Ağu
7
2012

metin

sakızlar hakkında yazdığım o küçük şirin hikaye vardı ya işte o gün orda ruhunu buldu.metin oldum.ben biliyorum bir sakız asla hiçbir zaman sadece bir sakız değildir bir metin de hiçbir zaman sadece…

eğer birgin bir film çekebilirsem hani bir yönetmen belki, değil de küçük bir şey, kısa metraj bir film mesela adı metin olurdu filmin, metinin adı film.

aklım o sahne de kaldı.o karede. yo yağmur yoktu ya da çiçekli bir elbisesi ile bisiklet süren bir kız, koca bir balonun içinde bir çocuk, beyaz mobilyalı bir evin için de kahve içerek kitap okuyan kız da yoktu,çiçekli perdeler arasından kaçamak yapan güneş de.sonra uçurtma, ağaç, dev bir ahtapot, hayır hiçbiri. bir adam bir adama zarar vermiyordu süperman yoktu şehir efsanesi değildi, bir cinayet hiç değil, doğal afet olmadı falan filan hayır bayım yoldan geçen o tutkulu adam o kızı tanımıyordu bile, aşk yoktu. kimsenin kimseden haberi yoktu. bir o vardı birde ben.

sesler çoğalırken şehir azalacaktı. tüm kalabalığın içerisinden yalnızca o ses eşiğinde sıyrılacaktı insan.

kareyi çiziyorum senaryo bu.bir şehir düşünün yer yer parçalanmış her bir aralıktan insan fışkırıyor.kirli bunaltıcı bir kış havası.şehre çöken gündüz geceyi çağrıştırıyor.öyle bir yer işte, “büyük” bir şehir.tam ortada ise göbeğin hemen yanında trafiğe insanlara yaslanmış bir küçük cami.

vızır vızır araba sesleri kornalar eşiğin de gerilen sinirler.şehirden yükselen büyük bir uğultu.ama bunların bir önemi yok çünkü seyirciye yansıyan yalnızca bir ses onca gürültüden sadece bir ses.

küçük eski bir cami duvarları geçmişten gelen bir heybetle dikili duruyor o meydan da ikindi namazını yetiştirmek için güneşle yarışırken rastlıyorum bu camiye.hızlıca ayakkabılarımı çıkarırken onu fark etmiyorum bile.yalnız bayan girişi burası diye peşimden koşuşturan küçük bir çocuğu ancak şimdi onunla bağdaştırabiliyorum.caminin içinin deki o küçük asma katın bayanlara ayrılmış kısmından ,koyu renkli ahşap boyadan soğuğa rağmen içerde ki o sıcak havadan bahsetmeye gerek bile yok. başka bir şey çünkü bu senaryodaki.

Namazı eda ettikten sonra kapının önüne çıktığımda, bir iki çift ayakkabıyı özenle temizlenirken buldum. ağzında çevirdiği sakızdan kalan her bir boşlukta bir fırça atıyordu çocuk. Yanına oturdum.benim de ayakkabılarımı parlatmasını söyledim.yüzün de hangi sebepten kaynaklandığını bilmediğim bir tebessüm taşıyordu. Gözlerin de hüzünden eser yoktu-zaten bu kareyi bende ölümsüzleştiren şey doğallığı, mutluluğuydu çocuğun.- Alışık olmadığım bir durumdu bu. Her sonuca bir sebep arayan ben böyle bir çocuğun yüzüne gülmeyi oturtamıyordum. bildiğim kadarıyla fakir çocuklar mutsuz olurdu,gül/e/mezlerdi. bilmek beni yine yanıltıyordu işte.(aklım ters köşe, şükürler olsun.)bu kısımlar seyirciyi ilgilendirmezdi tabi. bunlar benim iç seslerim. nasılsa her ruhta farklı boşlukları dolduracaktı bu film her kap nasılsa öyle şekil alacaktı.

sakız sesleri araba sesleri…konuşmaya başlıyoruz.adın ne metin.cik cak. Kaç kardeşsiniz beş. Cik cak. Ayakkabımın teki harika oldu. Kaçıncı sınıftasın üç. Cik cak. susuyoruz.cik cakk

Ensemizden kamera çekimi.

Trafik sesi. bağıran satıcılar. yorgun kuşlar. Hepsi sessizleşiyor. bir adam camiye doğru yaklaşıyor. metinin sakızından fırsat bulup gözlerine bakan ben birden ayakkabımdan gözlerini kaçırdığını görüyorum metinin.

Tik tak.tik tak.bir ayak sesi bize doğru yaklaşırken  metin  bakışını belli bir noktada sabitliyor bir yandan sakızını çiğnemeye devam ediyor.gözleri yerden yükselmiyor ben de onunla birlikte adama bakıyorum.

Cik cak tik tak.adam ve sakız.çocuk ve ayak sesleri.

Adam yalnızca bir ayakkabı metine göre o anda. Üzerini parlatıp üç beş kuruş alacağı bir ayakkabı. sakız sesleri büyüyor. Yürüyen ayakkabı bize doğru yaklaşıyor. metinin gözlerinde aynı sakinlik cik cak cik cak.

Nihayet adam ayakkabılarından sıyrılıyor. metine bir müşteri daha derken metin sessizce bakışını büyütürken sakız sesleri artıp adım sesleri kesilmişken ben yerdeki ayakkabıyı metinin elinden parlayan bir ayakkabı hayal ederken adam yere eğiliyor yerdeki ayakkabılarını alıp içeri giriyor.ben yıkılıyorum. Metinin kaybettiği çikletler hayal baloncuğumla birlikte patlıyor bir bir…o adamı bir kaşık ciklette boğasım geliyor.

Seyirci yıkılmış olabilir. insanın içi burkulmuş olabilir. Kısa bir süre için ama çünkü metin yıkılmıyor. cik cak. Mutsuzluktan eser yok yüzünde, sakızı çevirmeye devam ediyor önündeki ayakkabıya doğru dikkat kesmeye devam ediyor. Yüzündeki tebessümse hala aynı.

Trafik akıyor. o adam yine bağırıyor. Korna sesleri yine büyüyor. sakız sesleri hayata karışıyor.muhtemel, seyircide bir tebessüm.

Parlayan ayakkabılarımla camiden uzaklaşırken ben, geride kalan metinin gözlerinde donuyor film.

Not:yazı soyadım Gündüz iken aykırı edebiyat dergisinde yayınlanmıştır.

 

tuba kaplan

Related Posts

Yazar hakkında Tuba Kaplan

Leave a comment