Eki
20
2012

40 Sayının Ardından

Tasfiye, Eylül-Ekim 2012 tarihli 40. sayısıyla sekiz yılı geride bıraktı.

İki aylık dergi olarak yola çıkmasına rağmen sekiz yıl boyunca genelde üç ayda bir, bazen de aylık çıktı ama nihai olarak iki aylıkta karar kıldı.

Tasfiye’nin başlangıçtaki iddialarının 8 yıldır pekiştiğini, dergimizin o iddiaları zenginleştirip derinleştirdiğini söyleyebiliriz.

“Direnen Edebiyat” vurgusu çok önemli… Tasfiye için bu vurgu hayatın anlamı demek. Edebiyatı direnişin kalelerinden kılmak 2004 yılı ekim ayında çıkan ilk sayımızın temel niyetiydi. O günden bu yana 40 sayıdır o niyet için çırpındık.

Dergi muhabbetlerinde genellikle “taşrada dergi çıkarmanın zorlukları, duygusallıklar vb.” gibi bir sürü temel gündemimize yabancı tartışmalar yapılır. Bunların bize yabancı olduğunu söylemeliyiz. Tasfiye ekseninde belli dönemlerde az da olsa bu muhabbetler yapılmış olabilir; olsa da yanlıştır, ideolojik duruşumuza aykırıdır.

Edebiyat ve düşünce çabası içinde olmak da kulluğun sorumluluk alanına girer. Üç-beş kuruşluk matbaa masrafı, dağıtım sorunu, birkaç ilgisiz arkadaşın sorumsuz tavırları bu kulluk mücadelesini akamete uğratmak için elbette gerekçe olamaz.

Dergi çıkarmayı hobi faaliyeti, bilinir olma çabası olarak görmek Tasfiye’nin dışında yer alan arzulardır. 40 sayı boyunca Tasfiye bunlara prim vermemeye çalıştı. Her şeye rağmen birileri bunun hilafına davransa bile Tasfiye’nin duruşu bu yönde oldu.

Tasfiye, çoğu zaman kendi yazar/şairini yetiştiren bir okul olurken, kendini direniş temelinde konumlandıran başka kalemlerle de irtibat kurmaktan kıvanç duydu.

Direniş cephesini genişletmek ve irtibatları sıklaştırmak Tasfiye’nin temel politikasıdır. Tasfiye her zaman yazarlarıyla, şairleriyle edebiyatı aşan, yaşamın çok boyutlu ağları içinde birliktelikler inşa etmeyi amaçladı. Direniş cephesini edebiyat tanışıklığından başlatarak fiili aşamalara yükseltmeyi hedefledi.

Kısır tartışma ve dedikoduların egemen olduğu edebiyat kamusunda Tasfiye özenle bu çevrimin dışında kalmaya, sözünü adalet ve özgürlükten yana sarf etmeye çalıştı. Tasfiye’nin yüzü dünyaya, ezilenlere, kalbi ve ufku esir alınmışlara döndü. Zalimin, müstekbirlerin tam karşısına düşecek hatlar oluşturmaya çalıştı, sözlerini bunlar için biriktirmek istedi.

Tasfiye, 40 sayılık yolculuğunda hikâye ve şiiri İslamcı çizgisinin işaret ettiği direniş eksenine oturtmaya çalıştı. Bunda ısrarcı davrandı. Bunu söylemek eserlerin niteliğinin her zaman bu ilkeyle uyumlu olduğunu söylemek değildir elbette. Sanatta bir gelenek oluşturmak, büyük kalemler yetiştirmek sekiz-on yıla sığacak bir şey değildir ancak bunun tohumlarını serpebilmekten büyük bir devrim de yoktur.

Tasfiye, özellikle genç Müslüman kuşağı bünyesine katmaya devam etmeyi arzuluyor. Genç Müslüman kuşağın dinamizmini edebiyattan siyasete uzanan bir hatta bir araya gelmesine vesile olacak zemin olmak istiyor. Bu isteği yayın hayatını sürdürdüğü müddetçe baki kalacak.

Bir dergi olarak Tasfiye’nin okuyucuya ulaşmasında bazı sıkıntılar oldu. Her dergi bunları az çok yaşar. Yine de Tasfiye dağıtım şirketi üzerinden ülkenin birçok şehrine ulaşıyor. Bireysel ve toplu abonelere de biz gönderiyoruz. Bu açıdan aslında fena olmayan bir dağıtım ağı olduğunu söyleyebiliriz aslında derginin. Dostların duyarlılığıyla elbette bu ağ genişleyecektir.

Dijital devrimin yaşandığı bir çağda basılı dergi ve kitabın kaderi tartışılıyor. Tasfiye, hangi aşamaya geçilirse geçilsin sözünü söylemeyi ısrarla sürdürecek. Bu açıdan şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki yozlaşmaya, çürümeye, zulme direnen edebiyatın, düşüncenin yanında yer almak isteyenleri Tasfiye’nin yanında, içinde görmek isteriz.

1 Comment+ Add Comment

  • Nice 40 sayılara…

Leave a comment