Ara
12
2011

Tutanamayanlardan değil tutulamayanlardan olmak!

Doğu toplumları, yüzlerce yıldan beri kitap merkezli bir inşa çabasından, bu bilinçle örülmüş bir yaşayıştan uzak kalmışlardır. İman zamanla bireyselleşmiş, sosyal tevhid bozulmuş, amelli kitapsızlar ve kitaplı amelsizler arasında bocalayan bir insani iklim egemen olmuştur. Bir araya gelmesi mümkün olmayan hatta birbiriyle çelişip çatışan bir sürü anlayış Müslümanlık adı altında iç içe geçmiştir. Geriye dönüp baktığımızda; bazı parça doğrular ve güzellikler dışında, bırakın Kur’an merkezli bir yönelişi, onunla örtüşen, ona uygunluğu gözeten bir edebiyattan bile söz edilemez. İçinde yaşadığımız toplumun da Kur’an’la ciddi anlamda buluşması elli yıldan öteye götürülemez sanırım. Yüzeysel bir bağlanma ve saygıdır ötesi. Müslümanca düşünmenin ve edebiyat yapmanın öncüsü sayılan isimlerin bile Kur’an’la irtibatları zayıftır, cılızdır, hurafelerle doludur. İstikamet kazandırmaktan, kimlik ve kişilik aşılamaktan uzaktır. Bu yanılgı ve zaaflar, günümüzde de sürmektedir. Üstelik birçok insan Kur’an’ı okuduğunu, anladığını, bildiğini sanmaktadır.

Kur’an’ın reddettiği, savaş açtığı görüş ve kişiliklere sahip olanlardan geçilmiyor hâlâ gazete, dergi ve sitelerde. Üstüne bir elbise almak için elli mağaza gezenler, bir yazı ya da şiir yazmak için aylarını heba edenler, bir iki aylarını ayırıp derli toplu bir Kur’an çalışması yapmaya yanaşmıyorlar. Sağcılık, devletçilik, mezhepçilik, tarikatçılık, milliyetçilik, muhafazakârlık, particilik, sosyalizm ve liberalizm gibi bataklardan, içimizde kök salmış barikatlardan kurtulamıyoruz bu yüzden. Özgürlüğü, özgünlüğü ve devrimci duruşu yeterince önemsemiyoruz. Bunları önemseyenleri de küçümsemeye yelteniyoruz hemen. Taklitçilik, yalakalık, öykünme konusundaki korunaklarımız, birlikteliklerimiz çok zayıf. Hayat içinde belirleyici ve etkileyici olmayan bir bilinç ve inancın, edebiyatta belirleyici ve yönlendirici olması da mümkün olmuyor bu yüzden. Güzel, doğru ve değerli işler yapanları yok saymıyorum elbette bunları söylerken. Bin yıldır üşüyen bir toplumun çocuklarıyız sonuçta biz. Devrimci bir ilmihale kavuştuğumuzda, altında kaldığımız bu evi onarmamız ve ufuk insanlar çıkarmamız da kolaylaşacaktır. Zira bu güce, bu potansiyele sahibiz aslında.

Müslümanlık bilincinin suyunun suyuyla bile dikkat çekici işler yapabiliyoruz, bunu da belirtmek lazım. Doğru bilgi, doğru bilince, doğru bilinç doğru inanca, doğru inanç da doğru yaşayışa götürecektir. Kur’an’ın kılavuzluğuna gerçekten ulaşıp “herkes” yahut “hiç kimse” olmayı reddettiğimizde, onurlu ve muhkem mevzilere ulaştığımızda edebiyatımız da asmaların, tasmaların, yosmaların koynundan çıkmaya başlayacaktır.

Mustafa Celep’in Ali Emre ile yaptığı röportajın tamamı Dünya Bizim’de

 

 

 

Leave a comment