Şub
19
2012

Suriye’de dolaşan kanlı gömlek – Beytullah Emrah Önce

Suriye’nin Dera şehrinde küçük bir protestoyla başlayan fakat rejim karşıtlığı üzerinden kitlesel bir halk hareketine dönüşemediği noktada operasyonel güçlerin devreye girmesiyle kana bulanan olaylar şu an itibariyle ülkedeki iç karışıklığı askeri dış müdahaleye doğru götürüyor.

 Yaşanan süreçte her gün ölen insanların kanına kimin, neden ve nasıl girdiğinin ısrarla gözlerden kaçırılması ise elbette basit bir körlükle izah edilemez.  Üstelik ABD ve Rusya etrafında bloklaşan bu güç mücadelesinde; Suriye halkının kurtarıcısı gibi görünmeye çalışan Türkiye, Arap Birliği ve Birleşmiş Milletlerin nasıl bir kanlı oyuna giriştikleri ortadayken ve müdahale için adeta birbirleriyle yarışırlarken!

 Siyasi bir çözümü ve olası bir değişimi en başından beri tıkayan ve profesyonel/silahlı müdahalelerle azdırdıkları Esad rejiminin halkı katletmesine sebep olan uluslararası güçler, bugün itibariyle Suriye’yi kanlı bir arenaya çevirmiş vaziyetteler…

 Son bir hafta içindeki gelişmelere baktığımızda dahi Suriye’de tepişen filleri görebiliyoruz:

 Arap Birliği Suriye ile ilişkilerini keserken BM nezdinde silahlı müdahalenin de yer aldığı yeni bir taslak sunuyor.

 Türkiye ise ABD ile birlikte bölgede attığı adımları Washington’da gözden geçirerek, önümüzdeki günlerde “insani yardım” görüntüsü altında yapacağı yeni hamleleri görüşüyor.

 Libya’daki NATO müdahalesine giden yol bu kez Suriye için açılıyor. Tunus’ta  Suriye halkıyla “dostluk” maskesi altında başlatılan girişim şayet Libya’daki gibi ilerlerse, isyanların başladığı bu ülke açısından gerçekten ironik bir tablo ortaya çıkacaktır.

 Tüm bu gelişmelere Şam’daki bombalamaların ardından Humus’taki petrol boru hattına yapılan saldırılar da eklendiğinde, ülkede iç savaşa halini alan durumun aslında sadece bir iç savaştan ibaret kalmadığı daha görünür oluyor.

 * * *

 Suriye’de gelinen nokta, en başından beri istenen noktadır ve bunu isteyen güçler, insanların canını hiçe sayarken, ölümlerin artışından da medet ummaktadır.

 Girilen bu kanlı kısır döngünün tek çıkışını dış müdahale olarak aralayanlar, eğer hesapları tutmazsa rejimi uzun süreli bir iç savaşla çökertmeyi göze almış vaziyette… Çözümün çıkarlar sağlama alınana kadar çözümsüzlük olduğunda bir mutabakat sağlanmış gibi duruyor.

Gözden kaçırmamak gereken bir diğer husus şu: Bu süreç kesinlikle boşa geçirilmiyor.

 Bir yandan yılan deliğine çomak sokarak akan kanın artmasına yol açıp, oluşan insani trajediyi sonuna kadar istismar ediyorlar; diğer yandan da adım adım etrafındaki çemberi daralttıkları İran’ı ve Lübnan Hizbullahı’nı  şeytanlaştırarak kendi şeytanlıklarını gözlerden kaçırıyorlar. Böylece müdahale öncesi kamuoyu çalışmaları dört bir koldan yürütülmüş oluyor!

 Anlaşılan o ki Türkiye’nin Lübnan’a soktuğu Birleşmiş Milletler üzerinden Hizbullah silahsızlandırılmak için iyice köşeye sıkıştırıldığında ya da İran’da önümüzdeki yıl gerçekleşecek seçimler vesilesiyle -belki de daha önce- tehlikeli bir iç karışıklık süreci başlatıldığında, başta Türkiye olmak üzere “Sünnilik” paydasında bir araya getirilmek üstenen ülkelerin halklarına “iyi oldu” dedirtme noktasına gelene kadar bu şeytani manipülasyon dinmeyecek! Gerçi kamuoyu daha şimdiden bu kıvama gelmiş görünüyor ya…

 Yine tüm bu tartışmaların yanında, uzun süredir baskı altında tutulan Hamas’a dönük sinsi tuzakların, Suriye’de başlayan süreçte hız kazandığının da altını çizmek gerekiyor. İsrail’e karşı silahlı direnişin devreden çıkarılarak siyasal yollarla her iki taraf için de makul bir çözüme ulaşılabileceği yönündeki telkinlerin  gelinen noktada Hamas içinde ileriye dönük kırılgan ve son derece hassas bir durum oluşturduğu anlaşılıyor. Önümüzdeki dönemde tartışmaların bir odağı da yine Filistin meselesi olacağı ortada. Acaba şu an “ne direnişi, ne cephesi” modunda etrafı fitne ateşine verenler, zamanla yarattıkları tahribatın acı sonuçlarıyla karşılaştığımızda utanırlar mı?

 * * *

 Tablonun bütününe bakınca, bölgede yapılan hesapların hiç bir zaman tek boyutlu kalmadığı anlaşılıyor… Tıpkı Türkiye’nin Suriye’de kabaran iştahının, Irak’taki müstakbel Kürdistan devletini yanına çekerek Kürt sorununda yürüttüğü siyasete yeni bir “açılım” katmayı planlamasının da sorunun önemli ve gözardı edilen bir diğer boyutu olduğu gibi…

 Bizi en çok ilgilendiren boyut da aslında Türkiye’nin süreçteki rolü olmalıydı. Lakin gelişmelerin sağlıklı değerlendirilemediği ve konuşulamadığı bir vasattayız. Oysa durduğumuz noktada atacağımız adımlara doğru yön verecek önemde bazı tespitleri yapabilmeliyiz.Örneğin Türkiye’nin yaşananlara “duyarsız” kalmayan komşu pozu vermesi gerçekten bir iyi niyet göstergesi mi? Yoksa ateşe körükle gidenin başlattığı yangını söndürmek için gelmediğini perdeleme gayreti mi? Acaba bir “Arap” ülkesini işgal eden “Türk” devleti imgesinin yeniden canlandırılmak istenmesinden kaçınılıyor ve bunun için “şartların olgunlaşması” bekleniyor olabilir mi? Tarihsel tecrübelerden, açıktan beyan edilenlerden, yapılan görüşmelerden hiç ders almayacak mıyız?

 Herhalde ittifaklarını kurarken tüm temel tercihlerini -bölge halklarının menfaatlerinin aksine- ABD’den ve NATO’dan yapmış ve “bir koyup üç alma” fikrini hep bir kenarda tutmuş bir ülkenin insani bir çaba içinde bulunduğuna inanmak ya basiretsizlik olsa gerek ya da kasıtlı bir ihanet. Üstelik ümmeti hedef almış füze kalkanı projesi kapsamında Kürecik’e kurulan radarlar gün gibi ortadayken!

 Ama bu noktada büyük bir halkla ilişkiler faaliyetinin yürütüldüğü de aşikar… Böylece Türkiye’deki kamuoyunun tepkisinin ısrarla ve yalnızca Esad rejimine odaklanması sağlanırken, hem devlet hem de özel kanallarında yapılan yorumlarla, servis edilen haberlerle de “ilkeli, insancıl ve mazlumdan yana” tavır alan Ankara resmi çiziliyor. Üstelik bu resim sık sık Tahran’la yan yana getirilerek ak-kara kıyaslamalarından da geri durulmuyor!

 O halde tüm bu denklemleri unutarak hareket etmek ve kendi egemenlerinin bu denklemlerdeki kanlı rolünü hiçe sayarak işi Suriye elçiliği önünde o egemenlere şükranlarını sunmaya kadar vardırabilmek, karşı karşıya kaldığımız “fitne”nin büyüklüğünü ve vehametini anlamamızın hayatiyetini ortaya koyuyor.

 Evet, Suriye’de dolaşan gömlekteki kan Suriyelilerin, bunu görüyoruz ama buna bakıp el ovuşturanları görünmez kılmanın anlamı nedir, bunu da düşünüyor muyuz?

platformhaber.net

Leave a comment