Eki
21
2011

Atilla Yayla, Zaman Gazetesinde İslamcılığı mahkûm etmeye devam ediyor

Atilla Yayla, Zaman Gazetesinde İslamcılığı kendince mahkum etmeye devam ediyor: “Daima devleti kurtarmayı veya toplumu mükemmelleştirmeyi hedefleyen kolektivist/devletçi düşünce akımlarının fikir hayatını işgal ettiği görülüyor. İslamcılık, sosyalizm/komünizm, nasyonal sosyalizm, nasyonalizm/faşizm, Kemalizm Türkiye’deki başlıca kolektivist akımlar. Hepsinin özelliği en somut beşeri varlık olan bireyi ihmal etmeleri ve bir kolektiviteyi bireyin yerine ikame edip yüceltmeleri. Bu akımların hepsi devletçiliği savunuyor. İstedikleri devlet, adeta bir yeryüzü Tanrısı gibi, kadir-i mutlak bir güç. Bu devlet bireyleri eğitmeli, beslemeli, neye nasıl inanacaklarını ve nasıl yaşayacaklarını belirlemeli. Birey için iyi, güzel, doğru olanı seçmeli. Toplumsal problemleri çözmeli. Tabiri caizse, bir yeryüzü cenneti yaratmalı. Türkiye’deki fikrî ve siyasî kavgaların birçoğu, bu yüzden, “devletin ele geçirilmesi” ve ideal toplumu yaratmak üzere kullanılması amacı etrafında veriliyor.” (14.10.2011- Zaman)

1 Comment+ Add Comment

  • atilla yayla’nın yalandan antiotoriter liberalizmine taraf değilim. günahım kadar da sevmem. fakat bu vesileyle islamcıların otorite merkezli düşünce biçimlerini, ‘devlet gibi düşünen’ siyasi akıllarını, ‘devletini düşünen’ vicdanlarını tartışmamız mümkün. zira bilhassa kürt meselesi tartışmalarında kendini iyice gösteren bi yaklaşımın başörtüsü direnişinden, ulul emr tartışmalarına iktidar ve otoritenin mevzubahis olduğu her yerde zuhur ettiği bir vakıa. meselenin bir cihetinde tc’nin resmi din projesinin hanefilik şahsında iyi bir şekilde rekonfigure edilmiş olmasının etkisi büyük. öte taraftan nakşilik gibi ‘devlet cemaati’ konseptli tasavvufi oluşumların da bunun bilgisini yaygın ve etkin bir şekilde ürettiğini söyleyebiliriz. II. abdülhamid’in islamcılık paradigması da devletin bekas ve milletin muahafazası esasına dayandığı üzere akif’ten bu yana çizginin bu tarafıni kalınlaştıran unsurlardan. dolayısıyla haksöz’cü abilerin 1400 yıllık karanlık, 70’lerde uyandık perspektifiyle bakarsak, 70’li yılların bilhassa ikinci yarısında önce MTTB sonrasında kopmalarla Akıncılar ve dahi MSP gençlikte kadrolaşan, şura, tevhid, hicret gibi dergilerde ideolojik tabanıni bulan islamcılığın bu dönemde dahi iktidarın el değiştirmesine, ‘kaybedilmiş kalelerin geri kazanımına’ yönelik, yukardan aşağı bir değisim modeli öneren modernist siyasal yaklaşımi belirgindir. dolayısıyla mesele bir defa iktidara indirgendi mi, nihai hedef de iktidar aygıtınin ele geçirilmesi oldu mu zaten başka bir şeye gerek yok. ‘ateş bizi çağırıyor’ sonu nurculuktur, akp’dir, pragmatizmdir. ebeveynler, hocalar, abiler ‘önce bir yerlere gelin, söz sahibi olun, sonra bu düzeni değiştirirsiniz’ diye boşa demiyorlar yani. öte yandan islamcılığın bireyin dunyasıyla ilişkisiyse sıkıntılı. ’emri bil maruf nehyi anil münker’in kötü bir stalinist yorumu oldukça totaliter cemaat/örgüt yapılarına sebep olabiliyor. ki insanları siyasallıktan soğutan da biraz malum bu yapılardır. mehmet efe ‘mızraksız ilmihal’de bu vaziyeti çok iyi anlatır, özellikle kadın erkek ilişkilerinde bu ‘kesik dans’ın nasıl amorf, absürd haller aldığıni çok iyi betimler. bu cihetle 28 şubat’la beraber ayyuka çıkan savrulmanın özeleştirisini de biraz buralardan yapmak gerekiyor. zira mevcut fıkhımız bireyle kuramadığı bu ilişkiden mutevellit, siyasallığın temel dayanağını, muhalefet fikrinin özünü oluşturan eleştirel aklı, fikri de boğuyor, öldürüyor. bunun yol açtığı kısırlığı, kabızlığı de tarife mahal yok herhalde. hülasa devletle, iktidar ilişkimiz sorunlu. oturalım fukocu olalım demiyorum, ama bu liberal yavşakların da islamcılığımıza buradan dil uzatmasına imkan vermemenin yolu sağlıkli bir özeleştiriyle sıkı bir tasfiyeden geçiyor. işte o zaman hakikaten özgürlükçü, adil ve makul bir islamcılığın inşası mümkün.

Leave a comment