmek zor değildi. AKP’den çok önce 12 Eylül zaten bunu yapmıştı. Paşalar cart curt edip ahkâm kesse de herkes biliyor ki 12 Eylülün amacı Özal’dı. Daha doğrusu onda simgelenen ekonomik reformlar. 12 Eylül öncesi şartlarda güçlü bir toplumsal muhalefet ile sermayenin küreselleşmesi ve bu ülkenin kapitalizme tam entegrasyonu gerçekleşemezdi. Bu nedenle 12 Eylül buna direnecek tüm toplumsal güçleri başta da solu ezdi geçti. Şimdi liboşlar diyor ki 12 Eylül mağduru sol bu değişikliğe evet demeli, bu İslamcıların 28 Şubata evet demesi ile eş değer. Çünkü solu ezen asıl güç küresel sermaye ve onun ordusu olan NATO’ydu. Şimdi bu süreç tamamına eriyor ve düzenin eski güçleri değişimi okuyamadığı için tasfiye oluyor. Birileri buna el ovuşturuyor ama belanın püsküllüsü başlarına çorap örüyor farkında değiller. Şu anda cellâtlarına evet diyen İslamcılar bir süre sonra tamamen içi boşalmış bir dindarlıkla karikatürleştiklerini fark ettiklerinde iş işten geçmiş olacak. İslam adına hangi değer varsa onun karikatürü sermaye egemenliği altında AKP eli ile hayata geçirildi ve geçirilecek. Ve günü geldiğinde kestaneleri ateşten almak, İslam’ın içini boşaltmakla sorumlu olan AKP de tasfiye edilecek ve ikinci cumhuriyetçiler iktidar koltuğunda AB üyesi, görünüşü İslam, ama içi pagan bir Türkiye’de iktidarın keyfini sürecek. İslamcılar ise çoktan tasfiye olmuş olacak.
Gündelik zalimliğe alışmak
Şimdi neden evet demediğimi daha somut gerekçelerle ifade edeyim. Bu anayasa değişikliği ile ne değişmeyecek. Çalıştıkları işyerlerinde başörtülü oldukları için ikinci sınıf muamelesi gören, üstelik de bu muameleye en çok sözde Müslüman şirketlerinde uğrayan başörtülü kadınların hayatı değişmeyecek, onlar sömürülmeye devam edecek. Yine aynı kadınlar örtüsüz akademisyenlerden aşağı olmadıkları halde akademik kariyer yapıp, akademik olarak yükselemeyecekler çünkü YÖK mevcudiyetini sürdürecek. Tersanelerde, madenlerde sinek gibi ölen işçiler ölmeye devam edecek. 10 milyona yakın sigortasız çalışan oranı daha da artacak, işsizlik özellikle de eğitimli işsizler ordusuna her gün bir yenisi eklenecek. Terörle mücadele yasası nedeni ile Kürtlerin canı yanmaya devam edecek, özel ordular JİTEM’leşerek Kürtleri temizleyecek, üstelik öldürdükleri asilerin cesetlerine işkence edecek çünkü özel ordu mensupları doğal olarak Kürt düşmanları olacak. Yine aynı yasa nedeniyle ifade özgürlüğü sınırlanmaya devam edecek, sistem karşıtları KCK operasyonu benzeri operasyonlar ile tasfiye edilecek dikensiz gül bahçesi olmaya devam edecek. Bundan sistemle uzlaşmayan mustazaf-der gibi radikal sistem karşıtı İslamcılar da nasiplenecek. Bunlar el-kaide adıyla yaftalanıp dürülüp derlenecekler. Bebek mamalarındaki kurşun vb zehirler gizlenerek geri zekâlı bir neslin yetişmesi sürecek. GDO’lu ürünler nedeni ile kısır, hastalıklı bir nesil var olacak. Sağlık harcamaları çok arttığı için sağlık kısıtlamaları artacak, emekli olma yaşı 70’lere çıktığından beygir gibi çalışarak geçen bir ömrün ardından, nalları dikeceğiz. Emekli olduğumuzda üzerimize toprak atacaklar. Yoksulluk giderek daha çoğalacak, şu an sayısı bilinmeyen evsizlerin, sokak çocuklarının sayısı artacak, kentlerde sokağa çıkmak yürek isteyen bir şey olacak. Tarım tamamı ile büyük şirketlerin eline geçeceği için tarım yapan çiftçi kalmayacak, yapanlar da boğaz tokluğuna çalışan işçiler olacaklar. Daha listeyi uzatmak mümkün. Evet 13 eylül sabahı nurlu ufuklara uyanacağız.? Anayasa değiştiği için Türkiye’de İslami değerler zirvede olacak ama öyle ya sizin derdiniz kapitalizmle değil sadece ve sadece artık miadı dolmuş Kemalizm’leydi değil mi?
(Özgün Duruş Gazetesi)

Leave a comment