Kas
4
2012

Kalbimizin içinden

 

Çok yakın bir yeden bakıyorlar, tam kalbimizin içinden. O kadar tanıdık.

Afganistan da bize o kadar yakın. Afgan cihadı. Afgan dağlarında kar kucak kucak… Cihada motive eden ezgiler… Onlar gelmeden biz onları ne çok söyledik.

Kucaklarında bebeler. Bizim evde büyümüşler sanki. Kucaklarımıza alınca o kadar tanıdık.

Ümmetin perişan evlatlarından. İç savaş, emperyalist işgaller oradan oraya savurmuş. Şimdi de buradalar işte, küçük bir Anadolu şehrinde.

Dil bilmezler, yol bilmezler. Hangi eve otursalar, nerenin suyunu içseler. Minicik yavrularını nereye eğleştirseler…

Şu yamaçta mı, şu küflü gecekonduda mı, şu nemli daracık odalarda mı; nerede, nerede!

Seyyah olmak isteseler de yersiz yurtsuz oradan oraya sürülmek miydi kaderleri.

Hindikuş, Kandehar, Sehend, Elbruz, Tehran.

Sonra işte burası, Gıj Gıj’ın altı hemen, Sulu Sokak, Cirik…

 

“Gözümüzü açtık ki başka bir yer nasibimize.

Tasımıza, tabağımıza, çayımıza, çorbamıza.

Çocuklarımızın bahtına, kara gözlerinin aydınlığına.

Yaşlıların son durağına, bizim sonraki adımımıza.

Mülteci olmak zor.

Yersiz, yurtsuz, ekmeksiz, geleceksiz.

Hepsinden sonra evet, şimdilik merhametine:

Tokat, Tokat.

Bir bağ içindeki Tokat.

Yer var mı bize içinde?”

 

Leave a comment