Eki
3
2011

Bu Kalp Seni Unutur mu, Mavi Marmara?

Geçen yılın Mayıs ayında gerçekleşen Mavi Marmara hadisesi, İran’ın başkenti Tahran’da düzenlenen bir programda anlatıldı.

 31 Mayıs 2010 tarihinde Akdeniz açıklarında gerçekleşen ve tüm dünyayı ayağa kaldıran Mavi Marmara hadisesi, İran İslam Cumhuriyeti’nin 7 milyon 797 bin 520 nüfûslu başkenti Tahran’da düzenlenen bir programda anlatıldı. Direk olarak İslam İnqılâbı Rehberi Seyyîd Ali Hûseynî Hamaneî’ye bağlı bir kurum olan İslamî Teblîğler Kurumu (Sazman-ı Teblîğat-ı İslamî) çatısı altında çalışma yürüten Sanat Enstitüsü (Hoze-yê Hûnerî) bünyesindeki İslamî Uyanış Edebiyatı (Wêje Bidar-ê İslamî) tarafından organize edilen etkinliğe Türkiye’den dâvet edilen ve her ikisi de Mavi Marmara yolcusu olan Doğan Özlük ve Çiğdem Topçuoğlu konuşmacı olarak katıldılar.

 Hz. Sümeyye Caddesi adresinde bulunan Tahran Sanat Enstitüsü Konferans Salonu’nda düzenlenen programa İran medyası ve Tahran halkı yoğun bir ilgi gösterdi. Etkinlikte Türkiye’den dâvet edilen ve her ikisi de Mavi Marmara yolcusu olan Özgür Yazarlar Birliği (ÖYB) Genel Sekreteri, Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği (TOKAD) Yönetim Kurulu Üyesi, İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsanî Yardım Vakfı Tokat İl Temsilcisi ve Muş Alparslan Üniversitesi Araştırma Görevlisi Doğan Özlük ve Mavi Marmara şehîdi Çetin Topçuoğlu’nun eşi, Avrupa Bayanlar Taekwondo Şampiyonu ve Avrupa Bayanlar Poomsae Şampiyonu Çiğdem Topçuoğlu birer konuşma yaptılar. Özlük Mavi Marmara hadisesinin sebep – sonuç ilişkileri üzerinde durup bu olayın dünya siyasetinde ne tür değişim ve dönüşümlere yol açtığını irdelediği bir konuşma yaparken, Topçuoğlu da gemide şehîd olan eşi Çetin Topçuoğlu ile birlikte filoya katılma sürecini, gemide ve İsrail hapishanelerinde neler yaşadıklarını anlattı. Programda ayrıca Türkiyeli ses sanatçısı ve aynı şekilde Mavi Marmara yolcusu olan Mikail biribirinden güzel ezgilerini seslendirirken, kapanış bölümünde orkestra grubu bir senfoni resitali sundu.

 TEWHÎD – ŞİRK MÜCADELESİNİN SON HALKASI

 Panelin ilk konuşmacısı olan Özgür Yazarlar Birliği (ÖYB) Genel Sekreteri, Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği (TOKAD) Yönetim Kurulu Üyesi, İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsanî Yardım Vakfı Tokat İl Temsilcisi ve Muş Alparslan Üniversitesi Araştırma Görevlisi Doğan Özlük, direk Farsça olarak yaptığı konuşmasında, Gazze yolculuğunun anlam ve önemi üzerinde durdu. Özgürlük filosu katılımcılarının ortak noktaları bulunduğunu belirten Özlük, bunları “Adalet duygusu, vicdan, özgürlük, zûlme karşı direnmek ve mazlumun safında yer almak” olarak işaretledi. “Elbette bunlara ek olarak, Müslüman olanların Tewhîd mücadelesini de eklemek gerekir” diyerek konuşmasını sürdüren Doğan Özlük, Mavi Marmara hadisesinin Habil ve Kabil’den beri süregelen Tewhîd – Şirk mücadelesinin, başka bir deyişle Haqq – Bâtıl mücadelesinin son halkası olduğuna vurgu yaptı. Ancak bu son halkanın ilginç özelliklerinin olduğuna değinmeden geçemeyen araştırmacı – yazar Doğan Özlük, “Dünya, ‘Mavi Marmara’nın yanında olanlar ve karşısında olanlar’ diye ikiye ayrıldı. Ne garip ve ibretâmiz bir vakıâdır ki, Müslüman olmadığı halde Mavi Marmara’nın yanında hatta geminin içinde olan insanlar olduğu gibi, Müslüman olduğu halde Mavi Marmara’nın karşısında, yani Bâtıl cephesinde yer alanlar var” tesbitinde bulundu.

 Filonun 3 temel amacının olduğunu ifade eden Özlük, bu amaçları şöyle sıraladı: “BİR: Açıkhava hapishanesine çevrilen Gazze’ye temel insanî ihtyaçları ulaştırmak. Nedir bunlar? İşte, inşaat malzemeleri, ilaç ve tıbbî malzemeler ile çocuklar için oyun parkı ve oyuncaklar… İKİ: Birkaç yıldır uygulanan insanlıkdışı Gazze ambargosunu dünyanın gündemine taşımak… ÜÇ: Gayr-i meşru, gayr-i insanî, gayr-i ahlakî ve gayr-i hukukî olan bu ambargoyu delmek, ortadan kaldırmak ve Gazze’yi özgürlüğüne kavuşturmak için somut adım atmak…”

 SİYONİST İSRAİL MÜSLÜMANLAR’LA 3 KEZ KARŞI KARŞIYA GELDİ; ÜÇÜNDE DE YENİLDİ

 Siyonist İsrail’in şu ana kadar gerçek mânâda Müslümanlar’la sadece 3 defa karşı karşıya geldiğinin altını çizen ÖYB Genel Sekreteri, TOKAD Yönetim Kurulu Üyesi, İHH Tokat İl Temsilcisi ve Muş Alparslan Üniversitesi Araştırma Görevlisi Doğan Özlük, birinci karşılaşmanın Temmuz 2006’da İsrail’in Lübnan’a yaptığı saldırı ve Hizbullâh karşısında aldığı ağır yenilgi olduğunu belirtti. “2006’daki Hizbullâh – İsrail savaşı ki, Siyonizm’in çok ağır mağlubiyeti ile sonuçlanmıştır” değerlendirmesinde bulunan Özlük, işgal rejiminin yıkılış sürecinin 2006 yılında 33 gün süren ve Hizbullâh’ın kesin zaferiyle sonuçlanan “orantısız güç kullanımlı savaş” olduğu yorumunu yaptı.

 Siyonist İsrail’in Müslümanlar’la ikinci karşılaşmasının Aralık 2009’da Gazze’ye gerçekleştirdiği “Dökme Kurşun” adlı katliâm saldırı olduğuna dikkat çeken araştırmacı – yazar Doğan Özlük, İsrail’in bu saldırıda da yenilgiye uğrayan taraf olduğunu ifade etti. “2009’da HAMAS – İsrail savaşı ki bu savaşta da İsrail savaş öncesi ilân ettiği hiçbir amacına ulaşamıştır” şeklinde konuşan Özlük, “Dökme Kurşun” operasyonunda siyonist İsrail’in dünyanın gözü önünde katliâm yaptığını, çocuk – kadın ayrımı yapmadan mâsum insanları öldürdüğünü, okul – hastane ayrımı yapmadan her yeri bombaladığını hatırlattı. Gazze saldırısında tüm dünyanın İsrail’in vâhşî ve cinayetkâr yüzünü bir kez daha gördüğünü sözlerine ekleyen Özlük, “Ancak ne hazindir ki, aramızdan bazı Müslümanlar bile bunu hâlâ görmüyorlar veya görmek istemiyorlar. Onların İsrail gerçeğini tanıması için İsrail’in daha kaç çocuk öldürmesi gerekiyor?” diye sordu.

İSRAİL HEM SALDIRGAN, HEM DE AHMAK VE KORKAK

Siyonist İsrail’in Müslümanlar’lan son karşılaşmasının Mayıs 2010’daki Mavi Marmara hadisesi olduğu görüşünü ön plana çıkaran Mavi Marmara yolcusu Doğan Özlük, “Özgürlük Filosu – İsrail karşılaşması ki burada da 6 tane sivil toplum kuruluşu, devlet bile değil, 6 tane STK, İsrail’i siyasal ve konjüktürel olarak ağır bir yenilgiye uğrattı” biçiminde konuştu. “Özgürlük Filosu, İsrail’i üç temel noktada yenilgiye uğratmıştır” tezini seslendiren Özlük, devamla şu önemli izahatlarda bulundu: “BİR: Siyasî açıdan, uluslararası ilişkilerde ve politik mücadelede İsrail – en sadık köpeklerinin yanında yer almasının dışında –  yalnız kalmıştır… İKİ: Dünyanın en güçlü ordularından birine ve askerî techizata sahip olduğu söylenen İsrail, denizaltılara, fırkateynlere, hücumbotlara, savaş helikopterlerine ve yüzlerce askerine rağmen bir buçuk saat boyunca, direnişçiler direnişinden vazgeçene kadar gemiye girmeyi başaramıştır. SİLÂHSIZ VE ESİR OLANLAR BİZLER OLDUĞUMUZ HALDE, TEDİRGİN OLANLAR VE KORKANLAR İSRAİL ASKERLERİ İDİ… ÜÇ: Dünyanın en ileri teknolojisine sahip olduğu söylenen İsrail, bir sivil toplum kuruluşunun mühendislerinin düşündüğü ve aldığı alternatif frekans sitemi düşüncesini farkedemeyecek kadar basiretsiz ve ahmak çıkmış, aptallık göstermiştir. Sadece mevcut sistemi çökertmekle yetinmiş, alternatif sistem ihtimalini düşünememiştir bile…” Bu hususların üzerinde dikkatle düşünülmesi gerektiği tavsiyesinde bulunan Özlük, “Birkaç sivil toplum kuruluşu, siyonist İsrail’i hem siyasî, hem askerî, hem de teknolojik olarak yenilgiye uğratmıştır” tesbitini ön plana çıkardı.

 1967 Arap – Siyonist Savaşı’na da değinmeden geçemeyen yazar Doğan Özlük, “1967 Savaşı’nı hem ‘gerçek savaş’ olarak tanımlamak mümkün değil, hem de ‘İsrail – Müslüman Savaşı’ olarak nitelemek” görüşünü savundu. Bunu anlamak için o savaştaki Arap devletlerinin ulusalcı ve korkak kimliklerine bakmak gerektiğini salık veren Özlük, “Zira İsrail’in güyâ karşısında yer alan devletletin hem yöneticileri hem de orduları dünya emperyalizminin ve siyonizminin kuklalarından başka birşey değildiler” değerlendirmesinde bulundu.

 İSLAM İNQILÂBI’NA SELAM OLSUN

 Panelin diğer konuşmacısı olan Mavi Marmara şehîdi Çetin Topçuoğlu’nun eşi, Avrupa Bayanlar Taekwondo Şampiyonu ve Avrupa Bayanlar Poomsae Şampiyonu Çiğdem Topçuoğlu ise İslamî İran halkını selamlayarak başladığı konuşmasında, 1979 yılında İran’da gerçekleşen ve 2 bin 500 yıllık Şâhlık rejimini yıkan İslam Devrimi’nin emperyalizmin 20. yy’da aldığı en büyük yenilgi olduğuna işaret etti. “Ne mutlu sizlere ki, İmam Humeynî gibi bir devrim liderine sahipsiniz. Ne mutlu sizlere ki, Seyyîd Ali Hamaneî gibi bir rehbere sahipsiniz. Ne mutlu sizlere ki, Mahmud Ahmedinejad gibi bir cumhurbaşkanına sahipsiniz” ifadelerini kullanan Mavi Marmara’nın “sembol ismi” Çiğdem Toğçuoğlu, “İmam Humeynî öyle bir devrimcidir ki, O’nun gibi bir insanı dünya bir daha çok zor görür. Rehber Hamaneî öyle bir rehberdir ki, O sadece İranlılar’ı değil, tüm Dünya Müslümanları’nı kucaklayan bir rehberdir. Cumhurbaşkanı Ahmedinejad öyle bir insandır ki, O’ndaki yürek, cesaret, süper güçlere kafa tutan yiğit duruşu, dünyadaki çok az liderde bulunur” şeklinde konuştu.

ŞEHÎD ÇETİN TOPÇUOĞLU MÜKEMMEL BİR İNSANDI

Mavi Marmara gemisinde şehîd olan eşi Çetin Topçuoğlu ile birlikte filoya Adana’dan katıldıklarını belirten Çiğdem Topçuoğlu, gemideki dostluk ve kardeşlik ortamını kelimelerle anlatmanın mümkün olmadığını dile getirerek, İsrail’in aslında dostluk, kardeşlik, barış ve insanlığa saldırı düzenlediği tesbitinde bulundu. Dünya Taekwondo Şampiyonu olan eşi Çetin Topçuoğlu gemide gözlerinin önünde İsrail kurşunlarıyla şehîd edilen, kendisi de Avrupa Taekwondo Şampiyonu olan ve gemide İsrail askerleri tarafından tekme tokat dövülen Çiğdem Topçuoğlu, “Eşim Çetin, her yönden mükemmel bir insandı. Her zaman için yoksullar, düşkünler ve mazlumlar için bir şeyler yapmak isteyen biriydi. Bu filoya büyük bir aşk ve istekle katıldık. Hiçbir menfaatimiz yoktu; kariyer olarak zaten arzuladığımız her şeye sahip olmuştuk” diyen Topçuoğlu, “2009 sonunda İsrail Gazze’ye saldırıp orada çocuk – kadın demeden yüzlerce masum insanı katlettiğinde, evleri, okulları ve hastaneleri bombaladığında Çetin üzüntüsünden uyuyamamıştı. Mavi Marmara gemisiyle o insanlara bir nebze de olsa insanî yardım ulaştırmak, oradaki çocukları sevindirmek fırsatı doğunca çok sevinmiştik. Gazzeli çocuklar hep gözlerimizin önüne geliyordu. Bu heyecanla ve bu insanî duygularla yolculuğa katıldık” sözleriyle konuşmasını sürdüren Mavi Marmara’nın “sembol ismi”, Zamanın Zeynebi, Ümmet’in yiğit kızı Çiğdem Topçuoğlu, İsrail’in filoya müdahale edeceğini tahmin ettiklerini, ancak direk katliâma yönelik böyle gaddar bir saldırı düzenleyeceğini düşünemediklerini ifade etti.

PAYLAŞIMLAR DİNLEYİCİLERİ AĞLATTI

İsrail saldırısı esnasında yaşadıklarını da dinleyicilerle paylaşan Avrupa Bayanlar Taekwondo Şampiyonu ve Avrupa Bayanlar Poomsae Şampiyonu millî sporcumuz Çiğdem Topçuoğlu, saldırı anını ve eşinin şehâdetini şöyle anlattı: “Eşim Çetin’in nöbet tutarken şehîd olduğu yer, aslında benim nöbet yerimdi. Gemidekiler bana geldiler v e orayı terk etmem gerektiğini söylediler; ‘Çiğdem abla sen aşağıya, bayanların yanına git. Gemide bu kadar erkek varken sana burada nöbet tutturur muyuz?’ dediler. Ben itiraz ettim; aşağı gidip oturmayacağımı, muhtemel İsrail saldırısına karşı burada nöbet tutacağımı söyledim. Ne yapsam kabul etmediler, ‘Hayır olmaz, sen bayansın’ dediler. Bunun üzerine ben de onlara şaka yollu olarak ‘Demek öyle haa? O zaman geçin karşıma bakalım! Gelin dövüşelim; vallâh hepinizi tek tek denize dökerim’ dedim. Güldüler; “Abla olmaz” dediler. Baktım çaresi yok; mecburen yerimi bırakmak zorundayım. Onlara dedim ki, “Nöbet yeri kutsaldır. Madem burayı kendime nöbet yeri seçtim, öyle arkama bakmadan terk edemem. Burayı sadece bir kişiye emanet edip bırakabilirim: Dünyada en sevdiğim, en çok güvendiğim insana, eşim Çetin’e.” Onlar da “Tamam” dediler. Gidip eşim Çetin’i kendi nöbet yerinden alıp yanıma getirdiler. Böylece nöbet yerimi eşime bırakıp ayrıldım oradan. İşte eşim Çetin, tam da orada, kendisine emanet ettiğim yerde nöbet tutarken İsrail kurşunlarına hedef olarak şehîd oldu.”

Şehîd Çetin Topçuoğlu’nun eşi Çiğdem Topçuoğlu’nun paylaştığı bu olay salonda hüzün dolu anların yaşanmasına sebep oldu. Bazı dinleyiciler gözyaşlarına hâkim olamayıp ağladılar.

 İbrahim Sediyani

 

Leave a comment