Eyl
24
2010

Nihayet İslamcılık

Son yazılarımda İslamcılığın giderek sisteme eklemlenmesinin verdiği hüznü dillendirmiştim. Bu benim için çok önemli, çünkü “Firavun Medeniyet” olarak adlandırdığım mevcut dünya sisteminin karşısında ona kafa tutacak iki gücün olduğunu düşünenlerdenim. Batıda anarşizm ve alternatif kürselleşme hareketinin yön verdiği sol muhalefet ve Sol Hıristiyanlık, Müslüman dünyada ise İslamcılık. Bu iki güç bugün insanlık için bir vicdani duruşu simgeliyorlar. Son tahlilde Firavun’un Musa’sı bu iki gücün ittifakı olacak ya da olmalı diye düşünüyorum. Yani objektif bir durum tespiti değil benimki, daha çok gönülden geçen dileğim, rüyam, umudum.
Bu nedenle İslamcılığı çok önemli görüyorum. Çünkü İslamcılık alternatif bir medeniyet tasavvuru ve iddiası olarak ortaya çıkan bir muhalif hareketti. Dahası İslamcılık sağcılaşan ve düzenin dümen suyunda giden ayinleşmiş dine karşı peygamberi bir çığlıktı. Dinin gelenekleşerek etkisizleşmiş haline karşı siyasal bir direniş olduğu kadar bu çağın müceddidiliği idi. Elbette İslamcılığın çağının yorumu olmasından doğan modernleşme riski de mevcuttu ve bu risk zaman zaman İslamcılığı tıpkı sosyalist anlayış gibi tepeden inmeci ve devlet merkezli bir siyasal hareket kılma riskini taşıyordu. Ancak bu riske rağmen İslamcılık saltanatçılığın getirdiği ve Ali Şeriati’nin “Dine Karşı Din” adıyla ifade ettiği gelenekleşen ve Kur’an’daki hayattar dinle uyumsuz sağcı din anlayışını eleştirmesi bakımından ve düzene muhalefet niteliği ile anlamlı bir siyasal direniş biçimine de dönüşen bir anlayış olarak değerlidir. İslamcılık İkinci Dünya Savaşı sonrası sömürge ülkelerinde sömürge sonrası bir milliyetçilik biçimine de dönüşerek, kimi zaman da sol muhalefet ile rekabetten dolayı adaletçi söylemi güçlü olan geçmişteki sahabeler içinde bu yanı ile ünlenen Ebu Zer’e yaslanan bir anlayışla bir meydan okumaya dönüştü.
İşte bütün bunlar nedeni ile benim gözümde İslamcılık dinini refleksif ya da bir başka biçimi ile geleneksel olarak yaşayan değil, düşünümsel yani ne yaptığını bilen, dini üzerinde düşünen akılcı bir din tasavvuruna -bu arada sözünü ettiğim akıl rasyonalizm değil eleştirel akılcılık biçiminde tezahür eden (İslamcılığı gelenekçilik ile kıyasladığımızda modernist kılan da bu özelliği olmuştur) akılcıktır- dönüştürdü. Kuşkusuz İslamcılık yekpare bir şey değil kimi zaman çağdaş haricilik, kimi zaman neo-selefilik, çoklukla da çağdaş mutezile olarak tezahür eden biçimlere sahip bir toplumsal, siyasal öğreti oldu. Bu, kuşkusuz İslamcılığı daha önceki din yorumlarından farklı olarak bir ideoloji de kıldı. Ancak dediğim gibi İslamcılık tüm bu eksiklerine rağmen sağcı din anlayışına karşı yegâne alternatiftir ve düşünümsel olması nedeni ile de kendini yeniden organize etme, yorumunu yenileme imkânına sahiptir. Tam da bu nedenle İslamcılık modern Batı sistemine karşı diğer dinlerden farklı olarak direnen ve alternatif olma iddiasını taşıyabilen yegâne yerli direniş hareketi.
Ancak 28 Şubat sonrası İslamcılık yerini AKP’de temsil olunan sağcı din tasavvuruna bırakmaya başladı. Refah’la başlayan iktidar süreci ve İslamcıların para ile tanışması, zenginleşmeye başlamaları, onları giderek siyasal eleştiri yapan, düzen karşıtı ve muhalif bir alternatif olmaktan çıkarıp mevcut düzene eklemleyen bir şeye dönüştürmeye başladı. Liberal ve muhafazakârlaşmamış İslamcılar nerede ise nesli tükenmekte olan bir canlı türü gibi özenle korunması gereken bir şey haline geldi. Bu da İslamcılığı ütopyası olan, idealleri ekseninde bir siyasal gelecek tasavvuru da içeren bir özne değil de aşırı gerçekçi, mevcut olana odaklanan ve bu nedenle de iktidar kavgasına girişen, iktidar olma seçeneği çoğaldıkça da karşıtına dönüşen, siyasal olarak patronaj dediğimiz daha çok feodal dönemde gördüğümüz birilerinin hamiliğinde birilerine ipotek koyan bir ekonomik rant paylaşımına odaklanan bir yapılanma haline dönüşmeye başladı. Oysa İslamcılık 28 Şubat öncesi medeniyet tasavvuru içeren bir hareket olması nedeni ile toplumsal dünyada olup biten her olguya duyarlı ve buna dair bir şeyler söyleme gereği duyan, kendi ideolojik dağarcığından birtakım alternatifler öneren bir şeydi.
SUYUN HAKKINI VERDİLER
Bu sayfaya (başlangıçta) ismini veren dört unsur anlamındaki anasır-ı erbaa, İslamcı ekoloji tasavvurunun ortaya koyduğu seçeneği içeriyordu. İşte bu hal ve şartlarda sahip olduğu dinsel tasavvurun zenginliğinin de verdiği imkânla İslamcılık az sayıda da olsa bir diriliş imkânı olarak varlığını gösteriyor. Bu yazının yazılmasına neden olan olay, beşinci sayfada okuyacağınız bir eylem, işte bu eylem bana İslamcılığın nesli tükenen bir canlı olma niyeti taşımadığına dair umutlarımı canlandırdı. Tokat’ta faaliyet gösteren bir İslamcı sivil toplum kuruluşu olan TOKAD (Toplumsal Dayanışma Kültür, Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği) Tokat’ın Niksar ilçesinde yapılan hidroelektrik santralı yapımına dönük bir protesto eyleminde bulundu.
Bu konunun önemi şuradan geliyor: Hâlihazırda bildiğimce İslamcı camianın ezici çoğunluğu HES inşaatlarını destekliyor. İslami camiada ekolojik hassasiyet en düşük düzeyde. Kalkınmacılık -oysaki İslamcılık kalkınmacılığı eleştirel değerlendirmeye tabi tutardı- uğruna doğanın yağmalanması ve sermaye birikimine dönüştürülmesi pek sorun yapılmıyor. Bildiğimce İslamcı nitelikte muhalif yanı da olan bir STK da yok. İşte bütün bunlardan dolayı TOKAD bir ilki gerçekleştirerek (geçen yıl da 1 Mayıs’ta emek sömürüsüne Özgür-der ile birlikte dikkat çeken bildiğimce yegane kuruluştu) İslamcılığın hala nefes aldığını ve her an küllerinden yeniden doğabileceği umudunu aşıladı bana. Yerel bir kuruluş olmalarına rağmen bu kuruluşun bir gönüllüsü sayıyorum kendimi. Çok sağol TOKAD, sen de olmasan İslamcılık benim için hoş bir anı olacaktı.
Bu arada TOKAD’ın Kürt sorununa dönük en aktif çalışma yapan bir kuruluş olduğunu da hatırlatayım. Bu tür kuruluşlar çoğaldıkça AKP tarzı sağcı İslam anlayışı da yenilgiye uğrayacak ve o zaman egemenler için elem dolu günlerin başlangıcı olacak. Bu muhalif dostlara Ho amcadan bir vecize ile selam yolluyorum: “Bugün bir pire filin karnını tekmeliyor, yarın o filin bağırsakları dökülecek.” Bir, iki, üç, daha fazla İslamcı muhalefet, direnenlere bin selam.
24.09.2010 (Özgün Duruş)

No Comments+ Add Comment

  • tokat ta olduğumu süre içeriside bir çok kez doğayla ilgili konuşmalar oldu arkadaşlar arasında. hatırlıyorum ahmet abi peçeteden bir kapitalizm eleştirisi çıkarmıştı. ben yeni yeni bir şeyler anlamaya çalışırken fazlasıyla şaşırmıştım..

  • Hayatın her alnında sözü olanlar için vicdanın dili olan Tokad bir ışık yaktı.sağolsunlar.

Leave a comment