Ara
7
2011

Günümüz iktidar yapılarını anlamak liberalizmi anlamaktan geçer

Günümüz iktidar yapılarını anlamak liberalizmi anlamaktan geçer
TOKAD haftalık seminerlerinde bu hafta Filiz Aslan, Coşkun Can Aktan’ın makalesinden hareketle “Klasik Liberalizm-Neoliberalizm ve Libertarianizm” konusunu işledi. Filiz Aslan, genel olarak aşağıdaki tespitleri yaptı:
Liberalizm 17.yüzyılın başlarına dek uzanan bir sosyal doktrin ve felsefedir. Başlangıçta John Locke siyasi liberalizm, David Hume ve Adam Smith ise ekonomik liberalizm üzerinde durmuştur.
Liberalizm, İngilizce köken itibariyle “liberty” kelimesinden türetilmiştir. Bu kelime ”özgürlük, hürriyet” anlamına gelmektedir. Her ne kadar “özgürlüğü” savunan bir düşünce olarak tanımlansa da bu tanım yeterli değildir.
Liberalizm, bireyciliğe dayalı rasyonel bireylerin siyasal ve ekonomik alandaki hak ve özgürlüklerini güvence altına alan piyasa ekonomisinin doğal işleyişine bırakılarak, devletin ekonomiye müdahalesini en aza indirilmesini savunan bir doktrindir. Temel ilkeleri şu şekilde özetlenebilir:
-Bireycilik; Bireyi esas alan kolektif kurum ya da varlıklardan daha üstün kabul eden bir anlayışı savunur. Liberalizme göre kutsal olan “devlet” ya da diğer organik birimler değil “birey”dir.
-Rasyonalite ve ekonomik insan (Home Economicus): Bireyin tercihlerinde bir Homo Economicus motifi yani rasyonel düşünme, karar verme ve bireysel çıkar maksimizasyonu hâkimdir. Liberal düşünürlere göre toplumun iyiliği ya da mutluluğu ancak özel çıkar maksimizasyonu ile mümkün olabilir.
-Özgürlük: Bireyin baskı ve zorlama altında kalmaksızın istediğini yapması ve istediği gibi davranabilmesidir. Bu özgürlük anlayışı “negatif özgürlük” olarak adlandırılır. Kişinin eylem ve davranışlarında tamamen serbest olması “pür özgürlüğü” ifade eder. Ancak, “pür özgürlük” başkalarını özgürlüğünü zedeleyebilir. Bu açıdan liberaller arsında bazı fikir ayrılıkları mevcuttur.
-Laissez faire ve Doğal düzen: Bu ilkenin amacı “Bırakınız yapsınlar, Bırakınız geçsinler” yani ekonomiyi tamamen doğal düzenin akışına bırakmak.
Adam Smith bu anlamda doğal düzeni diğer liberallerden farklı olarak tanrısal olmaktan çok, bireysel çıkarlarla (görünmez el ) gerçekleştirilebilen bir düzen olarak görmüştür.
Bu durumda şöyle bir sonuç ortaya çıkar; Madem doğal düzen olacaksa neden sınırlı müdahale olacak, çünkü kapitalist politikalar için uygun şartlar yaratılacak.
Liberal doktrinde doğal düzeni savunanların görüşleri Anti-rasyonalizm olarak bilinir. Bu düşünürler David Hume, Adam Smith, Herbert Spencer, Frederic Bastiat gibi… Anti rasyonalizm; ekonominin doğal işleyişine bırakılmasını ve insan aklı tarafından ekonomiye bilinçli müdahaleler yapılmaması gerektiğini savunur. Anti rasyonalizmin karşıt görüşü ise Yapıcı Rasyonalizm diye bilinir. (Rene Descartes, John Locke, Milton Friedman, James M. Buchanan) Bu felsefeyi savunanlar doğal düzeni değil, düzenin iyi işlemesi için insan aklının ürünü olan politikaların yürürlüğe girmesi gerektiğini savunurlar.
Özetle belirtelim ki liberalizmin laissez -faire ve doğal düzen ilkesi liberal düşünürler arasında en fazla tartışılan ve üzerinde uzlaşılamayan konular arasındadır.
-Piyasa Ekonomisi: Liberalizmin ekonomisini bu sistem oluşturuyor. Yani Kapitalizm: rekabete dayalı, kârı esas alan, özel mülkiyet, miras, teşebbüs ve tercih özgürlüğü, vs. gibi konuları ele alan ve devletin fiyat mekanizmasının işleyişine en az müdahale ettiği bir ekonomik sistemdir. Karma ya da sosyal piyasa ekonomisi ile uyuşmaktadır.
– Sınırlı ve Sorumlu Devlet: Devletin, adalet, iç güvenlik, dış güvenlik, eğitim gibi hizmetlerini üstlenmesini bunun dışında mal ve hizmetlerin üretiminin piyasa ekonomisine bırakılmasını öngörmektedir. Müdahaleci devlet anlayışına karşıdır.
Liberalizmin Doğuşu ve Gelişimi
Liberalizm konusunda fikirler esasen yakın çağda geliştirilmiştir. Thomas Hobbes (1588-1679) devleti özgürlüklerin korunması ve devamı için gerekli görmüştür. Hobbes, kendinden önceki düşünürlerden farklı olarak devletin varlığını Tanrısal görmemiş ve devletin varlığını bireylerin şahsi çıkarlarına dayandırmıştır. Yani vatandaşlar çıkarları olduğu için devlete ihtiyaç duymuştur.
Locke ve Hume’ dan sonra Lord Acton ve Edmund Burke gibi İngiliz düşünürlerle liberalizm önemli gelişmeler göstermiştir. Bu düşünürlere göre liberalizmin temelinde “Faydacılık” yatmaktadır. Bu görüşün temsilcilerinden olan Jeremey Bentham’e göre “insan doğası gereği kendine fayda sağlayan haz veren şeyleri ister, acı veren şeylerden kaçar.”
Bu hedonist (hazcı) görüş Kur’an-ı Kerim’deki Beled Suresinde yer alan “kendisi açken başkasını doyurmak” vurgusunun karşısında yer alır.
Laissez faire liberalizminin felsefesinin temelini Rene Lousin bu sözü özetlemekte: “Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler. Dünya kendi kendine gider.” Bu doğal mekanizma her ne hikmetse egemenlerin iradesince şekillendiriliyor.
Dönemsel olarak köleleşme riskleri elbette her zaman vardır. Ancak, serbest piyasanın ortaya çıkardığı köleleştirme hiç mevzubahis edilmiyor.
Klasik Liberalizm
Adam Smith’e göre doğal düzenin Tanrısal bir güce dayalı olarak değil bireylerin kişisel teşebbüs gücüne dayalı olarak işleyeceği fikrini savunmuştur. Smith, para ekonomisinin hüküm sürdüğü piyasa ekonomisinde itici gücün kişisel çıkar olduğunu savunur.
Smith’ e göre devletin üç tür görevi vardır.
-Toplumumuzu şiddetten ve diğer bağımsız devletlerin istilasından korumaktır.
-Toplumun her üyesini diğer vatandaşların baskısından korumak bunun için adaletli bir yargı sistemi oluşturmak
-Kamusal hizmetlerin yapılması
Neo klasikçiler ise toplumsal refah için devletin ekonomiye müdahalesini savunurlar.
Neo-Liberalizm
Ekonominin devlet işlerinden ayrılmasını ve piyasayı özel teşebbüsün yönetmesi gerekliliğini savunan akımdır.
Rekabetin piyasayı yönetmesi gerektiğini söyler. Dengelenmiş bütçeyi, serbest piyasa kapitalizmini ve serbest ticareti savunur. Devletin sadece herhangi bir kriz anında acil ve keskin müdahaleler yapmasını, bunun dışında piyasadan tamamen çekilmesini savunur.
Neoliberal dönemin Türkiye İslamcıları tarafından layıkıyla anlaşılabildiğini söylemek güç.
Bugün Türkiye’nin hemen bütün kamusal üretim kuruluşları küresel sermayeye devredilmiştir. Finans kapitalizminin egemen olduğu ve sermaye dolaşımının yasalarla garanti altına alındığı ve Türkiye başbakanı marifetiyle paranın dini ile imanının olamayacağının ilan edildiği bir dönemde ideolojik hareketlerin bastırılmışlığında neoliberalizm muzafferiyetini ilan etmiş bulunmaktadır. Mevcut zafer ikliminin getirdiği sonuçlardan ya da ortaya koyduğu tablodan küresel egemenlerin memnuniyetleri ayrı bir tartışma başlığı olabilir tabii ki.
Türkiye’deki bankaların yüzde yetmişlere ulaşan oranlarda dış kaynaklı olduğu gerçeğinden de hareketle finansın ülke ülke cirit attığını, özellikle gelişmekte olduğu iddia edilen ülke ekonomilerini son derece hassas ve kırılgan bir durumda bırakarak daimi bir sömürü hali oluşturduğunu, halkların kaderinin küresel finans hareketlerine bağlı olduğu bir duruma getirildiğini görebiliriz. Kalkınmakta olan ülke retoriği yağmanın derinleşmesinden başka bir anlam ifade etmez. Piyasalara dönük devlet müdahalesinin liberal özgürlükler temelinde yapılan tartışmalarla nereye oturtulduğuna bakıldığında bugün kurtla kuzunun yarışması istenen bir vasatın serbest piyasa retoriği ile dayatıldığını görebiliriz. Kurtla kuzunun nasıl rekabet edebileceği serbest piyasacıları ilgilendirmez ve duran yarışçı kaybeder. Kaybedenin, yağmacılığın kutsandığı dünyada saygın bir karşılığı yoktur ve makineleştirilen, sadece piyasaca belirlenen değerine bakılan insan makineden, en fazlasıyla bir hayvandan başka bir şey değildir.
Libertarianizm
Liberalizmin aşırı bir ekseni libertarianizm veya Anarko-Kapitalizm olarak bilinmektedir. Libertarianizmin temel amacı pür özgürlüktür. Libertarianistler, devlet kurumuna karşı çıkmakta ve devleti pür özgürlüğü zedeleyen ve sınırlayan bir kurum olarak görmektedirler.
Libertarianizm’in temel özelliklerini birkaç kısa başlık altında söylemek gerekirse:
-Libertarianizm her şeyden önce bireycidir.
-Libertarianizm ‘e göre bireyin özgürlüğü sınırsızdır.
-Libertarianizm, bireyin özgürlüğünü sınırlayacak her türlü zorlayıcı güce karşıdır. Zorlayıcı gücün en büyüğü devlettir. Bu nedenle devlete karşıdırlar, devletsiz toplum düzenini yani Anarşizmi savunurlar.
Haber: Elif Aydın

1 Comment+ Add Comment

  • neoliberal kapitalizmin tüm dünyayı sarstığı bir süreçte işlerin nasıl yürüdüğüne dair bu tür tartışmaları daha sık yapmakta fayda var.

Leave a comment